Çetin Ünsalan Yazdı: ‘İhracatçı girdi malı stokluyor…’
3 Nisan 2026Dış ticaret rakamlarımız açıklandı. Açık yüzde 56,6 artarken, haberlerin çoğunda bu unsur da ön plana çıktı. Fakat bunda çok da şaşırtıcı bir durum olduğunu düşünmüyorum. Şaşırtıcı olan bile bile önümüze kadar gelen bu sorunu çözecek, halen gerçekçi ve yapısal eylemler yapmıyor olmamız.
Zaten yapısal sorunları olan bir reel sektörün, dünyanın daralmaya gittiği süreçte, iç piyasayı da tarumar ederek çaresiz bırakılmasını, söylemden öte bir hamle yapmadan meselenin hamasetle geçiştirilmesini dile getirmiyorsak, bu açık için şaşırtıcı olan bir şey de yoktur.
Ayrıca zaten halen şu sorunun yanıtını kendimize vermedik. Dünyanın Türkiye’den almaktan vazgeçemeyeceği ne var? Yanıt, hiçbir şey… Şayet bu mesele ile yüzleşmezseniz, fiyat bazlı rekabetin içinde sadece ezilme alternatifi kalıyor.
Bilhassa emek yoğun sektörlerde Uzakdoğu’nun maliyetleriyle ve adetleriyle başa çıkılamayacağı çok açıktı. Fakat biz sadece jeopolitik konumumuza güvenip, dış ticaret değil, ihracat rakamları konuşarak bugünümüzü hazırladık.
Peki rakamlarımızın içinde dikkat çekici olan yanlar neler? İhracatımız azalırken ithalatımızın artması mı? Bu kadar üreteni ürettiğine pişman ettiğiniz bir ekosistemde, sadece fiyat bazlı rekabet ederek başka bir sonuç elde etmemiz zaten tesadüf olurdu.
Sıkıntılı olan ise ihracatın enerji hariç dahil tüm başlıklarda geriliyor olması. Yıllıklandırılmış bazdaki bu gerileme, gelecek dönem için de uyarı niteliğinde ama bu durum bile ‘dalgalanma’ olarak nitelendiriliyor. Bu da meselenin ciddiyetinin halen farkında olmadığımızı gösteriyor.
29 milyar dolara yükselen üç aylık açık için her türlü bahaneyi bulabilirsiniz ki bu da bulunuyor zaten. Ne imiş? İhracatta dalgalanma… Burada bile konuya dış ticaret verileri olarak yaklaşmaktan imtina ediyoruz.
Fakat ortaya konulan rakamların içinde en çarpıcı olan ithalat başlığındaki yükselişin detayında… “Mart’ta en çok ithalat, yüzde 11,5 artış ve 23 milyar 234 milyon dolarla ham madde (ara mallar) grubunda yapıldı. Bu grubu yüzde 5,3 azalış ve 4 milyar 937 milyon dolarla tüketim malları ve yüzde 7,9 yükseliş ve 4 milyar 849 milyon dolarla yatırım (sermaye) malları izledi.”
Hadi bunun deşifresini yapalım. Öncelikle tüketim malı ithalatımızda düşüş var. Bu sevindirici olmakla birlikte, bu kadar ithalat bağımlısı bir piyasa yapısı içinde, TL’nin aşırı değerli olduğunu da dikkate alırsanız, bu kalemin yükselmiyor olması, insanların artık alışveriş yapacak güçlerinin kalmadığını gösteriyor.
Üretici tarafında ise, sistemlerini yenilemek ya da geliştirmek ihtiyacıyla yüzleşen sanayinin yatırım mallarına gücü oranında yükselmesi mi, yoksa ihtiyaçların aşırı maliyetli hale gelmesi mi daha önemli kara veremiyorum.
Ama en kritik olan en çarpıcı ithalat yükselişinin hammadde kaleminde olması… Demek ki kur riskini gören bir reel sektör, sürekli yükselen ithal girdi maliyetleri söz konusu ki, her şeye rağmen bunların alımları sürüyor.
Bu hem ülkenin ekonomik açmazlarını, hem rekabetteki problemlerini, hem stok maliyetinin ürünün maliyetinin altında kaldığını, hem de yerli tedarik zinciri içinde gerekli dersin çalışılmadığını bize anlatıyor. Bunun dışındaki detaylar mı? Sadece laftan ve hamasetten ibaret, yani boş.


