Çetin Ünsalan: TÜİK ile bile tek hane zor
27 Ocak 2026İnsanların kursağından keserek daralma esaslı enflasyon mücadelesi ile ilgili beklentiler geldi. Merkez Bankası’nın yaptığı ankete göre hane halkı beklentisi zaten enflasyonun daha da yukarı tırmanacağı yönünde görüş bildiriyor.
Yüzde 52 enflasyonu bir yıl sonrası için gören bir hane halkı, yüzde 33 ihtimalini beklentisine koyan bir reel sektör ve yüzde 22,2’yi öngören bir piyasa katılımcıları fotoğrafı önümüze geldi.
ANALİZ: WebTÜFE Ocak Ayında “Zirve” Yaptı – Gıda ve Hizmet Kalemlerinde Sert Yükseliş
Bu rakamların hepsi elbette tartışmalı. Ama bu çerçeveden baktığınızda finansçılar bile ekonomi yönetiminin yüzde 16’lık hedefinde yüzde 25’e yakın bir sapma bekliyor. Yani son söyleyeceğimizi başta söylersek, inandırıcılığı tartışmalı TÜİK verileri dahi bu haliyle vatandaşın gelir artışında çırak çıkartıldığını net bir biçimde bize gösteriyor.
Bununla birlikte meselenin başka bir boyutu daha var. Şayet hane halkı Merkez Bankası’nın anketinde bir yıl sonra yüzde 52 enflasyonu öngörüyorsa, bugün yaşanan enflasyonun yüzde 80 civarında etki ettiği çok açık söylenebilir.
Bu şartlar altında da insanların borca batmaktan başka çaresi kalmıyor. Fakat ekonomi yönetimi bunun da önünü kesmeye çalıştığı için, insanların 2026’yı nasıl atlatacağı sorusunun yanıtı bilmeceye dönüşüyor.
Nitekim aynı problemi reel sektör için de söyleyebiliriz. Yani zaten tartışmalı olan TÜİK rakamlarını bile baz alsanız, 2027 yılında bizim tek hane enflasyonunu görmemiz olasılık olmaktan çıkıyor.
Neden? Muhtemelen 2027 yılında en geç bir seçim yaşayacağız. Ekonomi yönetiminin geçmiş hareketlerinden sağlama yaparsak, burada kesenin ağzını açıp, seçim ekonomisi uygulayacaktır.
Bu da uzunca bir süre bizim tek hane enflasyonu görmemizin çok olası olmadığını anlatıyor. Öncelikle bundan maaşlarla ilgili enflasyon tezini haklı bulduğum anlamına çıkmasını istemem.
Çünkü açlık sınırının altında bir maaş ve emekli aylığı uygulamasında yapacağınız artışların, enflasyon üzerinde etki yapma olasılığı kaldığını düşünmüyorum. Ancak yoksulluk sınırının üzerinde verilecek rakamlarda bir enflasyonist baskı oluşabilir.
İnsanların günlük yaşam giderlerinin yeterince kısıldığı ve alacakları her kuruşun da anlamlı bir tüketim yaratmayacağını biraz aklı çalışan ve vicdanı olan herkes kabul eder. Bununla birlikte bu ücretlerin maliyetinin Avrupalı rakiplerin üzerine çıkmış olduğu gerçeği de firmaların değil, ekonomi yönetiminin halletmesi gereken bir meseleye dönüşüyor.
Velhasıl kelam çok zor bir yılı yaşadıktan sonra, sadece seçim kaygısıyla yapılacak ani bir açılım, tüm dengeleri alt üst ettiği gibi yapılan fedakârlığı da boşa düşürecek ve seçimden sonra kim gelirse gelsin, insanlar yine maliyet ödemeye devam edecektir. Ezcümle, tek hane enflasyon uzak olduğu kadar, hayat şartlarının daha da zorlaşacağı bir sürecin devam edeceği de bir o kadar açık gözüküyor.
