Dolar/TL49,73
0.02%
Euro/TL55,76
0.02%
Gram Altın6.431,01
0.92%
BIST 10011.099,46
1.08%
Brent Petrol$111,37
2.49%
Gümüş/Ons$53,80
2.20%
Gedik Yatırım
Dünya Ekonomisi

Savaş, yüksek faiz ve borç krizine rağmen küresel ekonomi ayakta: IMF'den 2027 için büyüme mesajı

IMF, küresel ekonominin 2027'de yüzde 3,4 büyümesini bekliyor. İran savaşı, yüksek faizler ve kamu borçları yeni kriz risklerini artırıyor.

23 Ekim 2026

Savaş, yüksek faiz ve borç krizine rağmen küresel ekonomi ayakta: IMF'den 2027 için büyüme mesajı

İran savaşı, yükselen petrol fiyatları, sıkı para politikaları ve kamu borçlarına ilişkin endişelere rağmen küresel ekonomi beklenenden daha dirençli bir performans sergiliyor. Uluslararası Para Fonu (IMF), dünya ekonomisinin 2026'da yüzde 3,1, 2027'de ise yüzde 3,4 büyüyeceğini öngörüyor. ABD ve Çin büyümenin başlıca destekçileri olmayı sürdürüyor. Ancak artan tahvil faizleri, hükümetlerin yeni bir krize müdahale kapasitesini sınırlarken, merkez bankalarının omuzlarındaki yükü ağırlaştırıyor. Asıl soru, küresel ekonominin bir sonraki büyük şoku nasıl karşılayacağı.

Küresel ekonomi beklenenden daha dayanıklı çıktı

Dünya ekonomisi son yıllarda peş peşe gelen şoklara rağmen büyümeye devam ediyor.

ABD'nin yüksek gümrük tarifeleri, İran savaşı, enerji fiyatlarındaki sert yükseliş ve gelişmiş ülkelerde faiz oranlarının yüksek seyretmesi, ekonomik faaliyetleri beklenenden daha sınırlı etkiledi.

Üstelik yapay zekâ teknolojilerine yönelik yatırımlar, özellikle ABD'de büyümenin önemli kaynaklarından biri haline geldi.

Veri merkezleri, gelişmiş yarı iletkenler, enerji altyapısı ve iletişim ağlarına yönelik yatırımlar, yüksek finansman maliyetlerine rağmen hız kesmedi.

Bununla birlikte küresel ekonominin güçlü görünümü, risklerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Enerji fiyatlarındaki artış hanehalklarının satın alma gücünü aşındırırken, aşırı hava olayları tarım ürünleri ve diğer emtia fiyatlarını yükseltiyor.

Bazı politika yapıcılar ise yapay zekâ yatırımlarının ekonomik getirilerinin, bu alana yönlendirilen devasa sermayeyi haklı çıkarıp çıkarmayacağını sorguluyor.

Dolayısıyla küresel ekonomi bugün büyümeyi sürdürse de bu dayanıklılığın ne kadar devam edeceği belirsiz.

IMF: Dünya ekonomisi 2027'de yüzde 3,4 büyüyecek

IMF'nin Bangkok'taki yıllık toplantılarında açıkladığı yeni tahminler, küresel büyüme görünümünde sınırlı bir iyileşmeye işaret ediyor.

Fonun tahminlerine göre:

  • 2026 küresel büyüme: Yüzde 3,1

  • 2027 küresel büyüme: Yüzde 3,4

  • 2027 Çin büyümesi: Yüzde 4,0

IMF, 2026 yılına ilişkin küresel büyüme tahminini önceki beklentilerine kıyasla hafifçe yukarı yönlü güncelledi.

ABD ekonomisinin de önceki tahminlerden biraz daha güçlü büyümesi bekleniyor.

Çin için öngörülen yüzde 4'lük büyüme oranı ise değiştirilmedi.

Buna karşılık gelişmiş ülkelerdeki tahvil satışlarının merkezinde bulunan Fransa'nın ekonomik görünümü zayıfladı.

IMF'nin tahminleri küresel ekonomide güçlü bir canlanmadan çok, en kötü senaryoların henüz gerçekleşmemiş olduğunu gösteriyor.

İran savaşı ve petrol şoku büyümeyi durduramadı

Bir yıl önce küresel piyasaların gündeminde ABD'nin yüksek ithalat tarifeleri ve doların uluslararası finans sistemindeki geleceğine ilişkin endişeler bulunuyordu.

Yatırımcılar, ABD varlıklarından çıkışın hızlanabileceği ve doların küresel konumunun zayıflayabileceği ihtimalini tartışıyordu.

Ancak piyasalarda bir dönem öne çıkan Sell America eğilimi kalıcı hale gelmedi.

ABD'nin İran'a yönelik askeri saldırılarının ardından petrol fiyatlarında yaşanan yükseliş de küresel büyüme beklentilerini tamamen bozmadı.

Bununla birlikte enerji şokunun etkileri ülkeler arasında eşit dağılmıyor.

Petrol ithalatına bağımlı ekonomilerde yükselen enerji maliyetleri enflasyonu artırırken, tüketicilerin harcanabilir gelirini azaltıyor.

Enerji ihracatçısı ülkeler ise yüksek fiyatlardan belirli ölçüde yararlanabiliyor.

Küresel büyümenin devam etmesi, bu maliyetlerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Küresel büyümeyi yüzde 3'ün altına indirmek kolay değil

IMF tahminleri, dünya ekonomisinin büyük şoklar yaşanmadığı dönemlerde yüzde 3 civarında büyümeyi sürdürebildiğini gösteriyor.

Küresel ekonomiyi bu seviyeden belirgin biçimde aşağı çekmek için genellikle çok büyük finansal veya ekonomik krizler gerekiyor.

Örneğin COVID-19 salgını sırasında dünya ekonomisi yüzde 2,7 daraldı.

2008 küresel finans krizinin ardından da dünya üretimi hafifçe negatif bölgeye geçti.

Bugünkü görünüm ise bu iki kriz döneminden önemli ölçüde farklı.

İran savaşı ve yüksek faizler ekonomik faaliyetleri baskılasa da küresel üretimde henüz benzer ölçekte bir çöküş yaşanmadı.

Ancak mevcut büyüme tahminlerinin gerçekleşmesi, ekonomi yönetimlerinin ciddi politika hatalarından kaçınmasına bağlı.

Merkez bankaları enflasyonla mücadeleyi sürdürüyor

Küresel ekonominin dayanıklılığı, merkez bankalarının para politikasını gevşetmesini de zorlaştırıyor.

Birçok ülkede enflasyon hâlâ hedeflerin üzerinde bulunuyor.

Enerji fiyatlarındaki yükseliş ise enflasyonun yeniden hızlanabileceğine ilişkin endişeleri artırıyor.

ABD Merkez Bankası'nın (Fed), geçen ay gerçekleştirdiği faiz artışının ardından yeni bir artırıma gitmesi bekleniyor.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) ile Hindistan ve Avustralya merkez bankalarından da enflasyon risklerine karşı sıkı para politikasını destekleyen mesajlar geliyor.

Bu durum, küresel ekonominin ilginç bir ikilemle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Büyüme dirençli kaldıkça merkez bankalarının faizleri yüksek tutmak için gerekçeleri güçleniyor.

Ancak yüksek faizlerin uzun süre korunması, şirketlerin ve hükümetlerin borçlanma maliyetlerini artırarak gelecekteki büyümeyi zayıflatabilir.

Dolayısıyla bugünkü dayanıklılık, yarının risklerini tamamen ortadan kaldırmıyor.

Asıl sorun: Yeni kriz çıktığında hükümetlerin parası kalacak mı?

Küresel ekonomi açısından en büyük tehlikelerden biri, gelişmiş ülkelerin kamu maliyesindeki bozulma.

2008 finans krizi ve COVID-19 salgını sırasında hükümetler büyük ölçekli harcama programları ve mali desteklerle ekonomilerini ayakta tutmaya çalıştı.

Merkez bankaları da faizleri düşürerek ve finansal piyasalara likidite sağlayarak krizlere müdahale etti.

Ancak bugün koşullar farklı.

Birçok gelişmiş ülkede kamu borçları yüksek seviyelerde bulunuyor.

Bütçe açıkları sürerken devlet tahvillerinin getirileri de önemli ölçüde yükseldi.

Bu nedenle hükümetlerin yeni bir kriz sırasında büyük miktarda borçlanarak ekonomiyi destekleme kapasitesi geçmişe kıyasla daha sınırlı olabilir.

Özellikle tahvil piyasalarının mali disipline ilişkin kuşkuları, hükümetlerin hareket alanını daraltıyor.

Kamu borcunun sürdürülebilirliğine yönelik güven kaybı, devletlerin borçlanma maliyetlerini daha da artırabilir.

Bu da yeni bir krize karşı uygulanabilecek mali teşvik programlarının maliyetini yükseltir.

Fransa, gelişmiş ülkelerin borç sorununda uyarı işareti

Kamu maliyesine ilişkin endişelerin en belirgin biçimde görüldüğü ülkelerden biri Fransa.

Fransız devlet tahvillerinde yaşanan sert satışlar, uzun vadeli faizlerin yükselmesine neden oldu.

Ülkede öğrencilerin de katıldığı protestolar, ekonomik ve siyasi gerilimlerin arttığını gösteriyor.

Fransa'nın büyüklüğü, olası bir borç krizinin Avrupa açısından yaratabileceği riskleri artırıyor.

Yunanistan veya Portekiz gibi daha küçük ekonomilere yönelik geçmiş kurtarma programlarıyla karşılaştırıldığında, Fransa'nın karşılaşabileceği ciddi bir finansman krizinin yönetilmesi çok daha zor olabilir.

Bu nedenle Fransız tahvil piyasasındaki gelişmeler yalnızca ülke ekonomisini değil, Avrupa finansal sisteminin tamamını ilgilendiriyor.

Fransa örneği, gelişmiş ülkelerin kamu borçlarının artık piyasalar tarafından koşulsuz biçimde güvenli kabul edilmediğini de ortaya koyuyor.

Bir sonraki krizde yük merkez bankalarına kalabilir

Eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi'nin geçmişte kullandığı ne gerekiyorsa yapılacak yaklaşımı, finansal krizlere karşı güçlü bir güven mesajı olarak hatırlanıyor.

Ancak benzer bir yaklaşımın gelecekte uygulanması daha zor olabilir.

Çünkü hükümetlerin bütçe kaynakları sınırlanırken, merkez bankaları da yüksek enflasyonla mücadele ediyor.

Yeni bir ekonomik daralma yaşandığında maliye politikası yeterli desteği sağlayamazsa, krizle mücadelede asıl yük yeniden merkez bankalarının üzerine kalabilir.

Ancak enflasyonun yüksek olduğu bir ortamda faizleri hızla düşürmek veya büyük ölçekli parasal genişlemeye başvurmak da yeni sorunlar yaratabilir.

Bu nedenle bir sonraki küresel krizin yönetimi, 2008 veya 2020 dönemlerine kıyasla daha karmaşık olabilir.

Singapur Cumhurbaşkanı: Tahvil krizi reform için fırsat olabilir

Singapur Cumhurbaşkanı Tharman Shanmugaratnam, tahvil piyasalarındaki gerilimin hükümetler açısından olumlu bir sonuç da doğurabileceğini düşünüyor.

2007-2009 küresel finans krizi sırasında Singapur Maliye Bakanı olarak görev yapan ve daha önce ülkenin merkez bankasını da yöneten Shanmugaratnam'a göre yükselen borçlanma maliyetleri, siyasi liderleri kamu maliyesini düzeltmeye zorlayabilir.

Singapur Ulusal Üniversitesi'nde IMF Başkanı Kristalina Georgieva ile katıldığı panelde konuşan Shanmugaratnam, bütçe konusunda zor kararların çoğu zaman ciddi ekonomik sonuçların ortaya çıkma ihtimali belirginleştiğinde alınabildiğini söyledi.

Bu nedenle tahvil piyasalarındaki baskının, hükümetleri harcamalarını ve borç politikalarını yeniden değerlendirmeye yöneltmesi mümkün.

Georgieva ise küresel borçların artışına dikkat çekerek Led Zeppelin'in ünlü şarkısına gönderme yaptı.

IMF Başkanı, yükselen borçların oluşturduğu merdivenin cennete çıkmadığı mesajını verdi.

