FÖŞ yazdı: Fed ve hızla yaklaşan borç krizi
30 Nisan 2026Sabah 01, bendenizin de çalışma saatleri başladı. Şişenin beyin üzerindeki dumura uğratan etkilerinin yatıştığı saat ile yeni şişenin açılacağı saat arasındaki o kısa zaman zarfına mantıklı bir şeyler yetiştirme gayreti. Klavye başında tereddütlü anlar, çünkü çok teknik fakat hepimizin hayatını yakından ilgilendiren bir konuyu okuru rakamlara boğmadan anlatma zorluğu.
En iyisi Çarşamba gecesi faizleri sabit tutup uzun süre de indirme niyeti olmadığını açıkça beyan eden Fed’i, hepsi aynı durumda olan Merkez Bankaları için vekil tayin edip, ucuz para döneminin ebediyen kapandığını baştan söyleyip ilgi çekmek. Dünyanın borç krizine sürüklendiğini de ABD örneğinden yola çıkarak anlatmak. Yine Çarşamba açıklanan TÜİK Mart istihdam verilerindeki ufak bir detayın nasıl halen borç ödeme sorunu olmayan Türkiye’yi 10 yıl içinde kamu borcunda temerrüde sürükleyeceğini de ekleyerek sansasyona sığınmak. Sonunda da her FÖŞ makalesinde olduğu gibi “Babalara geldik, Gezegen’den inecek olanlar ön kapıya ilerlesin” uyarısıyla şanlı bir kapanış yapmak.
Bu hafta tüm G7 MB’larının faiz kararları var: BoJ faizi sabit bıraktı, yarın AMB başta olmak üzere hepsi benzer kararlar açıklayacak. Yılın ilerleyen aylarında faiz indiri bir hayal, hatta artık en azından 2026-2028 dönemini kapsayacak bir pahalı para dönemine girdiğimizi belirteyim. Çünkü bu gece Brent petrol $120/varil, bunun da enflasyonist etkisini, böbreklerinizde hissediyorsunuz zaten. Kuramsal olarak MB’ler böyle arz şoklarına faiz artırarak tepki vermek zorunda değil. ANCAK, manşet enflasyondaki tırmanış 3-5 yıl vadeli enflasyon beklentilerine sızarsa, faiz artırımı kaçınılmaz olur. Sızar mı? Hem de Riviera zeytinyağı gibi. Çünkü İran Savaşı ki aslında Körfez Krizi tanımı daha doğrudur (bakınız: BAE kafayı yiyip OPEC’ten ayrıldı), yarın Hürmüz Boğazı bedava ve ebediyen tanker trafiğine açık kalsa da Brent en az 1 yıl belki 1.5 yıl $100’ın altına düşmez. Söyleyen ben değilim, IEA Başkanı Fatih Birol, Baker Hughes, Petrol Ofisi CEO’su CNBC-E’ye verdiği röportajda. Link vermiyorum, çünkü dedim ya, haberleri okudukça yeni şişeye sarılma arzusu dayanılmaz boyutlara yükseliyor, zamanı tasarruflu kullanmak lazım. İnsanlar fiyat beklentilerini, geleceğin sağlam bir analizine yerine, yakın geçmişteki tecrübelerin tekrarlanacağı varsayımı üzerine inşa eder. Petrol fiyatı birkaç ay yüksek kalsa, orta vadeli enflasyon tahminleri değişmeyebilir. Ama bir hatta 1.5 yılı yeme-içmeden kesip benzin parası ödeyeceksiniz, bu durumun yıllarca süreceğine dair bir kanaat hasıl olur. İşte bu durumdayız.
Bir başka deyişle, en geç sonbaharda TCMB ve bütün gelişmekte olan ülkeler MB’ları dahil parasal sıkılaştırmaya şahit olacağız. Halen Wall Street’in üstüne iddiaya girdiği Yapay Zekâ devrimi de bu sorunu çözmez. Hatta birçok yapay zekâ şirketi (örneğin ChatGPT) batmaya mahkûmdur. Yaptıkları dev yatırımlar, bütçelerin bu denli kısıtlı olduğu, elektrik fiyatlarının sürekli arttığı ve Trump belirsizliği nedeniyle felç olup hiçbir yatırım yapmayan şirketlerle dolu bir dünyada kör kuyuya atılmış gümüş sikkedir, geri dönmez.
