Çetin Ünsalan Yazdı: ‘Boş laf karın doyurmuyor…’
22 Ocak 2026Türkiye ekonomisinin gerçeklikten kopmuş fotoğrafı sorunların kendisinden daha büyük bir problem teşkil ediyor. Açlık sınırının altında emekli maaşlarını bu ülkeye yutturup, sonra da şartların bu olduğunu söylemek ne kadar çelişkiyse, insanların satın alma gücünü tamamen kaybettiği bir ortamda, meseleyi hayat pahalılığı seviyesinde görmek de o kadar sakat bir yaklaşım.
Önce memur maaşlarında 2026 performansında ilk ipuçları çıktı. Bu seneyi toplamda yüzde 20 zamla geçirmesi öngörülen memurların, gerçekçi bulunmayan yüzde 31 enflasyon açıklamasına bile yenildiğini gördük.
Sonrasında asgari ücret arkadan geldi. Bildiğiniz açlık sınırının altında bir rakam belirlendi. Belirlendi demek de yanlış aslında dayatma sözcüğü daha net oturuyor. Son olarak da en az emekli maaşını 20 bin TL açıklayarak, resmen açlık sınırının altına itilen insanlara şahit olduk.
Bunların hepsi istisna ücret ya da aylık olması gerekirken, ortalama gelirler haline gelince de ülkede fakru zaruret sistem haline dönüştü. Uzun yıllardır ama son üç yıldır özellikle perişan edilen bir vatandaş gerçeği ortadayken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çıkıp, önümüzdeki süreçte hayat pahalılığının azalacağını söylemesi de yaşananların yok sayıldığını gösteriyor.
Hayat pahalılığı bu ülkede 80’li ya da 90’lı yıllarda vardı. Bir kişinin ya da ailenin gelirinin, ihtiyaçlarına karşılamaya yetişememesi hayat pahalılığı olarak değerlendirilip, verilen ekonomik sıkıntıda bu pahalılığın hissinin azalacağından söz edebilirsiniz.
Ama resmen açlık sınırının altına ittiğiniz nüfusun yüzde 80’ini fakir ve borçlu iken, orada bir pahalılıktan değil, bildiğiniz yoksunluktan söz etmek gerekir. Yani bizim hayat pahalılığından yakınmaya bile daha çok mesafemiz var.
Reel sektör deseniz, özellikle üretim kanadında da açmaz büyüyor. Bir ülkede ücretlendirmelerin bu kadar düşük olması, doğal olarak işverenlerin avantajlı konumda olduğu akla getirir değil mi?
Ne yazık ki durum o cephede de öyle değil. İnsanlara insani gelişmişliğin çok altında ücret verip, bu ücretlerin Avrupa’daki rakiplerin üzerine çıkan maliyetlerle hayat bulması büyük çelişkidir.
Mehmet Şimşek göreve başladığında rasyonelleşmekten bahsetti. Ben de tekrar tekrar hatırlatıyorum ki enflasyon verisini düzeltmeden rasyonel politika uygulamayacağını, uygulanın da büyük faturaları gündeme getireceğini yazmıştım.
Bugün geldiğimiz noktada emeklisinden memuruna, çiftçisinden sanayicisine kadar her şey ‘gerçeklere gözünü kapatmanın’ bedelidir. Ne yazık ki büyük faturalar ödenmektedir ve bu bakış açısıyla da ödenmeye devam edecektir.
Siyasetçilerin kürsülere çıkıp, hamaset yapması ya da insanların ne yaşadıklarının farkında olduklarını söylemesi hiçbir anlam ifade etmiyor. Gerçek şu ki, bu ülkede sadece rantiye çok iyi para kazanıyor, devamı da sürünüyor. Gerisi boş laf.


