Yavuz Baydar
Yavuz Baydar Yazdı: Sesli Belgesel / 24 Nisan 1915; Istanbul’un Seçkin Ermeni Aydınları Nasıl Tutuklandı?
Aralarında yazarlar, şairler, doktorlar, mühendisler, siyasetçiler, bestekarlar vardı. Hemen tümü eşitlikçi, özgür bir düzene gönül vermişti. Güzergahları ölüm oldu...
Her yıl 24 Nisan, dünya genelinde, “Büyük Felaket”i, “Meds Yeghern”i, Prof Baskın Oran’ın tabiriyle “İttihatçı Rezalet- Kebir”ini, akademisyenlerin hemfikir olduğu kavramla, Ermeni Soykırımı’nı anma günü olarak anılıyor.
Bu tarihin simgesel ağırlığı, 1915’te İstanbul’da bir gün içinde yaşanan toplu tutuklamalardan kaynaklanır. O gece İttihatçı cunta başta aydınlar, yazarlar ve din adamları olmak üzere yaklaşık 235 ila 270 Ermeni’yi gözaltına almıştı.
Aralarında şair Daniel Varoujan, bestekar Gomidas ve gazeteci Siamanto’nun da bulunduğu bu isimlerin büyük çoğunluğu katledildi; hayatta kalanla
Bu tutuklamalar tesadüfi değildi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Anadolu’daki sistematik imha politikasının örgütlü bir parçasıydı. Ermeni entelektüel önderliğinin bir gecede tasfiye edilişi, 24 Nisan’ı soykırımın simgesel başlangıç noktası kılar.
Bu konuda Türkiye’deki kategorik inkarcılık malum. Keyfi sebeplerle tutuklanarak ölüm kamplarına gönderilen; bir kısmı yolda, bir kısmı kamplarda katledilen, az bir bölümü kurtulan bu kişiler esasında Osmanlı elitinin üretken, yaratıcı ve ilerici kesiminin ön saflarında yer almaktaydı.
Ama inkarcılığı problemli kılan bir başka boyut 24 Nisan 1915’in post-Osmanlı dönemindeki uygulamalar için oluşturduğu kalıptır. Bu insanlar “yabancı” değillerdi. Bir kısmı siyasete girmiş, bir kısmı girmemiş, ama kimlikm olarak mecliste temsil edilmiş, hükümetlerde yer almayı sürdürmüş Osmanlı tebaasıydı, tümü.
1920’lerdeki İzmir suikastı tevkifatı, 1930’larda içine Nazım Hikmet ve Kemal Tahir’i de katan tevkifat, 1950’lerde tarihe “tabutluklar” diye geçen Komünist tevkifatı, 12 Mart’ta seçkin Istanbul aydınlarını hapislik kılan sıkıyönetim tevkifatı, 12 Eylül darbesi ardından Kürt aydın ve siyasetçilerini, sendikacıları vs kapsayan tevkifat, 2000’lerde iktidar karşıtlarını rastgele bir sepete yığan Ergenekon tevkifatı, 15 Temmuz darbe teşebbüsü ardından muhalifleri, Kürt siyasileri, ardından Gezi protestoları bahanesiyle sivil aydınları hedef alan tevkifat, son olarak CHP’lileri hedef alan kitlesel tevkifat…
Bunların ortak paydası “resmi zorbalık” kavramında gizlidir: Hemen hepsinin arkasında 24 Nisan 1915’in koyu gölgesi ve hoyratça yerleştirdiği davranış kalıbı vardır. O kara gün, yüz yılı aşkın bir sürekliliğin başlangıcı olarak da görülmelidir.
Nesim Ovadia’nın “24 Nisan 1915 – Istanbul, Çankırı, Ayaş, Ankara” adlı çalışması, bu tarihe hem belgeci hem de edebi bir gözle yaklaşıyor. Dönemin İstanbul’unu içeriden gözlemleyen, eldeki tüm verileri olağanüstü bir titizlikle derleyen Ovadia, olayları sadece bir Ermeni trajedisi olarak değil, ortak bir insanlık vicdanı meselesi olarak ele alıyor.
2014 çıkışlı, baskılarının tükendiğini anladığım (ama sahaflarda bulunabilir) kitap, farklı bir perspektif sunması bakımından literatürde ayrıcalıklı bir yere sahip: Zulmü bizzat yaşayanın değil, onu yakından izleyen, sessiz kalamayan bir tanığın sesi.
Ovadia’nın izniyle, kitabın en can alıcı bölümlerini sizin için sesli belgesel formatında sunuyorum. Bu bölümler, anekdotlarla, tarihin soğuk rakamlarını insani bir sese dönüştürme çabası.
En tepedeki bağlantıya tıklayarak dinleyebilirsiniz.
Süresi biraz uzun, dilerseniz ara vererek…
Tarihi yeniden yaşamak, bugünü ve yarını da anlamaktır.
Yavuz Baydar