Küresel finansal koşulların sıkışması konjonktürel olarak enflasyonu baskılar, fakat büyümeye ağır hasar verir. Bu satıra kadar bu makaleyi okuyacak kadar sabırlı kişilere bu denklemi uzun uzadıya izah etmek beyhude ve malumun ilanı olur.
Ama çok az kişinin kavradığı nokta, halen 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana GSYH’ya oranla zirve yapan kamu borcunun ödenemez hale geleceğidir. Dedim ya ABD örneğiyle konuyu basitleştirmeye çalışıyorum. Trump’ın salakça politikaları sayesinde ABD kamu borcu/GSYH oranı 2030 gibi %142’ye varacak. Konuyu fazla dağıtmayalım ama 3 değişmesi imkânsız trendden dolayı, gerçekleşme çok daha yüksek olacak. Bu trendler:
- Emekli olanlar işgücüne katılanlardan daha hızlı artıyor
- Dünya silahlanmaya 2025’te $2.9 trilyon harcama yaptı, bu rakam 5 yılda iki misline çıkacak
- Küresel ısınmanın yaratacağı zararlar başladı. Devletler bir de “mitigasyon” yani bu zararı bertaraf etmek için para harcayacak
FÖŞ-ANALİZ: Multiplex Dünyanın Mimarisi: Yeni Dünya Düzeni Gerçekte Neye Benzeyecek?
Bir borcun sürdürülebilir olması için denklem çok basittir. O ülkenin nominal vergi hasılatı, nominal tahvil faizinden daha hızlı büyüyecek. Dünyada böyle bir ülke yok. Yani finansman giderlerinin bütçeler içindeki payı sürekli artacak. ABD, Almanya ve diğer zengin ülkeler buna uzun süre mukavemet eder de, alt ve orta gelir düzeyine kümelenmiş 100 kadar gelişmekte olan ekonomi için bitiş düdüğü çaldı. Hepsi temerrüt yolcusu, hem de hızlı trenle.
Zengin ülkelerde ise tahvil getirileri yavaş ve geri dönülmez şekilde yükselecek. Bu durumda, ekonomi faaliyet ve vergi hasılatının büyüme hızı daha düşeceği için, her geçen sene onlar da temerrüt sınırına yaklaşacak. Temerrüt olmasa da, yatırımcı bu ihtimal yükseldikçe daha yüksek getiri isteyecek kamu borcu tutmak için. Benim de çok basit bir kuralım var: Tüm dünya için borçlanma referansı olan ABD 10 yıl vadeli tahvilde getiri (halen %4.44), %5’i aştığında, büyüme filan kalmaz.
Bilmem anlatabildim mi? Eğer Körfez Krizi ve yarattığı uzun süreli enerji bunalımı olmasa, Fed başta MB’ler faiz indirerek bu acı sonu geciktirecekti. Şimdi tam tersi oluyor. Normal zamanlarda aynen iklim değişikliği için “benim hayatıma o kadar uzak ki, düşünmeye değmez” diyeceğiniz bir konu aniden aciliyet kazandı.
Gelelim Türkiye’ye: Mart’ta geniş kapsamlı işsizlik %31’i bulmuş. Yani zaten çalışabilecek yaştaki nüfusun sadece %50’sinin işgücüne katıldığı orta yaşlı bir toplumda, yakında emeklilerin maaşını (Sosyal Sigorta primleriyle) ödeyecek çalışan bulamayacağız. Önce SGK’nın bütçeden aldığı sübvansiyon artacak ve kamu daha fazla borçlanmak zorunda kalacak. Bir noktada dolar bazında reel faizin en az %10 olduğu bir ülkede, emekli maaşları nedeniyle sürekli artan finansman giderlerinin karşılanamayacağı düşünülecek, yabancı yatırımcı tüyecek. Bireyler devlet tahvili taşıyan BES’lerden kaçacaklar. Devlet tahvili taşımaya elleri mahkum ticari bankalar ise hem çok yüksek faiz talep edecek hem de özel sektöre borç vermekten vazgeçecekler.
Sonuç? Trend aniden hızlandı, “Babalar”a gelmeye ramak kalmış vaziyetleri. Çare? Sonsuz para basarak kamu borcunun reel değerini sürdürülebilir düzeye indirgemek. Yan etki: Yapay Zekâ devrimi suda çıplak pozuyla lüfer tutsa telafi edemeyeceği bir enflasyon salgası. Hepinize, ama asıl çocuklarınıza geçmiş olsun. Şimdi TL200’lük banknotla 2 paket sigarayı zor alıyorsunuz, çocuklarınız $1000’lık banknotla duvar kâğıdı yapacak.