Her iki değerlendirme de küresel ekonominin geleceğinde kamu maliyesinin belirleyici rol oynayacağını gösteriyor.

Bangkok'tan tarihsel uyarı: 1997 Asya krizini kimse beklemiyordu

IMF'nin yıllık toplantılarının Bangkok'ta yapılması, küresel ekonomi açısından tarihsel bir hatırlatmayı da beraberinde getiriyor.

Fonun Tayland'da gerçekleştirdiği önceki büyük toplantı 1991 yılındaydı.

O dönemde Asya ekonomileri hızlı büyümenin eşiğindeydi.

Sovyetler Birliği'nin dağılması, küreselleşmenin hızlanması ve uluslararası ticaretin genişlemesi, dünya ekonomisine ilişkin iyimserliği güçlendiriyordu.

Tayland ve komşu ülkelerin uzun yıllar boyunca yüksek büyüme kaydetmesi bekleniyordu.

Ancak birkaç yıl sonra bölge, tarihinin en ağır finansal krizlerinden biriyle karşılaştı.

1997 Asya finans krizini tetikleyen gelişme, Tayland'ın bahtın değerini korumaya yönelik müdahalelerinden vazgeçmesi oldu.

Para birimindeki sert değer kaybı kısa sürede bölgedeki diğer ekonomilere yayıldı.

Sermaye çıkışları, şirket iflasları ve bankacılık sorunları birçok Asya ülkesini derin bir durgunluğa sürükledi.

1991 yılında hâkim olan iyimser ortam, 1997 krizinin büyüklüğünü öngörmeye yetmemişti.

Bugünkü küresel büyüme tahminlerini değerlendirirken de benzer bir ihtiyat gerekiyor.

ANALİZ: Küresel ekonomi dirençli, ama krizlere karşı savunması zayıflıyor

IMF'nin 2027 yılı için yüzde 3,4 büyüme öngörmesi, küresel ekonominin İran savaşı ve yüksek faizlere rağmen ayakta kalabildiğini gösteriyor.

ABD ve Çin'deki büyüme, yapay zekâ yatırımları ve ekonomik faaliyetin genel dayanıklılığı olumlu gelişmeler.

Ancak bu görünümün arkasında giderek büyüyen kırılganlıklar bulunuyor.

Birincisi, enerji fiyatlarının yüksek seyretmesi enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor.

İkincisi, yapay zekâ yatırımlarının hızla artması büyümeyi desteklerken, bu yatırımların finansmanında oluşabilecek sorunlar yeni bir finansal risk kaynağı yaratıyor.

Üçüncüsü, gelişmiş ülkelerin kamu borçları ve yükselen tahvil faizleri, gelecekte uygulanabilecek mali teşviklerin kapsamını sınırlıyor.

Dördüncüsü, merkez bankaları enflasyonla mücadele etmek zorunda oldukları için olası bir ekonomik daralmaya geçmişteki kadar hızlı müdahale edemeyebilir.

Bu nedenle dünya ekonomisinin karşı karşıya olduğu temel sorun, bugün büyümenin yüzde 3,1 mi yoksa yüzde 3,4 mü olacağı değil.

Asıl mesele, bir sonraki büyük ekonomik veya finansal şok yaşandığında hükümetlerin ve merkez bankalarının bu krizi yönetmek için yeterli araçlara sahip olup olmayacağı.

1997 Asya finans krizinin gösterdiği gibi, güçlü büyüme tahminleri finansal kırılganlıkların birikmesini engellemiyor.

Küresel ekonomi bugün sağlam görünüyor. Ancak bu dayanıklılığın kalıcı olup olmayacağını büyüme rakamlarından çok, kamu borçlarının sürdürülebilirliği, kredi piyasalarının sağlığı ve ekonomi yönetimlerinin alacağı kararlar belirleyecek.

Japan Times

Güldem Atabay ve Atilla Yeşilada tarafından kaleme alınan GADT Raporlarına abone olmak ister misiniz?

Bize e-mail atın: istanbulanalytics@gmail com

Raporlar ücretlidir, yatırım önerisi içermez.

Piyasalarda yalnız değilsiniz

Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.

Uzman Desteğine Göz Atın
Paylaş

İlgili Haberler