Çetin Ünsalan Yazdı: ‘Açıktaki faiz tokadı…’
17 Şubat 2026Bütçede ve bütçe açığında rekor düzeyde hedefler ortaya koyan Türkiye, söz konusu olan emekli ya da memur ücreti ise ağlanıp duruyor. Hatta açlık sınırının 11 bin TL altında emekli maaşı verildiğinde, bu mesele tartışıldığında olanakların bu kadar olduğunu söyleyen iktidar yetkililerine bile şahit olduk.
Aslında ülkenin imkânları söz konusu olduğunda ‘bu kadar’ denilen ile, algı yönetmek için harcadığımız paraları mukayese etseniz, kaynakların nerelere heba edildiğini de çok net anlıyorsunuz.
Mesela Ocak ayı Merkezi Yönetim Bütçe gerçekleşmeleri açıklandı. Bütçede açık, aylık olarak 214,5 milyar TL oldu. Yani Türkiye cebindeki para ile yol yürürken, yılın ilk ayından rekor bir açık miktarına imza attı.
Vergi gelirlerinin bilhassa dolaylılar üzerinden bu kadar arttığı, insanlara inandırıcı olmayan bire enflasyon rakamı baz alınıp, onun hedefi üzerinden zam verildiği bir memlekette, nasıl oluyor da açık bu kadar yıpratıcı oluyor.
Esasen ekonomi bir kaynak yönetim sistemi ile yürür. Buradaki tercihleriniz de belirleyici olur. Mesele sadece açık vermeniz değil; açığın hangi başlık altında toplandığıdır ki bu sonucu da belirleyecek bir faktör haline gelir.
İlk ay itibariyle ortaya konulan veriler, toplam giderlerin yüzde 15,3’lük kısmının faiz ödemesine gittiğini gösteriyor. Peki toplam gider ne kadar? 1 trilyon 635 milyar TL’nin biraz üzerinde.
Bunun yüzde 15’i ne eder? Yaklaşık 155 milyar TL. Peki ilk ay itibariyle verdiğimiz toplam açık ne? 214,6 milyar TL. Düşün faiz ödemesini, faaliyetler dahil ekonominin verdiği açık, sadece yaklaşık 60 milyar eder.
Yani ülkenin ekonomisinde verilen açık, faaliyetten çok, faiz ödemesine gidiyor. Yani 86 milyon vatandaş, bu denli zorluk yaşarken, üreticisinden emeklisine, esnafından çiftçisine, işçisinden işsizine kadar herkes rantiyeye ve kreditörlere çalışıyor.
Fotoğraf bu kadar ne bir biçimde ortadayken, geçinemediğini söyleyen insanlara dönüp, olanakların bu kadarına yettiğini anlatamazsınız. En azından anlatmamalısınız. Çünkü gelir gözetmeksizin aldığınız dolaylı vergilerle kasayı doldururken, kaynakları yatırımlara ya da insanların refahı yerine faizlere veriyorsanız, o ekonomide işin altından da kalkamazsınız.
Bunu tıpkı kredi kartı borçlusu gibi düşünün. Örneğin Türkiye’deki herkesin aynı durumda olduğundan hareketle rahatlıkla anlaşılabileceği bir başlık olduğunu düşünüyorum. Şayet bankalara olan borçla yaşamayı alışkanlık haline getirdiyseniz ya da gelirleriniz giderlerinizi karşılamıyorsa, aile dışından ek bir kaynak veya iş bularak sorunu aşmaya çalışmalısınız.
Her seferinde lükse devam etmek için krediye başvuruyor, onun da faizine çalışıyorsanız, hem günü kurtarıyorsunuz, hem de sorunu kronik noktaya taşıyorsunuz demektir. Gerçekler bu noktadayken derdimiz ne? Dolar kuru 44’ü geçmesin. Hem de inandırıcı bulunmayan enflasyon farkına rağmen. Sonuç mu? Ülkece faizcilere çalışırsınız. Sahi kimdi bu faiz lobisi?


