FÖŞ yazdı: İran’ın savaşı, Türkiye’nin başağrısı
24 Şubat 2026Salı sabahı 02:00. Yine uykusuz geceler, rüyalarıma Tahran’ın üstünde uçuşan savaş uçakları giriyor. Trump ve Netanyahu’nun İran’a saldıracaklarından adım gibi eminim. İran’a yine öğrenci gösterileri başlayıp, ülkede döviz kıtlığı ve ticarette sorunlar yaşanırken, bu iki savaş hastası liderin yaralı avlarını rahat bırakacaklarını düşünmeyi abes buluyorum. İran sürekli nükleer silah edinmek istemediğini beyan ediyor, ama “resmen” ABD-İsrail’in istediği tek şey bu değil ki? Dolayısıyla bugün yapılacak görüşmelerden de bir şey çıkmayacak, sonra Trump her an saldırı kararı alabilir.
Ben yufka yürekli bir kulum, karıncanın dahi kılı incinsin istemem. Ama İran savaşı Türkiye için dev bir baş ağrısı anlamına geliyor.
Önce şu soruya cevap vereyim: İran çevre coğrafyasına yığılan belki de Vietnam Savaşı’ndan bu yana en dev ABD askeri gücüne rağmen niye pazarlığa yanaşmıyor? Çok haklı gerekçeleri var. Trump ve Netanyahu güvenilir muhataplar değil. Eğer ABD’nin istediği gibi nükleer zenginleştirme ve balistik füze programlarını sonlandırıp, bölgedeki vekillerini de beslemekten vazgeçerse tamamen savunmasız kalacak. Artık bir savaş iblisine dönen Netanyahu’nun bu durumdan yararlanmayacağını düşünmek biraz saflık.
Saldırıya müzakereler yoluyla engel olamayacağını kavrayan Tahran, ABD, İsrail ve onlara engel olmayan Arap devletlerini cezalandırmak için planlar yaptı. Hürmüz Boğazı deniz trafiğine kapatılarak küresel enerji ticareti %20 azaltılacak. Başta Katar olmak üzere bölgedeki ABD askeri tesislerine saldırı başlatılacak. Eğer çok sıkışırsa, Pers veya Arap Körfezi kıyılarına kümelenmiş Arap devletlerinin enerji üretim ve nakil tesislerini vuracak.
Doğal olarak hasımları da savaşın yayılması tehdidinin farkında ve kendi kafalarında bir dizi strateji geliştirdiler. Bunları şöyle sıralıyorum:
-
Dini lider Hamaney’e suikast yoluyla rejimi lidersiz bırakmak. Belki yerine geçmesi beklenen isimler de suikasta kurban gidebilir.
-
Çok yoğun bir bombardıman kampanyasıyla İran’ın tüm ofansif saldırı varlıklarını imha etmek.
-
Daha ilk günde İran donanmasını devre dışı bırakarak Hürmüz Boğazı’nı açık tutmak.
-
İsyan halindeki halkı evinde tutan Devrim Muhafızları ve Basij milislerinin karargâhları, silah depoları hatta kışlalarını vurarak, halk sokağa çıkması halinde canının yanmayacağı mesajını vermek.
-
Son aşamada ABD Deniz Kuvvetleri’nin Hürmüz Boğazı’nın Hint Okyanusu’na açılan tarafında ambargo uygulayarak İran’ın tek döviz kaynağı olan Çin’e enerji ihracatını engellemesi.
Tüm bunlar rejimi çökertmeye yeter mi? Bence hayır. Rejim, toplumun tüm sinir uçlarını kontrol edecek askeri ve ekonomik gücü tek elde bulunduruyor. En olası senaryom, İran’ın Suriye’ye dönüşmesi; yani Kürt, Arap ve diğer etnik azınlıkların çoğunlukta bulunduğu çevre vilayetlerin merkezden koparak açıkça silahlı isyan başlatması. (İran’ın en büyük azınlığı olan Azerilerin rejimle ilişkilerini etüt edemedim; ama onlar da merkezden kopma kararı alırsa yıllar sürecek kanlı çatışmalara şahit oluruz.)
İran savaşında iyimser senaryo, Devrim Muhafızları ve Basij’e kıyasla daha az politize olmuş Silahlı Kuvvetlerin yönetimi devralması olur. Belki İranlılar arasında ne denli popüler olduğunu ölçemediğim Prens Reza Pehlevi geçici olarak iktidara gelir.
Özetleyeyim; enerji fiyatları ve dünya ekonomisi açısından üç senaryoyla karşı karşıyayız:
-
En olası senaryo: Çok uzun süren bir ABD-İsrail bombalama kampanyası, iç karışıklık ve İran’ın misilleme planlarının boşa çıkması (%50).
-
İkinci senaryo: En azından birkaç hafta İran’ın direnmesi, Hürmüz Boğazı’nın geçici olarak trafiğe kapatılması (%30).
-
En kötü senaryo: Arap devletlerinin enerji tesislerine sabotaj ve ABD donanmasının İran’ın petrol ihracatına ambargo uygulaması.
Bu son iki senaryoda danıştığım kaynaklar Brent fiyatının 100 dolar/varile çıkacağını hesapladı. En kötü senaryoda dahi ABD’de kaya petrolü üreticileri, Venezuela ve belki de Rusya pazardaki arz eksikliğini giderir; ancak bu birkaç ay sürer. Dünya ekonomisi oldukça güçlü. Euro Bölgesi, Japonya ve ABD’den gelen öncü bileşik PMI anketleri aydan aya oynamalar olsa da üretimin güçlü bir seviyede seyrettiğini düşündürüyor. Enerjinin dünya üretimindeki payı 1974-1977 petrol krizinden bu yana sürekli düştüğü için birkaç ülke dışında kayda değer büyüme kayıpları beklemiyorum.
Öte yandan enflasyon yükselir. Çin’in Rusya ve İran’dan ucuz petrol satın alamadığı bir rejime geçilecekse enflasyonist etkiler çok belirgin olur. Bu senaryoda rezerv para ve emtia ihraç etmeyen gelişmekte olan ülkelerin faiz indirimlerine ara vermesini beklerim.
Bu kısmı bitirmeden bir parantez açalım. İran’da rejimin düşmesi ya da isyanlarla baş etmek için tamamen içe yönelmesi Türkiye açısından avantaj ve dezavantajlar getiriyor. Başlıca avantajlar; Irak ekonomisinin Türkiye’yle entegre olması ve Trump yolu hizmete açılarak Azerbaycan ve Türkiye’nin kalkınmasına büyük katkı sağlanması. Dezavantaj ise mülteci akımı. TSK, İran’da karmaşa çıkarsa sınırın İran tarafında güvenlik koridoru oluşturmaya hazır olduğunu beyan etti; ama göç görmeden bu yönetimin etkinliğini ölçemeyiz. En azından zengin İranlılar mülk alarak toplumda yeni bir hoşnutsuzluk dalgası yaratabilir.
İkinci olarak, Kürt vilayetlerinde PJAK’ın “kurtuluş savaşı”na soyunması gerçekleşti. Pazartesi günü dört İran-Kürt ayrılıkçı örgütüyle birlikte rejime resmen kazan kaldırdılar. PKK, Kandil’deki tüm gücünü İran’a transfer edebilir. Bu gelişme terörsüz Türkiye için pozitif; ama uzun vadede PKK varlığının sınırımızda birikmesi ve bizim Kürt vatandaşların aklının çelinmesi güvenlik bürokrasisini çok endişelendirir.
Bu da Türkiye’nin başağrısı
İran savaşının jeopolitik boyutunu bir kenara bırakarak, Brent’in 100 dolar/varile çıkmasının bir ay sonraki enflasyona 4 puana kadar etki yapacağını hatırlatayım. Doğal olarak yüksek enerji fiyatları cari denge için de risk teşkil ediyor; fakat enerji pazarında savaş sürse dahi arzın talebe ağır basarak Brent’i birkaç ay içinde yeniden 55-65 dolar/varil bandına geri süreceğini tahmin ediyorum.
Bir noktaya dikkatinizi arz edeyim: Cari açıkta tehlike oluşması için enerji fiyatlarının yıl boyunca çok yüksek seyretmesi gerekir. Fakat pompa fiyatları her hafta ayarlandığı için 3-4 haftalık bir sıçrama dahi bir ay sonrasının TÜFE’sini yukarı iter.
Ek olarak, yine TCMB araştırmalarına göre manşet enflasyonun enflasyon beklentileri üzerinde ağır bir etkisi var. Bir başka deyişle petrolde birkaç hafta sürecek bir kızışma dahi enflasyonu katılaştırır. Maalesef daha bitmedi; fırsatçı üretici ve tüccarların petrol rallisinde cesaret alarak fahiş fiyat uygulamaları ve petrol geri çekildiğinde indirime gitmemeleri de bir olasılık.
Her şeyin birbiriyle “enterkonnekte” olduğu bir dünyada yaşıyoruz. İran’a düşecek bombalar, bizim istikrar programını da yaralar.
Atilla Yeşilada ve Güldem Atabay tarafından kaleme alınan özel raporlarımıza abone olmak ister misiniz? Raporlarımız kurumsal müşterilere yöneliktir. Abonelik ücretlidir. Koşulları öğrenmek için bize e-mail atın: [email protected]
