Çetin Ünsalan: Algılara sıkışan milyonlar
8 Ocak 2026Ülkede gündem cehennem yeri gibi. Bir tarafta kriminal olaylar öte tarafta bahis soruşturmaları, sokağa döndüğünüzde geçim davası, finansa baktığınızda rakamların gölgesinde bir gölge oyunu.
Fakat tüm bunların ötesinde gerçekten meseleler tartışılıyor mu, emin değilim. Çoğu bir dedikodudan ya da gerçekçi olmayan rakamlar üzerinden yürütülüyor. Hele bahis ile kriminal olaylara baktığınızda durum tam çetrefilli.
Birileri medya mensubu adı altında gerek konvansiyonel medyadan, gerekse sosyal medyadan yargı dağıtıyor; hüküm veriyor, biraz deşeleyip yetkililer açıklama yaptığında da ‘yanılmışım’ diyerek konuyu kapatıp, sonra devam ediyor.
Ne var ki hiçbir olayın iç yüzü tam konuşulmuyor. Mesela bahis oynadığı iddia edilen isimlerden bahsedilirken, ülkenin nasıl bir şans oyunları havuzuna dönüştüğü, illegal yapılanmaların burayı kullanırken, bunların kim olduğu tartışması yok.
Ödeme alanı üzerinden bazı şirketlerin para aklama ile ilgili iddiaları gündeme düşüyor. Lakin bu şirketlerin denetime tabi olduğu, denetçi raporlarının neden farklı çıktığı ya da kimlerin imza attığı dile getirilmiyor.
Dönelim ekonomik meselelere. Ülkede enflasyon konuşuluyor, kurdan bahsediliyor. Ama ikisinin de gerçeği yansıtmadığı konusunda herkes hemfikirken, sapma oranları tartışmaya konu edilip, aslında zemin veri biliminin kalitesinden tartışmalı veriler arasındaki mukayeseye dönüyor.
İlk düğme yanlış iliklenince de, ne kurunuzu, ne faizinizi, ne geçim için gereken rakamınızı, ne maliyetinizi, ne ülkenin ekonomik büyüklüğünü doğru olarak saptayamıyorsunuz. Mesela faiz oranının yüksekliğinden söz ediliyor; ama enflasyon yüzde 31 mi sorusunun yanıtı doğru verilmeden bunun cevabını ortaya koymak mümkün değil.
Yine mesela dolar kurunun 43 civarında TL’ye denk geldiği söyleniyor, ama sadece açıklanan resmi enflasyon verisi kadar bile yıpranmamış bir TL gerçeğinin kimse izahını yapmıyor. Üstelik örneğin turizmde eşdeğer rakip olan İspanya’dan iki kat daha pahalı olmamız ya da ülkenin tüketim ithalatının patlamış olması konu edilmiyor.
İçinde bulunduğumuz yıl reform yapılacağından söz ediliyor, ama ortada tek bir envanter çalışması yok. Gerçi İBB’nin şehri zamanında planlayıp, ay geçmeden helikopterle gezerek, planlarda olmayan projeleri açıklamakla, envantersiz reform yapacağını söylemek arasında da fark yok. Ama kimse tartışmıyor.
Reform yapılacağı söylenen ülkede ithalatın üçte ikisinden fazlası üretmek için ara malı ve hammadde tedarikine gidiyor, ama iç tedarik oranının arttırılmasından verimlilik hesabının yapılmasına kadar bir dizi olması gereken gündeme bile gelmiyor.
Asgari ücret ya da emekli ücretleri… Herkesin diline pelesenk oldu. Şans oyunlarının öne çıktığı ülkede bu da totoya döndü. Oysa her ikisinin de ne rakam oluşursa oluşsun ortalama gelir haline döndüğü ve yıla açlık sınırının altında başladığı çok net.
Açlık sınırının altında kaç TL. yapacağımızı konuşmak, bence zaten bir ülkenin nasıl bir akıl tutulması içinde olduğunun da en net kanıtı. Üstelik tüketiciyi bu kadar sıkıp, yaşam mücadelesine döndürüp, sonra da kayıt dışı ile mücadele adı altında kayıtlı firmalara baskı yapmak ayrı bir çelişki.
Milyonlarca insan ki, bu nüfusun yüzde 80’inden fazlası, geçim derdiyle ya da firmasını ayakta tutma mücadelesiyle yaşarken, çıkıp inandırıcı olmayan bir kur üzerinden 1,5 trilyon dolarlık ülke olacağını söylemek ise ayrı bir başarı.
Türkiye’nin gerçekleriyle yüzleşmeye ihtiyacı var. Tıpkı dönüşen ekonomide firmaların kendini kandırmayı bırakıp, yarına ilişkin ders çalışması ve yapılanması gibi. Ama çözümün üstü örtülmüş, koca bir ülkede dedikodu ya da gerçekçi olmayan rakamlar üzerinden ekonomi konuşuluyor. Bu kadarına da pes.
