Dolar/TL47,90
0.08%
Euro/TL55,55
0.31%
Gram Altın6.860,77
0.48%
BIST 10014.082,10
0.64%
Brent Petrol$88,62
0.11%
Gümüş/Ons$65,86
1.16%
Gedik Yatırım
Dünya Ekonomisi

Fed Faiz Artırıyor, Gelişen Piyasalar Direniyor

Fed faiz artırırken gelişen piyasalar dirençli kalıyor. Yüksek reel faizler, görece güçlü mali dengeler ve yatırımcı ilgisi gelişen ülkelere destek sağlıyor.

20 Ekim 2026

Fed Faiz Artırıyor, Gelişen Piyasalar Direniyor
Bu Kez ABD Hapşırınca Dünya Nezle Olmuyor

ABD Merkez Bankasının (Fed) yeniden faiz artırmaya başlaması, geçmişte gelişmekte olan ülkeler için ciddi bir tehdit oluştururdu. Ancak bu kez tablo farklı. Yüksek reel faizler, görece güçlü ekonomik büyüme ve gelişmiş ülkelerde giderek ağırlaşan kamu borcu sorunları, yatırımcıların gelişen piyasalara bakışını değiştiriyor. Reuters analizine göre Fed'in sıkılaştırma döngüsüne rağmen gelişmekte olan ülke merkez bankaları faiz artırmak zorunda kalmayabilir. Hatta bazıları önümüzdeki yıl faiz indirimlerine başlayabilir.

Fed artık dünyanın merkez bankası değil mi?

Küresel finans piyasalarında uzun yıllardır geçerli olan bir kural vardı: Fed faiz artırdığında gelişmekte olan ülkeler de onu izlemek zorunda kalırdı.

ABD faizlerindeki yükseliş doların güçlenmesine, gelişen ülkelerden sermaye çıkışına ve yerel para birimlerinin değer kaybetmesine neden olabiliyordu.

Bu ülkelerin merkez bankaları, ekonomik büyüme zayıf olsa bile döviz kurlarını korumak ve sermaye çıkışını önlemek amacıyla faiz artırmak zorunda kalıyordu.

Bu nedenle Fed için sıklıkla “dünyanın merkez bankası” ifadesi kullanılıyordu.

Ancak Reuters'ın değerlendirmesine göre 2026 yılında bu geleneksel ilişki zayıflamaya başladı.

Fed faiz artırırken birçok gelişmekte olan ülke merkez bankası aynı yönde hareket etmiyor.

Bunun temel nedenleri arasında gelişen ekonomilerin beklenenden dirençli büyümesi, yüksek faizlerin sağladığı koruma ve gelişmiş ülkelerdeki mali sorunlar bulunuyor.

Kısacası ABD hapşırıyor, ancak gelişen piyasalar henüz nezle olmuyor.

Gelişen piyasaların en büyük avantajı yüksek reel faizler

Gelişmekte olan ekonomiler de küresel risklerden muaf değil.

İran savaşı ve enerji fiyatlarındaki yükseliş, ticaret anlaşmazlıkları, jeopolitik gerilimler ve yapay zekâ hisselerinde olası bir sert düzeltme, bu ülkelerin karşı karşıya olduğu başlıca tehditler.

Ancak birçok gelişen ekonominin önemli bir avantajı bulunuyor: Faiz oranları zaten yüksek.

State Street verilerine göre gelişen piyasa tahvillerinin ağırlıklı ortalama 10 yıllık getirisi eylül sonunda yüzde 6,45'e yaklaşarak son beş yılın en yüksek seviyelerinden birine ulaştı.

Enflasyondan arındırılmış ortalama tahvil getirileri ise yüzde 3'e yakın seyrediyor.

Bu oranlar tarihsel açıdan oldukça yüksek.

Yüksek reel faizler, yatırımcıların yerel para birimi cinsinden varlık tutmasını teşvik ederken merkez bankalarının kredibilitesini ve döviz kurlarını destekliyor.

Böylece Fed faiz artırsa bile gelişen ülkelerin kendi faizlerini yükseltme zorunluluğu azalıyor.

Bank of America: Gelişen ülkelerde faizler zaten fazla yüksek

Bank of America stratejistleri, gelişmekte olan ülkelerde kısa vadeli faizlerin önemli ölçüde yükseldiğine dikkat çekiyor.

Bankaya göre piyasa fiyatlamalarının ima ettiği 2027 politika faizleri, Çin dışındaki bütün büyük gelişen ekonomilerde ekonomik faaliyeti kısıtlayıcı seviyelerde bulunuyor.

Bu durum, gelişen ülke merkez bankalarının gerektiğinde faiz indirimine gidebileceği anlamına geliyor.

State Street stratejistleri de bu ay yayımladıkları değerlendirmede gelişmekte olan ülkelerde yaygın bir parasal sıkılaştırma dalgasının olası görünmediğini belirtti.

Dolayısıyla Fed'in faiz artırması, gelişen piyasalarda otomatik olarak yeni bir sıkılaştırma döngüsüne yol açmayabilir.

Bununla birlikte ülkeler arasında önemli farklılıklar bulunuyor.

Bazı ekonomiler yüksek enerji fiyatlarına, bazıları dolar cinsi borçlarına, bazıları ise sermaye çıkışlarına karşı daha kırılgan.

Gelişmiş ülkelerin borç sorunu yatırımcıları düşündürüyor

Reuters analizinin en dikkat çekici tespitlerinden biri, gelişen ve gelişmiş ekonomiler arasındaki mali görünüm farkının değişmesi.

ABD, Japonya, İngiltere ve birçok Euro Bölgesi ülkesinde yüksek kamu borcu ve bütçe açıkları yatırımcıların endişelerini artırıyor.

Bu kaygılar, gelişmiş ülkelerin uzun vadeli tahvil faizlerini son on yılların en yüksek seviyelerine taşıdı.

Buna karşılık birçok gelişmekte olan ekonomi, kamu maliyesini daha kontrollü yönetmeye çalışıyor.

Uluslararası Para Fonunun (IMF) tahminlerine göre gelişen ekonomilerin toplam kamu borcunun GSYH'ye oranı bu yıl yüzde 77,2 düzeyinde olacak.

Bu oranın beş yıl içinde yüzde 86,2'ye yükselmesi bekleniyor.

Gelişmiş ekonomilerde ise kamu borcunun GSYH'ye oranının bu yıl yüzde 108,2, beş yıl sonra yüzde 114,8 olması öngörülüyor.

Kamu borcu / GSYH2026Beş yıl sonrasıGelişen ekonomiler%77,2%86,2Gelişmiş ekonomiler%108,2%114,8

Elbette gelişen ülkeler, gelişmiş ekonomilere kıyasla daha düşük borç taşıma kapasitesine sahip olabiliyor.

Ancak gelişen ülkelerde borç oranlarının görece kademeli yükselmesi, piyasalarda şimdilik yaygın bir alarm yaratmıyor.

Bu nedenle yatırımcılar artık yalnızca gelişen piyasaların risklerini değil, gelişmiş ülkelerin bozulan kamu maliyesini de sorguluyor.

Yatırımcılar gelişen piyasa hisselerine yöneliyor

Bu değişim, uluslararası yatırımcıların portföy tercihlerine de yansıyor.

JPMorgan'ın geçen hafta Bangkok'ta düzenlenen IMF-Dünya Bankası toplantıları sırasında gerçekleştirdiği ankete göre yatırımcıların yüzde 33'ü gelişen piyasa hisselerini tercih ediyor.

Gelişmiş ülke hisselerini tercih edenlerin oranı ise yüzde 26.

Bank of America'nın son küresel fon yöneticileri anketi de benzer bir tablo ortaya koyuyor.

Ankete katılanların net yüzde 34'ü gelişen piyasa hisselerinde gösterge ağırlığının üzerinde pozisyon taşıyor.

Bu oran eylülde yüzde 38'di.

Dolayısıyla gelişen piyasalara yönelik iyimserlik bir miktar azalsa da güçlü kalmaya devam ediyor.

Ancak bu yoğun ilginin kendisi de risk yaratıyor.

Bank of America'nın anketinde gelişen piyasa hisselerinde uzun pozisyon almak, yatırımcıların en fazla yığıldığı işlemler arasında bulunuyor.

Piyasa koşullarının bozulması durumunda bu pozisyonların hızla azaltılması sert satışlara yol açabilir.

Gelişen piyasa tahvilleri ABD tahvillerinden daha sakin

Gelişen ülkelerin tahvilleri, kredi ve kur riskleri nedeniyle geleneksel olarak ABD Hazine tahvillerinden daha riskli kabul ediliyor.

Bu nedenle daha yüksek getiri sunmaları şaşırtıcı değil.

Ancak son yıllarda ilginç bir gelişme yaşandı.

Reuters'ın iShares gelişen piyasa tahvil ETF'si EMB ile uzun vadeli ABD Hazine tahvili ETF'si TLT üzerinden yaptığı karşılaştırmaya göre gelişen piyasa tahvillerinin gerçekleşen fiyat oynaklığı birkaç yıldır ABD Hazine tahvillerinin altında seyrediyor.

Bu durum, ABD tahvil piyasasında artan belirsizliğin boyutunu gösteriyor.

Yine de düşük geçmiş oynaklık, gelişen piyasa tahvillerinin gelecekte daha güvenli olacağı anlamına gelmiyor.

Endonezya uyarısı: Her gelişen ülke aynı değil

Gelişen piyasalara yönelik olumlu tablo bütün ülkeler için geçerli değil.

Endonezya'da yaşanan son piyasa çalkantısı, ülkelere özgü risklerin ne kadar ciddi olabileceğini gösterdi.

Ancak Reuters analizine göre Endonezya gibi örnekler, gelişen piyasa varlıklarının tamamının aynı risklerle karşı karşıya olduğu anlamına gelmiyor.

Nitekim gelişen ülkelerin para politikaları da birbirinden ayrışıyor.

Brezilya ve Meksika gibi çekirdek enflasyonun görece düşük olduğu ve beklentilerin kontrol altında bulunduğu ülkelerde faiz indirimleri uygulanıyor.

Güney Afrika ve Güney Kore gibi ekonomilerde ise kur zayıflığı veya enflasyon baskılarına karşı faiz artırımları gündeme geliyor.

Bazı merkez bankaları da mevcut faiz seviyelerini koruyarak gelişmeleri izlemeyi tercih ediyor.

Dolayısıyla gelişen piyasaları tek bir yatırım kategorisi olarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir.

Türkiye açısından ne anlama geliyor?

Reuters'ın çizdiği genel tablo, Türkiye açısından da önemli sonuçlar içeriyor.

Türkiye, yüksek nominal ve reel faizleri sayesinde uluslararası yatırımcılara getiri avantajı sunan ülkeler arasında yer alıyor.

Fed'in faiz artırdığı bir dönemde gelişen piyasalara yönelik yatırımcı ilgisinin korunması, Türkiye'nin dış finansman koşulları açısından olumlu olabilir.

Özellikle TL carry trade işlemleri ve Türk eurobondları, küresel yatırımcıların gelişen piyasalarda getiri arayışından yararlanabilir.

Ancak Türkiye'nin yüksek enerji ithalatı, enflasyonla mücadelede devam eden zorluklar ve yatırım fonu krizinin yarattığı finansal belirsizlikler, ülkeye özgü riskler oluşturuyor.

Bu nedenle gelişen piyasalara yönelik genel iyimserliğin Türkiye'ye aynı ölçüde yansıyacağı garanti değil.

TCMB'nin faiz indirimlerine devam edebilmesi de yalnızca Fed'in politikalarına değil, enflasyonun seyrine, döviz kuruna ve finansal istikrara bağlı olacak.

Sonuç: Fed'in küresel piyasalardaki etkisi azalıyor mu?

Reuters'ın değerlendirmesi, küresel finans piyasalarında önemli bir değişime işaret ediyor.

Geçmişte Fed'in faiz artırması gelişen ülkelerde neredeyse otomatik olarak sermaye çıkışı ve faiz artışı baskısı yaratıyordu.

Bugün ise birçok gelişen ekonomi yüksek reel faizler, daha güçlü politika çerçeveleri ve görece yönetilebilir kamu borçları sayesinde daha fazla hareket alanına sahip.

Öte yandan gelişmiş ülkelerin yüksek borç yükü ve mali kırılganlıkları, yatırımcıların geleneksel güvenli limanlara bakışını da etkiliyor.

Ancak bu değişimi Fed'in küresel etkisinin sona ermesi şeklinde yorumlamak için erken.

Doların uluslararası finans sistemindeki ağırlığı ve gelişen ülkelerin dış finansman ihtiyaçları, ABD para politikasını hâlâ belirleyici kılıyor.

Asıl değişim, gelişen piyasa merkez bankalarının Fed'i geçmişte olduğu kadar yakından takip etmek zorunda kalmaması.

Küresel yatırımcılar açısından bu gelişme yeni fırsatlar yaratıyor. Fakat gelişen piyasalara yönelik yoğun pozisyonlanma, olası bir riskten kaçış döneminde yeni kırılganlıklar da doğurabilir.

Kaynak: Reuters köşe yazısı.

Güldem Atabay ve Atilla Yeşilada tarafından kaleme alınan GADT Raporlarına abone olmak ister misiniz?

Bize e-mail atın: istanbulanalytics@gmail com

Raporlar ücretlidir, yatırım önerisi içermez.

Piyasalarda yalnız değilsiniz

Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.

Uzman Desteğine Göz Atın
Paylaş

İlgili Haberler

Küresel Ekonominin Motoru: Krizlere Rağmen Büyümenin Üçte İkisi Asya'dan
Dünya Ekonomisi

Küresel Ekonominin Motoru: Krizlere Rağmen Büyümenin Üçte İkisi Asya'dan

Uluslararası Para Fonu (IMF) raporuna göre Asya-Pasifik bölgesi, enerji şokları ve ticaret kısıtlamalarına rağmen bu yıl küresel büyümenin üçte ikisini tek başına üstleniyor. Bölgede yapay zekâ patlaması teknoloji talebini sırtlarken, yükselen akaryakıt maliyetleri ve artan borç yükü kırılgan ülkeler üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor.

20 Ekim 2026