Sosyal Medya

Veysi Dündar: ÜLKESİNE SIĞAMAYAN MİLLET

25 Eylül 2021

Türkiye’nin yüzölçümü okulda neredeyse ilk öğrendiğimiz coğrafya bilgisidir. 780 bin km2’lik kocaman bir ülkemiz var.
Nazım’ın deyişiyle; “Dört nala gelip Orta Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.”

Ama gelin görün ki biz bu memlekete sığamıyoruz.
Sığamadığımız şuradan belli…
Ne satılık ne kiralık ev bulmak mümkün değil.
Öğrenciye önceden ev verilmezdi, şimdi öğrencinin eve verecek parası yok.

Ülke nüfusunun %30’unu bu 780 bin km2’nin %1’i olan İstanbul’a tıkıştırmanın ceremesini de çekiyoruz bir taraftan.
Erdoğan’a kalsa bir İstanbul boğazı ve etrafına KanalŞehir yapıp %30’u 40-45 belki Allah muhafaza 50 yapacak.

Dünyanın en acaip ülkesi olarak ülkenin coğrafyasının ufacık bir noktasına sıkışmış durumdayız.

Şimdiki sağcılar pek beğenmese de rahmetli Demirel’in “Bize Plan değil Pilav gerek” sözünün neticeleri bunlar…

Türkiye’yi “Küçük Amerika” yapmak isteyen Adnan Menderes’le başlayıp, bugün Erdoğan’a uzanan bu gelenek için toplumsal yaşamın bir plana bağlı değil, popülizme bağlı düzenlenmesi geçerli olmuştur/olmaktadır.

Eskiden yani Süleyman Demirel zamanında plan demek komünistlik manasına gelirdi. Planlama komünist icadıydı. Biz icraat ve iş bitirme üzerine çalışmayı severdik.

Bir diğer sağ siyasetçi Turgut Özal da bu konuda; Menderes-Demirel köprüsünü Erdoğan’a bağlama rolü üstlenmişti.
“Anayasa bir kere delinse ne olurdu sanki ona göre?”

Ve köyden kente plansız göçün ve başta İstanbul olmak üzere şehirlerin ruhunu yitirmesinin, şehirlere ihanetin ansiklopedisi bu dönemlerde yazılmıştır.

Erdoğan ise herkesin çok iyi bildiği imar düzenlemeleri ile yaratılan rantların en büyük oyuncusu olarak kayda geçti.
Fikirtepe rezilliği burada sadece tek bir örnek olarak dahi “biz İstanbul’a ihanet ettik” sözünün altını doldurmaktadır.

Yalnız Menderes’ten Özal’a kadar tüm siyasetçilerin inşaatla ilişkisi bir tarafa konsa Erdoğan’la bırakın yarışı, aynı cümle içinde bile söz edilemez.

Betonun Cami’den Rezidans’a, AVM’den Köprü’ye, Yol’dan Tünel’e, her halinden adeta bir cezbe devşiren AKP dönemini, Tanıl Bora’nın kitabının başlığı olan ifadesiyle “İnşaat Ya Resulullah” sözüyle özetleyebiliriz.

İstanbul’a Doğu Roma İmparatoru Konstantin’in 330’da şehri başkent ilan etmesinden, 2002’ye kadar yapılan binanın her halde bin/on bin /yüzbin milyon katı bina dikildi. O kadar çok inşaat ve beton harcandı ki şehrin topoğrafyasını bozacak hale gelindi.

İstanbul silueti tanınmaz hale gelirken, şehre dökülen hadsiz hesapsız betona rağmen şehir, ev almanın ve kiralamanın imkansıza doğru savrulduğu bir noktaya geldi.

Önce mortgage denilen konut kredisi için oluşan ekonomik istikrar ortadan kalktı, ardından inşaat malzemesi fiyatları uçtu.

Dünyanın en pahalı evlerini, dünyanın en pahalı kredi faizleriyle almaya çalışan insanlar, artık bu durumdan yılmış vaziyette…

Evlilikler dahi evsizlikten olanaksız hale geliyor.

Ülkenin sosyolojisi bozuluyor…

Bütün bu ekonomik kaos yetmez gibi, bir de ülkeye neredeyse ülke nüfusunun demografisini bozacak kadar başka millet insanı kontrolsüz biçimde dahil edildi/ediliyor…

“Ben ekonomistim” diyen bir Cumhurbaşkanı en azından ekonominin en basit kuralı olan “Arz ve Talep” için bir fikri olsa, eminim milyonlarca insanın emlak piyasasına dahil olmasının yerel halkı ne hale getireceğini tahmin ederdi.

Sonuçta Erdoğan, “Ben Kardiyologum” demese de “ekonomistim” diyerek ortaya koyduğu yönetimle, ülkenin bu günlerinin tek müsebbibi olarak karşımızda duruyor.

Ancak Erdoğan bir siyasetçi olarak seçimleri (öyle yada böyle) kazanarak işini iyi yapıyor.

Erdoğan’a kimse ekonomist olarak oy vermiyor siyasetçi diye oy veriyor. Tabii ki alınan oyun/reyin arka planında kuvvetler ayrılığının hiçe sayılması ve basının manipule edilmesi olduğunu da çok iyi biliyoruz.
Yine de bunlar dahi İstanbul seçimlerinde yetmedi ve Erdoğan ülkenin en büyük şehrini tam 2 sene önce kaybetti.

Türk halkı Erdoğan’ın ideolojik kaygılarının ürünü olan rejimin 20. Yılına girerken, artık ülkesine de en büyük kentine de sığamıyor.
Bir sığıntı gibi yaşam mücadelesi veriyor.

Emevi camisine namaza niyetlenenler, Emevi camisinin cemaatini ülkenin sırtına yüklemiş durumda.
Ülke kıt kaynağını paylaşmaya zorlanıyor.

Bir ülke nasıl yönetilmez isimli dizinin sezon finali yaklaşıyor.
Umarım fazla gecikmeden izleriz ve bu kabustan hep beraber çıkarız.

Analiz, Veysi Dündar 25.9.2021

Tüm Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları