Sosyal Medya

Çetin Ünsalan: Zenginin malı, züğürdün çenesi

20 Ocak 2026

Dünya ekonomisinde tartışmalar büyüyor; Grönland ve Mercosur Anlaşması üzerinden restleşmeler yaşanıyor; Çin ve ABD arasında kritik mineraller üzerinden ticaret savaşlarında ipler geriliyor; Davos’ta yapay zekânın yaratıcı yıkımı konuşuluyor; bizimkiler para peşinde, onun da algısı satılıyor.

 

Geçtiğimiz hafta Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan ile birlikte önce Londra, ardından New York ziyaretlerinde bulunan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, yine gitti; anlattı döndü.

 

Peki elimizde somut ne var? Yapılan haberlere bakarsanız yine eli boş döndü. Çünkü somut birtakım gelişmelerden bahsetmek yerine, dünyada 88 trilyon dolar varlığı yöneten 800’ü aşkın kişiyle buluşulduğu haberi tek konu.

Oradaki toplantılardan yansıyanlara baktığınızda, açıklamaları esas alırsanız, değişik bir şey söylenmediğini de ortada. Şimşek ilk göreve geldiğinden beri aynı şeyi yaşayıp, benzer haberleri görüyoruz.

 

Görevine başlar başlamaz Uzakdoğu’ya giden burada önemli görüşmeler yaptığı anlatılan, ardından Körfez ülkelerine dönüp 50 trilyon doları yönetenlerle buluştuğu ifade edilen haberlerin aynısını, mekân ve rakam değişimiyle birlikte okuyup duruyoruz.

 

Sonuç ne? Carry trade parası dışında tek kuruş çekemeyen, elinde bir proje olmadan ‘sadece önemli olduğumuzu anlatarak’ para toplayacağını zanneden, düzeltilen rakamlara içeridekilerin de dışarıdakilerin de inanmasını bekleyen, günün sonunda satın alma gücünü çökertip, iç piyasayı durdurarak rakam peşinde koşan bir anlayış.

 

Ama biz yine 88 trilyon doları yönetenlerle yapılan buluşmayı okumakla yetindik. Bunun dışında somut bir şey var mı? Yok. Daha önce var mıydı? Yoktu. Sonuçta ortaya bir şey çıktı mı? Çıkmadı.

En baştan paranın tercihlerinin değiştiğini, yeni bir ekonomik sistem içinde olduğumuzu anlamayan, 2 binli yıllardaki gibi parasal genişleme hayaliyle ortalarda dolaşan bir ekonomi yönetimi bakış açısıyla, sadece kuru tutup, enflasyonu algıyla düşüreceğini zanneden, karşılığında bütçe açığı ve faiz ödemesinde patlama yaratan bir fotoğrafla karşı karşıyayız.

 

Üstelik bunu yaparken tüketiciden reel sektöre kadar herkesin zor durumunun derinleşmesine de neden olundu. Ama çok garip bir şekilde halen aynı türküyü dinleyip duruyoruz.

 

Hatta sabit kur, görece yüksek faizle ekonominin dolarizasyonunu çözemeyip, KKM’nin faturasını dile getirmeden kurtulmaktan bile söz ettiler.

 

Oysa dolarize olmuş bir ekonomiyi bir de üzerine yastık altı altın tasarruflarının patladığı bir biçime soktular. Türkiye’nin dönüşen ve değişen ekonomide çok büyük şansları olduğunu düşünüyorum.

 

Startup ekosisteminden, yenilenebilir enerji teknolojilerine kadar birçok meselenin ana merkezi olabiliriz. Ama bu alanda ne bir proje var; ne de gerçekçi bir niyet. Sadece zengine gidip para istiyoruz, her seferinde de nasihatla geri dönüyoruz. Bunu anlayabilmek ve paradigmanın değiştiğini görmek için daha kaç tur atacaksınız?

 

[email protected]

Tüm Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları