Çetin Ünsalan: Ortadoğu’da gerilim sürerse
9 Mart 2026İran üzerinden dünyada yaşananlarını bir tarafta büyük bir üzüntüyle, bir tarafta kural ve hukuk tanımazlığın endişesiyle, diğer tarafta ise ekonomik kaygılarla takip etmeye devam ediyoruz.
Bilhassa petrol fiyatları ve navlun maliyetleri üzerinden yeni bir enflasyonist ortamın kapısı aralanırken, stagflasyon ihtimalinin güçlendiği bir dünya ölçeğinde nasıl aksiyon alınabileceğine kafa yoruluyor.
Meselenin magazin boyutundan çıkıp, bir an önce krizi değil, riski yöneten bir bakış acısana dönmemiz şart. Çünkü yapılan açıklamalara baktığımızda halen bizim dışımızda bir gelişme oluyormuş gibi tavır sergilendiğini, rakamlar ekonomisi tutkusu içerisinde en az etkilenenlerden biri olacağımız imasını görüyoruz.
İşin dış siyaset boyutunda sergileyeceğimiz tavır elbette önemli. Ama bunun kadar ekonomik olarak bize yansıyacaklara da bakmamız şart. Dünya ile eş zamanlı biz de yaşarız yaklaşımının bizim gibi açmazları olan ekonomiler adına büyük bir risk taşıdığını görmemiz gerekiyor.
Ortadoğu’daki risk sürerse, en azından petrol fiyatları üzerinden çok ciddi bir maliyetle karşı karşıya kalacağımız, bütçe açıklarımızın artacağını görmemiz, hatta üretim dahil arz sıkıntılarının başkaca problemleri zincirleme olarak önümüze koyacağını bilmemiz lazım.
Zaten zor şartlar altında mücadele eden bir reel sektör fotoğrafı içinde, finansmana ulaşamayan, nakit akışları bozulmuş, maliyetleri artmış, müşterisinin talepleri azalan, TL maliyetlerine karşılık kur açmazı büyüyen bir reel sektörün işsizlik üreteceği, bunun da topluma ekstra problemlere yol açacağını görmemiz şart.
Kur riskinin artmasına paralel, aşırı döviz borçlu bir reel sektörün, TL bazında gelirleri erimiş, bununla birlikte kredi borcuna batmış bir tüketici gerçeğinin bugünden yönetilmesi gerekiyor. Ekonomi yönetimi ise, sadece temenni ettiği rakamların tutmasına odaklanmış, bu algıyı bozmayacak bir ortam yaratmanın derdi içinde.
Oysa en büyük döviz gelirlerimize baktığımızda ihracat ve turizm olduğunu görüyoruz. İhracatın zaten sıkıntı yaşadığı bir ortama, Körfez bölgesinden gelen turistin de kesileceği gerçeğini eklediğimizde, döviz ihtiyacımızı karşılamak yönünde yaklaşan büyük probleme başımızı çeviremeyiz.
İşin elbette güvenlik boyutları var. Yönetilmesi gereken siyasi yanları var. Fakat ekonomik olarak açmazlarınız büyüdükçe, bu alanlarda da sorunlar yaşanacağını göz ardı edemezsiniz. Ekonomi, her zamankinden daha fazla milli güvenlik meselesi haline gelmiştir.
Bu nedenle bencelerin kenara konulduğu, gerçekçi olmayan istatistiklerle kişi başına gelirlerin arttırıldığı, sahte bir cennet vaadiyle, zor durumdaki insanların oyalandığı, üretimsizleşmenin boyutlarının artmaya aday bir fotoğrafı ‘atlatalım’ diyerek sürdürmek mümkün değildir.
Türkiye’nin acil, gerçekçi, planlı bir ekonomi programına ve ne yaptığını bilen bir ekonomi yönetimine ihtiyacı var. Aksi takdirde Ortadoğu’daki gerilim arttıkça fatura da kabarır.
