Sosyal Medya

İnşaat durgunluğu finansal krize yol açar mı?

23 Nisan 2019

Bugünün favorisi KARAR Gazetesi, attığı başlıklarla önce gündeme damga vurdu, sonra da gevrek kahkahalar attırdı bana. Herkesin üstünde durması gereken başlık şu:

“İş dünyası sessiz kaldı TL yumruk yedi”

Nitekim ABD saatiyle  10:00’da dolar/TL 5.85, ParaAnaliz’de yazdım, Çarşamba  TL’nin Kıyamet Günü olabilir. Şöyle diyor KARAR:  “Ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na şehit cenazesinde yapılan saldırı, toplumun neredeyse tüm kesiminden tepki topladı. Fakat iş dünyası sessizliğe büründü. En ufak gelişmede kurumsal açıklamalarda bulunan iş dünyasının bazı temsilcileri saldırıyı sadece sosyal medya hesapları üzerinden eleştirdi”.

Çok doğru, bugün Türkiye’de iktidar şehit cenazesinde son görevini yapan meşru muhalefet liderine “Orada ne işin var?  Halkı tahrik ediyorsun” diye hesap soracak kadar demokrasi, terbiye ve akıl-izandan uzaklaşacak  kibre büründüyse, kendine oy vermeyen halkın %50’ni FETÖ-PKK bağlantılı süprüntü diye gözden çıkardıysa, bunun 2 büyük suçlusu var. Medya ve  işdünyası.

 

İşdünyası AKP’nin pompaladığı pembe hayallere kapılıp iki kuruş fazla kazanmak uğruna onu yaşatan en temel prensipler olan, demokrasi, serbest piyasa ve bağımsız denetim kurullarından desteğini esirgedi. AKP göbeğinden çatır çatır çatlıyor, ama arkasında bıraktığı senede %7 büyüyen,  tüm dünyaya parmak ısırtan Türkiye efsanesi öylesine cazip ki, o morfinden damara vuran, atamıyor alışkanlığı bir türlü.  Bu alışkanlığın en çarpıcı ve trajik örneği de inşaat-konut sektörü.  Yine KARAR’dan bir başlık:

“Konut  sektörü yeniden canlandı”. Bu başlığa da kahkahalarla güldüm.  Haber şöyle devam ediyor:   KONUTDER Başkanı Altan Elmas, bahar dönemine girilmesiyle birlikte konut sektöründe yeniden bir canlanma olduğunu vurguladı. Elmas “Faiz oranlarının da düşmesiyle birlikte vatandaşlarımızın ciddi anlamda konuta yöneleceğini söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

 

Rakamlardan oldum olası hoşlanmadım, size o  konut sektörünün nasıl canlandığını 2 grafikle göstereyim:

Yıllık konut satışlarını 2018 düzeyinde tutmak için dahi markalı konut inşaatçıları akıl almaz bir dampinge gitmişler:

 

 

Tabii bu veriler acı gerçeği tam yansıtmıyor. Bir de satmak için nakit ödeyene dev indirimler, inşaatçının sağladığı uzun  ve ucuz finansman imkanları var. Nerden mi biliyorum. TEM’de arabayla bir tur atın, koca koca boş binalara serilen dev afişlerden görürsünüz inşaatçının nasıl sıkıştığını.

 

Resesyonda olan  sadece konut, değil ticari emlak da çöküş halinde.  Wakeman &  Cushfield raporundan okuyorum:  “Yeni ofis alanlarının da devreye girmesi ile birlikte gayrimenkullerde genel olarak, boşluk oranı 2019’un ilk çeyreğinde yüzde 24.98’e yükseldi…. Kısa vadede fiyatların ise alıcı beklentilerine yaklaşması bekleniyor. Ek olarak kiracı lehine ortamın orta ve uzun vadede devam edeceği tahmin ediliyor”.

 

Türkiye’de hiç bir zaman klasik anlamda bir konut balonu olmadı. Bir beklenti balonu vardı.  Zenginlerin hep prim yapacak gibi dağda, bayırda her kınutu daha inşaat aşamasında kapması, ve müteahhitin “Bu kerizler oldukça ne yapsam satarım” beklentisinden oluşan bir balon.

 

Bu balon söndü. İpotekle ev alan, başını sokmak için yuva alanların tuzu kuru. Kent içinde makul fiyata ikinc el ev satanları da kasmaz.  Ama, zengin yatırımcı en az bir %30-40 çizecek ana paradan. Müteahhitlerin ise en az %50’si iflas veya sermayeyi kediye yükleme yoluyla, AKP’nin onlara açacağı yeni rant meralarında  yeni serüvenler arayacak.

 

Heyhat, bu tasvir etiğim, Rahmetli Schumpeter’in  gözledği kapitalizmin yaratıcı yıkımı değil.   Papaz bankalarda kaldı. IMF’nin son günlerde yayınladığı bir araştırmaya göre, bu tür konut balonları sönen ülkelerde finansal kriz riski de başgösteriyor.

4 Nisan tarihli “Assessing the Risk of the Next Housing Bust” (Sıradaki konut çöküşü riskini hesaplamak) başlıklı incelemesinde IMF araştırmacıları konut fiyatlarındaki devinimin nedenlerini ve ilerleyen dönemlerde reel milli gelir büyümesine etkilerini ekonometrik modeller kullanarak incelemiş.

 

Sonuçları şöyle özetleyebilirim. Konut fiyatlarında gerileme genelde en az 3 yıl veya daha uzun sürüyor. En yüksek konut fiyat dilimi ne kadar sert bir gerileme yaşarsa, konut resesyonu da o denli uzun sürüyor. Burada Türkiye’den bahsedilmese de,  en fahiş konut ve apartmanların satıldığı İstanbul’da fiyatların artık nominal olarak dahi gerilemeye başlaması, tüm konut pazarının bir kaç yıl daha durgunluk içinde kalacağına delil teşkil edebilir.

 

Bu nokta önemli, çünkü ona girdi sağlayan işkollarıyla birlikte GSYİH’nin takriben %10’nu üreten bir sektörün resesyonda kalması istihdam ve sabit sermaye yatırımları açısından çok olumsuz bir gösterge olarak algılanmalı. Daha basit konuşayım. İnşaat paydos ettiğinde, yanlız işçi, kalfa, mimar işsiz kalmıyor. İnşaata sağladığı girdinin toplam ciro içindeki payına doğru orantılı olarak tahta işçiliğinden, seramik ve demir-çeliğe kadar her endüstriye yayılıyor zalim hastalık.

Keşke bu satırları amatör olarak ekonomiyle ilgilenenler kadar işdünyasının burnundan kıl aldırmayan, kadrosunda ekonomist bulundurmayan, dışardan danışmanlık hizmetlerini de elin tersiyle iten patronları okusa da önümüzdeki 3 yıl için planlarını yaparken en azından göz önünde bulundursalar.

 

IMF uzmanları modeli bir adım daha geliştirerek, yukarda bahsettiğim  türden konut resesyonun sonraki dönemlerde GSYİH üzerinde etkisini de ölçümlemişler. Konut pazarında yüksek fiyatlı binalarla çifte haneli  fiyat daralması her %12 daralma için GSYİH’u 3 yıl içinde %0.3 yavaşlatıyor. Bizde satılan konutların fiyat dağılımını bilemem, ama TL500 bin üzerinde az sayıda konut olduğunu düşünürüm. Hadi, diyelim, bu durgunluk GSYİH’den 0.6 puan traşlasın. Az değil, çünkü Türkiye artık cari açık ve enflasyonu azdırmadan en fazla %3-4 büyüyebiliyor. Bunun %20’ni yitirmek çok ağır bir darbe.

 

En sonra olarak kahraman araştırmacılar konut pazarından daralma ile finansal kriz riski arasındaki bağlantıyı ölçmüşler.Yukarda bahsettiğim türden bir daralma finansal kriz riskini %10  yükseltiyor.

 

Türkiye örneğinde bu da mantıklı.  İnşaata verilen krediler 55 milyar dolar civarında. Bunun yarısı Hazine garantili YİD kredileridir, batmaz, ama gerisi?  Satılması zor ve sürekli fiyatı düşen konut stoğu ile teminatlandırılmış müteahhit kredisi. Tutarı bu da günkü kurla TL140 milyar filan eder.

 

İşte bu yüzden Berat Albayrak konut ve ondan da beter durumda olan enerji sektörü kredilerini bankalardan cımbızlayıp bir Fon’a devretmek istiyor. Haklıdır da, ama şu sorulara cevap bulunması lazım.  Bir,  bunları IFC ve EBRD dışında kim alacak?  İki,  kaça alacak, ve kaç yılda tasviye edeceksin? İşin püf noktası ise, banka bilançosunda TL1’den kaydettiğin krediyi 50 kuruşa, belki 30 kuruşa Fon’a devredeceksin. Bankanın zararını kim karşılayacak?

 

Ekonomide yeşil filizler görenler onların inşaat sektörün mezarın üstünde türediğini de gözden kaçırmasın.

 

 

Bu tür beyin çitiliyen makaleler, her türlü abuk-sabuk yorum ve Nifak İttifakı’nın sponsorlu duyuruları için FÖŞ’ü Facebook’ta takibe alın. Sayfamın linki burada, tıklayın.  

 

 

 

Yorumlar

Banner

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları