Sosyal Medya

Nevzat Evrim Önal: İnsan Bencil mi?

12 Ağustos 2022

Nevzat Evrim Önal İnsan Bencil mi?

Nevzat Evrim Önal yeni bir kitap ile karşımızda. İnsan bencil mi?

Haziran 2022 tarihinde çıkan kitap ikinci baskısını yaptı. Yazarı daha önce yayımladığı “Bilmiyorlar ama yapıyorlar” ve “Anadolu tarımının 150 yıllık öyküsü” kitaplarıyla tanıdım. Bu kitabını da ilk çıktığı gün satın aldım.

Yazar bu kitabında  bireyin bencil olup olmadığını kendi düşünce dünyası(marksist) üzerinden basit bir şekilde okuyucuya aktarmaya çalışıyor. Önce bireyin tarih içerisindeki yolcuğunu ilk çağlardan başlayarak yaşadığımız döneme kadar önemli dönemeçleriyle anlatıyor. İlk çağlardan başlayan bu serüvenden günümüze ulaşan bu tarihsel çizgide bireyin tek başına yürümediğini dolayısıyla toplumsal bir varlık olduğunu keskin çizgilerle altını çizerek ifade ediyor. Bir bakıma bireyin tarih içerisindeki dönüşümünü gözler önüne seriyor. Sakın kitabı bir tarih kitabı gibi düşünmeyin, bir tarafta hikayeler bir tarafta antropoloji, bir tarafta sanat, bir tarafta dil bilim ve en tepede ekonomi politik kitabın akışını destekliyor. Aslında Nevzat bey konuşur gibi yazıyor diyebiliriz.  İkinci bölümde uzunca değinilecek olan günümüz insanının çelişkileri ise ilk bölümdeki  tarihsel ve teorik bir çerçeve sayesinde net bir biçimde ortaya koyulmakta ve çözüm önerileri getirilmektedir.

Sistemin temsilcilerinin anlattığı gibi insan doğuştan bencil değildir ve bencil olarakta yaşamak istemesi tarihin akışına aykırıdır. Yazar tarihi dönemeçleri anlattığı bölümlerde bu savını destekleyecek bir çok durumu çok yalın bir şekilde anlatmaktadır.

“İnsan özü, tek tek her bireyin doğasında bulunan bir soyutlama değildir. Bu öz aslında toplumsal ilişkiler bütünüdür”. (Marx, Engels, Alman İdeolojisi, s:23)

https://twitter.com/VeriDelisi/status/1572526730056962048

Yazarın derdi kapitalist sistemin insanı ittiği dipsiz kuyudan çıkmasına bir nebze yardımcı olmaya çalışmaktadır. Kendisinin de belirttiği gibi günümüz insanı özgür olduğunu düşünerek kapitalist sistemin kendisine biçtiği bir alanda  yaşamaktadır.

“Dört duvarı, tavanı ve zemini aynalarla kaplı sonsuz gibi görünen küçüçük bir odada, sonsuz sayıda yansımasını insanlık zanneden biçare bir yalnızlıktır” (S:24)

Bu yalnızlık ve yabancılaşma atmosferinden çıkmanın ise iki yolu vardır.

“Özgürlük mücadelesi önce esaret altında olduğunu fark etmekle başlar ve bu mücadele ancak toplumsal olabilir” (S:24)

Yazar en büyük sıkıntıyı da burada görmektedir. Günümüz insanı esaret altında olduğunu görememekte (kendi suçu değil) ve toplumda insan insana yabancılaşmıştır.

Tarihsel süreçte ilk artık değerin ortaya çıktığı tarım toplumunda insanın doğayla olan mücadelesi artık insanın insanla mücadelesi yerine bırakmıştır.

“Zenginlik yokken hayatta kalma çabası müşterekti ve herkes elinden geleni yaptığı müddetçe kimin az kimin çok çalıştığı bir yerden sonra teferruattı. Ama ortada birikmekte olan bir zenginlik varsa bu müşterek olmayabilirdi. Artık maddi eşitsizlik mümkün hale gelmişti”(s:68)

https://twitter.com/VeriDelisi/status/1572465684025671680

İlk eşitsizliğin ortaya çıktığı noktadan itibaren sınınfların ve sınıflar arasındaki mücadelenin ortaya çıktığını ve bireyin bu mücadelelerde tek başına değil toplum ile birlikte hareket ederek tarihin akışını çizdiğini çok net görüyoruz.  Burjuva devrimine giden yolda burjuvaların yüz yıllarca egemen sınıfları ürkütmeden uzlaşmayla yavaş yavaş yükseldiğini görüyoruz. Tabii burjuva imkanını bulduğu anda eski egemenleri yerinden indirecek ve ilga edilen tahta kendisi çıkacaktır. Burjuvazinin ikiyüzlü aydınlanmacılığına bol bol atıf yapılıyor. Aydınlama, ilk devrimci köklerinden uzaklaşmış ve burjuvazinin evcil bilimi haline gelmiştir. Yazar, SSCB’de büyük bir parantez açıyor kitabında, neden SSCB’nin hep savunma hattında kaldığını anlatıyor. Aslında bu defansta olma durumuna kızıyor. Yenilginin en büyük nedenini bu olarak görüyor.

Türkiye için Osmanlının devamı tezlerinin yanlış olduğunu ve bu tezlerle günümüz Türkiyesini anlayamayacağımızı aktarıyor.

“Türkiye kendi kapitalistleşme sürecini emperyalizm çağında ve emperyalist güçlerin gölgesinde yaşamış bir ikinci kuşak sanayi ülkesidir”.(S:199)

Türkiye bölümünü mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Ben iki kere okudum. DP’nin tasfiyesi, Parazit burjuva, TUSİAD, 1980 darbesi…

İlk bölüm biterken kendinizi tek perdelik oyunun içinde buluyorsunuz Burada karanlık ve yolcu arasında muhteşem bir diyaloğa tanık oluyorsunuz. Bu diyalog gerçekten unutulmaz.

İkinci bölümde ben kendi üzerime çok alındım. Bu bölümde Nevzat bey doğrudan beyaz yakalılara sesleniyor. İçimizdeki yalnızlığın ve yaşadığımız yabancılaşmanın nedeninin toplum değil sistem olduğunu sürekli tekrarla anlatmaya çalışıyor.

“Egemen ideoloji , yalnızlaşmış birey karşısına öcüleşmiş bir kalabalık heyulası çıkartır ve konfor kavramını her  zaman etrafta fazla insan olmamasıyla, ıssız bir ayrıcalıklılık haliyle özdeşleştirir.” (s:259)

İkinci bölümün her sayfası bireyin ayağa kalkması için yazılan doktor reçetesi kıvamında, bu metinleri okuyan bireyin silkineceğini düşünüyorum.

Sonuç olarak Nevzat Evrim ÖNAL, bu sistemden çıkışın önce bireyin toplumsallığını kavramasıyla ve sonrasında da tüm dünya üzerinde burjuvaziye karşı meşru müdafaa hakkının kullanılmasıyla olacağını savunmaktadır.

Kavgadan kaçmak olmaz yüreğini al da gel !

Tüm Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları