Sosyal Medya
**8*

Fed dünyayı kurtarabilir mi, Türkiye’yi kurtarabilir mi?

20 Haziran 2019

Çarşamba 07, Abu Dabi. Şöför arkadaş beni otelden havalimanına sürüyor. Arabaya bindiğimde navigasyon panelinden dış ısıya baktım. 37 derece. Yarım saatta havalimanına geldik, 39 dereceye çıkmıştı. Çarşamba Emirates Policy Center adlı bir düşünce kuruluşunun Türkiye panelinde Ülkelerin Milli Serveti, ölçümü ve değişimi başlıklı bir sunum yaptım, sunumu makalenin en altındaki  linkte bulabilirsiniz. Öğleden sonra da GSP adına müşteri ziyaret ettim, vallahi hava soğutmalı binadan çıktığım anda gözlüklerimi buğu kaplıyor, tavuk karası! Bir kaç kere yanlışlıkla namuslu ve örtülü Arap bayanların üstüne düşmüşüm, feci dayak yedim. Bir sigara içmelik dışarı çıkıyorum, burnumdan çok kulaklarımdan duman çıkıyor. Beyin ısısını düşürmek için buza yatırılmış limonlu Sitoli ve kapruz şerbeti. Yanında deve pastırması ve hurma dolması. Yalan lan. Öyle yemekler yok. Abu Dabi gayet medeni bir yer. Tanıştığım bir çok Arap bizden iyi Türkçe konuşuyor, bize sempatiyle bakıyor. Abu Dabi biliminsanları da Türkiye’nin öneminin farkında ve çok yakından takip ediyorlar.

 

Çarşamba 14’te eve döndüm, e-mailleri okudum, ona-buna laf soktum, sonra da Powell’ı  dinledim. Ben Fed’in piyasaların tahmin ettiği daha doğrusu umduğu gibi  %80 ihtimalle Temmuz toplantısında faiz indireceğine ikna olmadım. Powell kısa, öz ve sarih konuşan bir Büyüğüm. FOMC’in faiz indirmesi için 3 önkoşul var:

  • Dünya ekonomisi yavaşlamaya devam ederse…
  • ABD istihdam ve özel sektör sabit sermaye yatırımları daha da yavaşlarsa….
  • Ticaret Savaşları sürer ve şiddetlenirse.

Hafta sonu Osaka zirvesinde Trump Xi Jinping ve Erdoğan zirvelerini göreyim, bu 3 önkoşulun ne denli gerçekçi olduğu ve Fed’in Türkiye’yi kurtarıp kurtaramayacağını bir kez daha anlatırım size.

 

Ama, bugün bir senaryo analizi yapıp “en kötü senaryoda” Fed’in faiz indirimleri dünyayı resesyondan, bizi de kur şokundan korur mu sorusuna Jerome Abim’den öğendiğim gibi kısa ve net cevaplar vereceğim.

 

“En kötü senaryo” ABD-Çin Ticaret Savaşı’nın vites yükseltmesi yanında, Trump’ın seçim telaşıyla AB’ye de saldırmasıyla başlar. Ek olarak Bejiing’in alacağı makro-ekonomik önlemlere karşın Çin ekonomisinde soğumanın sürerek global reseyouna gidişi  hızlandırması gerekir.

 

Fed doğal olarak faizleri  hızla ve belki 50 baz puanlık kademelerle indirecek, ona siyasi çerçeve izin verdiği ölçüde  AMB da katılacak. Bu senaryoda Fed’in faiz indirimleri reseysonu engellemez. Çünkü yavaşlamanın temelinde yatan tedarik zincirlerinde dağılma ve sabit sermaye yatırımlarının yavaşlaması düşük faize kolay ya da istenen yönde tepki veren değişkenler değil.

Öte yanda, hızlı bir parasal gevşeme ve “ne gerekirse yapılacak” vaadi, mali piyasaların çökmesini önler. Mali piyasalarda kalıcı bir panik atağının ikinci bir darbe olarak reel ekonomiyi vurması, ve sıcak para – kredi akımlarının kesilerek çok borçlu Gelişmekte Olan Ülke (GOÜ, Piyasa = GOP) şirketlerinde zincirleme iflas-temerrütleri tetiklemesi durgunluktan daha kötü.

 

Fed ve AMB’nın  hızlı faiz indirdiği gelecekte GOÜ Merkez Bankalarının da onları takip edip finansal koşulları gevşeterek ekonomilerine destek vermeleri kolaylaşır. Çin özelinde, doların gevşeyeceği varsayımı ile, olası faiz indirimlerinin yeni bir sermaye kaçışı dalgasını dürtmesi engellenir.

 

Ama, dünyanın sorunu jeo-politik! Trump, ABD ve gittikçe belirginleşen Rusya-Çin Cephesi arasında hükümranlık savaşı, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçecek petrol tankerlerine sabotaj ihtimali  ve 2020 Kasımı’nda yapılacak seçimlerin kampanyası şimdiden start alırken, Trump’ın bütün Demokrat adayların gerisinde olması. Seçim kazanmak için neler  yapacağını kestirmek  nerdeyse imkansız ki bu da “belirsizlik” üreterek harcamaları iyice frenler.

 

Türkiye’ye gelince, eski güzel günlerdeki gibi senede 20-30 milyar dolar sıcak paranın piyasalara yığılması, hem TL’nin değerini yükselterek şirketlerin finansman yükünü azaltır, hem de çok hızlı ve belirgin bir dezenflasyonist süreç başlatır.

 

Fakat, bu senaryo olası değil. Birincisi, İstanbul seçimlerini kazasız belasız atlatsak dahi, akabinde S-400 krizi var. Önce bunları çözmek lazım ki, uzun vadeli yatırım yapan reel para yöneten fonlar geri dönsün.  En az bunun kadar önemli olan, olası S-400 yaptırımlarında yabancı ticari bankaların Türkiye’ye krediyi kesebileceğini de göz ardı etmeyelim.

 

Ama en iyi senaryoda bile Türkiye’nin başka sorunları var. Sene başından bu yana uygulanan küçük kurnazlıklar ve sürekli her fırsatta serbest piyasa ekonomisinin işleyişine müdahale geleneği, özel sektörün risk alma iştahını yedi bitirdi. Para bol, faiz düşük de olsa, bu özel sektör yatırım ve  ek istihdam yapmayabilir.

 

Türkiye’nin yeniden hızlı büyüme evresine geçmesi için artık 10 değil, senede 20-30 milyar dolar yabancı doğrudan sermaye lazım. Çünkü arsa-bina dışında sermaye stoğu eskidi ve yeni bir stok oluşturup buna Yapay Zeka, Sanayi 4.0, Dijitalleşme gibi ham maddeleri ekleyecek sermaye ve iştah bizde yok.

 

Dışardan kalıcı ve fabrika kurup, batmak üzere olan fakat sağlam iş modeline sahip şirketleri satın alacak sermaye gelmesi için de reform lazım. Önce yargı reformu. Çünkü adalet mülkün temelidir ve yatırım da mülk edinmektir. Saray’ın istediği zaman istediği bahaneyle mala, mülke hatta özgürlüklere el koyacağı bir ülkeye kimse para getirmez.

Bol sıcak para gelse de, Acı Sonu erteler, ama Çöküşü durdurmaz.

 

FÖŞ’ün Ülkelerin Milli Serveti sunumu bu linkte

 

Fed faiz değiştirmedi, peki ne dedi?

 

FÖŞ video:  Ekonomide Buz Çağı

 

FÖŞ video:  Global durgunluk

 

Yorumlar

Banner

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları