Sosyal Medya
**8*

Yüzyıl Savaşları

6 Haziran 2019

 

İngiliz ve Fransız Monarşileri arasında sidik yarışından kaynaklanıp 1337’den 1453’e kadar süren Yüzyıl Savaşları aslında 111 yıl sürmüştür. Fakat, o çağda matematik bilimi biraz geri, insanlar da sadece 40-45 yıl yaşadıkları için kimse kafaya takmadı. Maçın ilk yarısında rakibini hallaç pamuğu gibi atan İngiltere, ikinci yarıda hakemin taraflı kararları, genç ve dinamik santrafor  Jan Dark’ın maça girmesi ve Fransız 11’nin  üstün kondisyonuna dayanamayarak Dimyat’a pirince giderken evdeki  Bulgur’dan olmuştur. Herkesin bildiği gibi Dimyat ve Bulgur iki önemli Fransız kentidir.

100 Yıl Savaşları’nın en önemli sonucu üstüne 50 kilo demir zırh giydirdiğiniz şövalyeleri atların taşımayacağı ve çamurlu sahada hareket kabiliyetlerini kaybettikleri için çelik uçlu oklar tarafından kirpiye çevrileceklerinin tespiti ve profesyönel ordulara geçiştir. Bir de bekaret kemerleri işe yaramıyor.

Ayrıca, o günden bu yana Fransız ve İngilizler birbirinden nefret etmiş, İngilizler sırf İngiliz inadından tüm üzüm bağlarını yakarak kendilerini bira ve cine vermiştir (Fransızlarla müttefik olan İskoçlar viski satmıyordu, Bakınız:  Brave Heart)

FÖŞ’ün bu mübarek Bayram gününde entel ukalalık yapmak dışında uzun uzun 100 Yıl Savaşları’nın sosyo-politik ve sexo-transformatif önemini anlatmasının nedeni var. Financial Times’ın ünlü köşe yazarı Martin Wolf’a (Ünlü:   Ben ve votka sofrasında takıldığım iki arkadaşım beğeniyor)  göre Ticaret Savaşları denen duman bulutunun arkasında ABD-Çin arasında 100 yıl sürecek bir hükümranlık mücadelesi başladı.  Bu tezi çok ciddiye alıyorum, çünkü Ticaret Savaşları’nı bitirmek hiç bir ideoloji veya uzun vadeli stratejiye sahip olmayan Trump hödüğünün iki dudağı arasında. Ama ABD’nin askeri-endüstriyel kompleksi (Rahmetli John Kenneth Galbraith’i andım birden), Çin’i  muhakkak yenilmesi gereken düşman olarak belledi.

 

ABD Dışişleri Bakanlığı Planlama Direktörü Kiron Skinner Çin’le rekabeti “değişik bir medeniyet ve ideolojiyle savaş” olarak tanımlayarak keseri çivinin tam tepesine vurdu. Dünyanın her yerinde askeriye-istihbarat-savunma sanayi  ölümcül, “bekayı tehdit eden” düşmanlar bulur. Tabiatlarıdır bu. SSCB çöktükten sonra ABD düşmansız kaldı. El Kaide filan kesmez ABD’yi. Putin sikletinin üstünde yumruk atan bir deha, fakat Rusya’nın askeri-ekonomik-demografik potansiyeli ABD’yle boy ölçüşmeye yetmez.

Ama Çin bambaşka bir yaratık ABD’in paranoid güvenlik bürokrasisi açısından.  Yakında ABD’ye yetişmesi muhtemel, ABD’nin savunduğu tüm değerlere ters düşen ve ondan çalarak beslenen bir canavar.

 

Martin Wolf makalesinde ABD’nin Ticaret Savaşları’nı sürdürmek için kullandığı Çin’in Dünya Ticaret Örgütü kurallarını iğfal etmesi, endüstriyel espiyonaj ve ülkesine yatırım yapan yabancı şirketlere şantaj yapmasını küçümsüyor, ben o kadar emin değilim.  Çin hackerlerinin verdiği zarar tüm hacker ve ABD şirketler camiası tarafından biliniyor fakat nezaketten dolayı itiraf edilmiyordu.

 

Yalnız ABD değil, Avrupa da artık Çin doğrudan yatırımlarına çok şüpheyle bakarken, bu yüzyılın en hayırlı projesi olarak nitelediğim Yol ve Kuşak Asya’nın bazı ülkeleri  ve Afrika’ya uzanınca, Çin’in askeri imtiyazlar kopardığı ve emperyalist ekonomisini beslemek için kullandığı tek taraflı bir zincirler ağına dönüşmeye başladığı yakarıları yükseldi.

Bu satırları ABD’nin avukatlığı için yazmıyorum. Wolf’un da değindiği gibi, Çin’in kusurları ne olursa olsun, bunları müzakare,  daha fazla ticaret ve yatırım ve ulus-üstü kurumların hakemlik müessesesini tahkim etme yoluyla çözmek çok daha akılcı.  Dolayısıyla, Çin yalnız ABD değil, tüm Asya ve Afrika için gerçek bir tehdit teşkil etse dahi, bu savaşı ABD’nin başlattığını da kabul ediyorum. Ek olarak, Trump oldukça makul bir uzlaşma önerisini Beijing açısından gurur kırıcı bir denetim  mekanizmasında israr edip, antlaşma olsa dahi yaptırımları bir süre sürdüreceğini ifade ederek geri çevirdi.

 

Biz bundan sonra olacaklara bakalım.  Ticaret Savaşları hala her an sonlanabilir.  Ama, artık işdünyası ABD ve Çin’in birbirlerini “beka tehdidi” olarak bellediklerini kavradı. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak.

Dünya ticaret, yatırım ve finansal akımlarının mecraı köklü olarak değişecek. Aklı başında hiç bir firma, Ticaret Savaşları bitse de, tüm yumurtalarını Çin sepetine koymaz artık. ABD bir kez daha Çin’e tarife uygular korkusuyla alternatif tedarik yolları arar. “Çin de ABD’ye kızıp bana misilleme yapar mı?” diye düşünerek ülkede fabrika kurarken 2 kere düşünür.

Konuları derinine düşünmeyenler Beijing’in rezerv olarak tuttuğu ABD DİBS’i satarak intikam alacağını öne sürer. Salakça olur, çünkü şu anda tüm fon yöneticileri fellik fellik ABD DİBS arıyor, onlara ucuza mal satarsın, yerine de koyacak AAA tahvil yok, artık Bitcoin tutarsın PBoC’de. Çin’in asıl stratejisi morfinman gibi dolar tahvil ve kredi bağımlısı olan özel sektörünü yeniden eğitmek. Çin yerel bono-tahvil pazarında yabancı yatırımcıyı cezbedecek çok önemli reformlar bekliyorum. Mesela KAP standartları yükseltilecek, karsız şirketlerin iflasına izin verilecek, kamu desteği kesilecek, vs; ki şirket artık gidip off-shore’da dolar borçlanmasın. Amerikalı gelip yuan cinsinden tahvil alsın. Bu nokta Türkiye için de önemli. Çin’in devasa yuan cinsinden tahvil pazarı tam şefffaflığa kavuşursa, bize sıcak para cezbetmek çok daha zor olur.

 

Bir mesele daha var, Putin de yeni Yüzyıl Savaşları’nı kestirip derhal kendini Çin’in kucağına attı.  Rusya’nın Pasifik yani Batı bölgesi ile Çin hızla ekonomik anlamda entegre oluyor. Rusya’nın ayakta kalan tek endüstrisi silah sanayi, Çin’in ise her türlü böbürlenmesine karşı tam form tutturamadığı tek sanayi bu. Rusya tabii kaynakları ve silah teknolojisi ile Çin’i besleyip Pasifik’te ABD ve mütteffiklerinin başına bela edecek. Karşılığında da Avrupa ve Orta Dou’da nüfuz alanını genişletmeye çalışacak.

 

“Her kes taraf olmak zorunda kalacak” diye yazıyor Martin Wolf. Haklıdır da. Biraz İdlib savaşını okusanız, Türkiye’nin şimdiden Suriye’de ulusal çıkarlarını savunmak için Rusya ve ABD arasında çok zor bir tercihe zorlandığını, S-400 krizinin aslında bu tercihin bir alt başlığı olduğunu görebilirsiniz.

 

Daha önce bir makalemde bu savaşı ABD’nin kazanacağını öngördüm. Fikrimi de değiştirmiyorum. Ama ne yazar?  İki tarafta da zaiyat ağır olacak. Hele bizim gibi ortada kalanlar çok şeyden feragat etmek zorunda kalacak. Feragat edeceğimiz şeyler arasında en yakında zamanda hissedeceğimiz “esnek dış politika”nın kaybı. Ne demişti benim Sevgili Başkanım Erdoğan?   “Bizden değilseniz, bize karşısınız”. Men dakka dukka.

 

FÖŞ anlattı:  Ticaret Savaşları’nın ötesi

 

Websitemdeki yeni makalelere dikkatinizi çekmeyi görev bilirim, linki burada

 

 

 

 

 

Yorumlar

Banner

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları