Sosyal Medya

Çetin Ünsalan: Açık, dış ticareti aşıyor

2 Şubat 2026

Reform yılı ilan edilen 2026 yılında reel sektör adına da, bağlantılı olarak Türkiye ekonomisi açısından da alarmın şiddeti büyüyor. Sürekli gelire odaklanan, giderleri yok sayan, hatta kısıtlamaya çalışırken, üretimi engelleyip, geliri de riske eden, daha kötüsü üretecek olanı uçuruma sürükleyen yapıya neşter vurmak kimsenin aklına gelmiyor.

 

Herkesin ihracat gelirleriyle övünmeye devam ettiği bir fotoğrafın tam ortasında geçen yıl itibariyle 92 milyar dolar dış ticaret açığı verdik. Daha kötüsü artış oranlarına baktığımızda dış ticaretteki açık artışının, ihracatı da ithalatı da geride bıraktığını görüyoruz.

 

2025 yılı itibariyle ihracatımız yüzde 4,4, ithalatımız yüzde 6,2 artarken, dış ticarette açık yüzde 11,9 yükseldi. Kuru baskılayarak faiz ve bütçe açığını patlatan ekonomi yönetimi, en azından bu rakamdaki sinyali doğru okumalıdır.

 

Çünkü 92 milyar dolar dış ticaret açığı, aynı zamanda 75 milyar dolarlık bir cari açık finansmanı ihtiyacını önümüze koyar. ‘Bir şekilde hallederiz’ ifadesindeki tutarsız özgüven, ne yazık bizi serseri fonlara ve daha büyük faturalarla ekonomiyi döndürmeye mahkûm ediyor.

 

Yani bir şekilde halledilmiyor. Sadece geleceğe dair daha büyük açıklar vermek uğruna o sene atlatılıyor. Fakat bu dış ticaret yapısını doğru okuduğunuzda turizmden ihracata kadar ciroyu arttırıp, kârlılığı eriten ve müşterisini kaybetmemek uğruna zararı göze alıp mal satanların daha fazla dayanması mümkün değil.

 

Bu önümüze ya kayıt dışı ekonominin, üretimin ve istihdamın beslendiği bir noktayı getirecek ya da üretimden vazgeçen insanların sayısındaki artışı. Üretim yapısını mercek altına almadan, elindeki değerlerin ne olduğunu bilmeden sadece rakamı yükselterek sürdürülebilir bir ekonomi yaratamazsınız.

 

Bu kadar büyük bir ticaret ve gümrük vergisi savaşının ortasında, paktlar oluşmuş ve korumacılığın artmaya aday olduğu bir konjonktürde üretim aktörlerinizi göz ardı ederek, kapı kapı para dolaşsanız da, işin sürekliliğini sağlamak mümkün olmaz.

 

Türkiye’nin üretmekten başka çaresi yok. Fakat ne pahasına olursa olsun üretimin de mümkün olmadığını biliyoruz. Bu şartlar düzelmeden, sağlıklı bir planlama yapılmadan, yerli tedarik oranı arttırılırken, gerçekten katma değerli işlere imza atmadan ve üretim birimlerini koordine etmeden işin içinden çıkamayız.

 

Ekonomi yönetimi rakam tutkusu içinde boğulmuş, kendi kurduğu hayale milyonlarca çalışanı ve işletmeyi kurban ediyor. Gözü o kadar kararmış ki, günlük borç bulmak adına, elindeki değerleri bile gözden çıkaracak bir eğilim izlenimi veriyor.

 

Bu ülkenin bir an önce gerçek bir planlamaya, bu planlamadan yola çıkan bir ekonomi programına, günlük paralar peşinde koşmak yerine, kalıcı ve kalkınma odaklı bir büyüme çizgisine çekilmesi zorunludur. Aksi takdirde bu çizginin çıkmaz bir yola gittiğini görmek uzmanlık istemiyor. Yönetici olduğunuz şirkette yapamayacaklarınızı, ülkenin ekonomi yönetimine adapte edip, kaderimizle oynamayın.

 

[email protected]

Tüm Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları