Sosyal Medya
**8*

Ticaret Savaşları, küresel hegemonya ve Türkiye’nin payı

9 Mayıs 2019

Syracuse’de son gecemi bir dilim Amerikan pizzası (450 gram salça, peynir ve et, ekmek bulamazsınız içinde), şekersiz Ice Tea ve YouTube’da dört yılda sadece 564 tık alan bir scifi-zombi-horror-porn filmi seyrederek kutladım. Bir kaç saat sonra AmTrack treniyle (yolculuktan sağ kurtulma şansım %55 civarında) New York City’ye geçip, fon yöneticileri ve bilumum uzmanları ziyaret edeceğim.

 

Onlara anlatacağım hikaye Türkiye’nin uzun soluklu bir siyasi dengeszilik ortamına girdiği. Erdoğan’ın iktidarı bitebilir, ama AKP’nin bitmedi.  Erdoğan ya ortodoks ekonomi ve IMF programını benimseyip Batı’yla bir kez daha dost ve müttefik olacak, ya da kendi partisi tarafından alaşağı edilecek. Erdoğan gibi savaşçı bir lider de kolay teslim olmaz.

Türkiye açısında  beni en çok ürküten bu iktidar kavgası, ne seçimler ne de S-400 ve Suriye meseleleri. Kendi iç kavgasına odaklanmış bir AKP, Ticaret Savaşları olarak nitelendirilen ama aslında ABD-Çin ve Rusya arasındaki küresel hegemonya güreşinin kodlarını okuyamadığı gibi, safını da geç tayin edebilir. Hatalar, hem siyasi hem de ekonomik olarak çok ağır zarar getirebilir.

 

Ticaret Savaşı Trump’ın hödük beyninden çıkan Çin’in hızlı büyümesinin önüne geçmek için kullanılan aptalca bir silah. Çünkü Amerikan halkını da vurduğu gibi çevredeki günahsızları dinamit yemiş balık gibi beli havada su yüzüne atıyor. Fakt, ABD derin devlet müessesi açısından Ticaret Savaşları elverişli bir araç, çünkü arkasında yatan  çok cepheli global hükümranlık kavgasını gizliyor. Trump’ın Putin aşkı ve Özel Savcı Mueller’ın ne sonuç verdiği hala anlaşılamayan Trump’ın seçim kampanyası ekibinin Rusya’yla ilişkileri soruşturması da öyle. ABD açısından Putin Xi Jinping’e göre çok daha tehlikeli bir düşman ve  muhakkak halledilecek.

 

Size bu savaşın sonunu hemen söyleyeyim. ABD kazanacak. Çünkü yakın tarihte bütün savaşları demokratik ülkeler kazanmıştır.  Almanya’nın 1 ve 2ci Dünya Savaşları’nda hezimeti ve Sovyet Bloğu’nun 10 yıldan kısa sürede tarih sahnesinde çekilmesi Rus ve Çinliler’e ders olmadı.

Rusya, Çin, İran ve Türkiye’nin ortak bir yanlış stratejik teşhisi var. ABD’nin küresel güç liginde göreceli olarak gerilemesini mutlak bir gerileme olarak okuyorlar. Internet, teknolojik inkişaf, serbest sermaye akımları, globalleşen ticaret-tedarik zincirleri, kar bulduğu her yere giden finansal sermaye sayesinde  az gelişmiş ülkeler Gelişmiş Ülkeler’le aradaki farkı çok hızlı kapattılar. Ama bir ülkenin Orta Gelir Tuzağı’ndan kurtulup Üst Gelir Grubu’na terfisi için demokrasi ve serbest piyasa şart.

 

9/11 faciası ve 2008-2009 Büyük Finansal Krizi ABD’nin kendini güvenini yitirmesi, içine kapanması ve Trump gibi bir hıyarı başkan seçmesi sonucunu doğurdu.  Çin ve Rusya’ya ABD’yle baş edebileceklerini düşündüren de bu özgüven kaybı ve özgür basın sayesinde bunun çok açık ve yüksek sesle ifadesidir. Halbuki biraz tarih bilenler ABD’nin Büyük Depresyon ortasında şahlanıp Almanya ve Japonya’yı altettiğini, Pearl Harbor’dan 2  sene sonra Japonya’yı imha edecek filo kurduğunu, 1960’larda Ruslara uzay yarışında papuç koklattığını, Rusya’nın Reagan’ın silahlanma hamlesiyle mali-teknolojik olarak başa çıkamadığını, 1980’lerde onunla boy ölçüşmeye kalkan Japonya’nın bugün ölüm döşeğinde olduğunu hatırlamıyorlar.

 

Size çok kaba bir Amerikan uşaklığı gibi kokan bu paragraflar ilmi bir gerçektir. Rusya ve Çin denize çıkışını NATO ve ABD’nin tuttuğu kara imparatorluklarıdır. Halklarının önemli bölümü köle olarak yaşar ve gönüllü savaşmaz. Her ikisi de ABD’den çok daha hızlı ihtiyarlıyorlar. ABD ambargo koyduğu takdirde bir çok stratejik alanda kendi teknolojilerini üretemezler.  Olası bir sıcak savaşta sanayi-teknoloji kapasitelerini askeri yönden mobilize ve organize etme kapasiteleri ABD’ye nazaran fevkalade düşüktür.  ABD hem tarım hem enerjide dışa bağımlı değildir. Bu listeyi sayfalarca uzatabilirim.

 

Ama mevzu savaşı kimin kazanacağından çok, Türkiye’nin bu savaşta alması gereken konumdur. Ankara uzun vadeli global güç dinamiğini benim gibi okuyor mu, emin değilim.  Sanırım hala düşman güçler arasında hip-hop dansı yaparak “esnek dış politikayla” hem nalından heme mıhından yararlanacağını düşünüyor. Bu imkansız.

 

ABD açısından Rusya’yı köşeye sıkıştırmak için Venezuela ve İran’ın oyun dışı bırakılması şart. Halen Maduro rejimini altın karşılığı gıda ticareti ile ayakta tutan ülkelerden biri biziz. Türkiye yan çizdiği takdirde İran’a koyulan ambargoların da zerre kadar hükmü olmaz. Rıza Sarraf vakası bunu çok açık bir şekilde ispatladı. Suriye ne Rusya ne de İran’a bırakılamaz.  Daha da geniş bakalım olaya.

Türkiye coğrafi olarak Kafkaslar, Balkanlar ve Orta Doğu’nun giriş kapısıdır. Bu coğrafyayı kaybeden andığım  bölgelere kolay güç  yansıtamaz.

Sonuç olarak Türkiye taraf seçmeye zorlanacak.  Zorlanıyor da zaten. ABD Doğu Akdeniz’de İsrail-Rum-Yunan-Mısır kampını desteklemeye başladı birden. İdlib’te Esad’ın taciz saldırıları hız kazandı aniden.  S-400’ler ABD ve NATO açısından, 23 Haziran seçimlerinin şeffaf ve adil biçimde yapılması ise AB açısından Türkiye’nin Batı İttifakı’na sadakat sınavı. Bu sınavı veremezsek “Hadi güle güle” demeyecekler bize.

Sevgili Başkanım Erdoğan başımıza yıldırım düşse ”dış güçlerin ekonomik sabotajı” diyor. Daha siz ekonomik sabotaj görmediniz.  Nefesimizi keserler, makattan oksijen çekmeye başlarız.  Diplomasi değerler değil realiteler ve çıkarlar üzerinden yapılır. Başkanım Erdoğan’ın bu gerçeği kavrayıp partisi içinde başlayan isyanı bastırmak  avantaj olarak kullanacağını düşünüyorum.

 

Yoksa?  Önce “Rahip  Brunson’ın Dönüşü”, sonra “Pompei’nin Son Günler” vizyona girecek.

 

Websitemi ziyaret ederek bu mübarek ayda bir garibanı sevindirebilirsiniz.  İşte adresi

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları