Sosyal Medya

FÖŞ yazdı: Türkiye ateş çemberi içinde

12 Ocak 2026

İbretle İran’da yaşanan dev gösteriler dalgasını izlerken, bir yandan da bizde de aynısı olur mu sorusuna cevap arıyorum. Barış Süreci’nin ne derece ilerleyebileceğini gösteren Suriye’de el Şara–Kürt çatışması ikinci izleme zevkim. Türkiye tam bir ateş çemberi içinde.

Geçen sene piyasaları ve bir ölçüde de ekonomiyi Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve ardından her gün tırmanan ya da dallanıp budaklanan Erdoğan–CHP kavgası şekillendirdi. Ne yerli ne de yabancı muhataplarıma, TCMB’nin çok güçlü rezerv varlıkları sayesinde siyasal şoklarla piyasa tepkileri arasındaki kanalı bloke ettiğini anlatabildim. Yani getiriler iç siyasî riskten bağımsız olacaktı.

Bu sene de en azından yılın ilk çeyreğinde Ateş Çemberi’ndeki gelişmeler, temkinli iyimserlik modunda olan piyasalarımız için başlıca risk. Bakalım hele bir şunlara:

Maduro ve İran

Venezuela’ya uluslararası gelişmeler bölümünde daha geniş yer ayıracağım; fakat Maduro’nun ABD’ye kaçırılması zamanında bize kaçak altın gönderdiği ve dünyanın tek hayırsever–gangster–influencer–fenomeni olan Sedat Peker’in, ünlü iş insanlarının ülkeden kokain ticareti için bağlantılar kurduğu suçlamalarını akla getirdi. Bunların doğruluk ölçüsünü bilmemize imkân yok, ama New York Federal Savcısı bir şekilde öğrenir. En kötü senaryoda Maduro davası ikinci bir Rıza Sarraf hikâyesine dönüşebilir.

İran’da Cuma–Cumartesi itibarıyla en şiddetli gösteriler gerçekleşirken, isyancıların liman kenti Bender Abbas ve petrol bölgesi Ahvaz’ı rejimden arındırdığı haberleri var. Daha da kötüsü, 2026 yılına girerken İran bankacılık sistemi tarihinin en ağır likidite ve güven krizini yaşıyor. Ekim 2025’te ülkenin en büyük özel bankalarından Ayandeh Bank’ın 5,2 milyar dolarlık devasa zarar ve yolsuzluk iddialarıyla resmen iflas etmesi, sistemdeki çöküşün fitilini ateşledi.

Ocak 2026 itibarıyla kriz devlet devlerine de sıçradı; ülkenin en büyük bankası Bank Melli’de nakit çekimlerinin durdurulduğu haberleri ülke genelinde banka akınlarına (bank run) ve protestolara yol açtı. Riyalin dolar karşısında 1,47 milyona gerilemesi ve %70’i aşan gıda enflasyonu, halkın tasarruflarını kurtarma telaşını tetikleyerek bankacılık sistemini tamamen işlevsiz hale getirdi. İran’da ekonomideki çöküş ve dolayısıyla halkın sıkıntılarının temel nedeni ülkede su kalmaması. Evet, İran “su iflası” yaşıyor; yıllarca toparlanamaz.

Rejim eski bildiği yönteme dönerek basıncı artırdı ve Halkın Muhafızlarına göstericilere ateş etme yetkisi verdi. Ölü sayısı 300’e yaklaşırken, en büyük korku Trump ve/veya Netanyahu’nun seçme rejim hedeflerini vurarak göstericilere destek vermeye kalkması olur; çünkü hiçbir halk ne olursa olsun dış müdahale istemez.

Ülkede rejim kolay devrilmeyecek kadar derin sosyo-ekonomik kökler salmış, ama ülkeyi yönetemeyecek kadar da güven kaybına uğramış. FÖŞ’e göre İran’ın yıllarca sürecek bir istikrarsızlık ve iç savaşa maruz kalmasını içeren “İkinci Suriye” senaryosu devreye girer.

Bu senaryo Türkiye açısından çok kötü. Suriye örneğinde olduğu gibi milyonlarca İranlı ülkemize üşüşerek emlak ve istihdam pazarında hiç de istenmeyen çalkantılara neden olacak. Zengin İranlıların göçü iç talebi beklenenin ötesinde pompalayabilir. İran’la bu yıl vadesi dolan yıllık 10 milyar metreküplük doğal gaz anlaşmasının yenilenmesi de şüpheye düşer.

Nihayetinde sosyal olaylar benim naçiz gözlemlerime göre ülkeden ülkeye sıçrama eğilimi sergiler. Türkiye’de de birbirinden kopuk hareket eden ya da pasif kalan CHP seçmeni, “ev gençleri”, sürünen emekliler ve açlık sınırının altında maaş alan emekliler meydanlarda birleşebilir.

Suriye’de oyun sonu

Suriye’ye döndüğümüzde maalesef bol kan ve gözyaşı üretecek oyun sonunun başladığını iddia ediyorum. Fırat’ın Batısı’ndan önce Türkiye destekli Arap milisler tarafından Afrin’den kovulan Kürtler, şimdi de Halep’i terk etmeye zorlandılar. El Şara burada durmaz. Çünkü hem Ankara’da hem de Şam’da Suriye Kürtlerinin İsrail’in oyuncağı haline geldiğine dair katı bir anlayış var. Hatta Kürtlerin Dürzîleri eğitip silahlandırdığı istihbaratı da var. TSK ve El Şara’nın güçleri Fırat’ı geçip Kürtleri dize getirmeye çalışacak.

Pazar günü Abdülkadir Selvi şöyle yazıyor:

“Bundan sonra ne olacak? Operasyon Fırat’ın doğusunda devam edecek mi? SDG’ye yönelik operasyon için hemen düğmeye basılmayacak.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack dün Şam’daydı. Halep operasyonundan sonra SDG’ye müzakere etmek için yeni bir fırsat sunulacak.

SDG’nin Halep’teki yaklaşımı nedeniyle uzlaşma ihtimali göz ardı edilmiyor. Anlaşmaya yeni bir şans tanınacak. Ancak SDG direnmeyi tercih ederse bu kez Türkiye, ABD ve Suriye hükümetinin uzlaşması ile Fırat’ın doğusuna büyük askerî operasyon başlayacak.

Bu operasyonun bir takvimi var. Fırat’ın doğusuna yapılacak olan operasyonun Şubat ayında başlayabileceği söyleniyor. Bundan sonra adım atılmazsa örgütün gelir kaynakları olan petrol sahaları ve gümrük kapıları da masada olacak.”

Fırat’ın Doğusu’na askerî harekât iki ucu gübreli değnek. Kürt sivillerin can kaybı, DEM’in Barış Süreci’ne desteğini azaltabilir, hatta masadan kalkabilir. Öte yanda Kürtler Ankara’nın tam anlamıyla tatmin olacağı şekilde dize gelmezse, Türk seçmen Barış Süreci’ne destek vermez. Tek bir optimal çözüm var: Trump devreye girip el Şara ve Kürtlere neleri yapıp yapamayacaklarını dikte edecek. Ankara’da ortaya çıkan çözüm, “Kürtleri silahsızlandırdık” diye Türk seçmene pazarlanmaya çalışılacak.

Bu olaylar zincirinin yerli yatırımcı ve iş insanı üzerinde kalıcı etkisi olmaz. Ama yavaş yavaş piyasalarımıza ısınmaya başlayan küresel veya Gelişmekte Olan Piyasa fon yöneticileri için Türk mali varlıklarını bir kez daha şortlama vesilesi olabilir.

Ne demişler? Komşuda pişer, bize de düşer.

Atilla Yeşilada ve Güldem Atabay tarafından kaleme alınan özel raporlarımıza abone olmak ister misiniz? Raporlarımız kurumsal müşterilere yöneliktir. Abonelik ücretlidir. Koşulları öğrenmek için bize e-mail atın: [email protected]

Tüm Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları