Çetin Ünsalan Yazdı: ‘Halının altı atıl işgücü…’
1 Aralık 2025Eğer bir ülkede istatistiklerde işsizlik azalırken, atıl işgücü yükseliyorsa, o ülkede istihdam yaratıldığını değil, daha çok insanı işsiz saymaktan vazgeçtiğinizi gösterir. Ne yazık ki rakamlar gölgesinde gerçekleşen yalan rüzgârı görünümlü fotoğrafımız da bize bunu anlatıyor.
İşsizlik yüzde 0,1 azalırken, atıl işgücü yüzde 1,1 artıyor. Küsuratlar birbirini götürürse, siz yüzde 1 insanı daha işsiz saymaktan vazgeçmişsiniz anlamı çıkar. Fakat bir ülkenin ekonomi yönetiminin onları hangi gerekçeyle olursa olsun işsiz saymaması, onların akşam eve ekmek götüremediği gerçeğini değiştirmiyor.
Ne yazık ki ülkede üretim ekosistemini alt üst eden bir bakış açısı, işsizi işsiz saymayarak sorunu çözdüğünü düşünüp, çözüm üretmek yerine bahane üretip, sonra da işin içinden çıktığını düşünüyor. Bu resmen sorunları halının altına süpürmek anlamına gelir ki, bizde atıl işgücü kavramı tamamen buna dönmüş vaziyette.
Hoş ülkede çalışanların bile açlık sınırında gelir elde edemediği, ama yoksulluk sınırının üzerinde giderlerle mücadele ettiği bir yapıda işsiz olmakla, çalışmak arasında, çalışmak ile emekli olmak arasında bir fark kaldığını söylemek de güç.
Türk-İş son verisine göre açlık sınırı 30 bin TL’ye, yoksulluk sınırı da 100 bin TL’ye dayandı. Oysa bu ülkede ortalama ücret bugün 30 bin TL civarında, iki kişiden biri de açlık sınırının çok altında kalan 22 bin 400 TL ile geçinmeye çalışıyor.
Yoksulluk sınırının yanından bile geçilemezken, 16 bin 800 TL dip, ortalama 18 bin TL ile emeklilerin hayatta kalacağı düşünülüyor. Memlekette ucuz diye 15 bin TL kiranın reklamı yapılıp, bir de başarı diye anlatılırken, insan yerine konulmayan işsizden bir de yüzde 100 zamla bin 560 TL genel sağlık sigortası primi talep ediliyor.
Ülkede ne işverenin ayakta kalabilmesi ne de onun verdiği maaşlarla çalışanların yaşamını sürdürmesi mümkün değilse, işsizi insandan saymayıp halının altına süpürmenin yolu aranıyorsa, emekliler yük gibi görülüp, açlık sınırının altında iane verilenler gibi görülüyorsa, ekonomi adına konuşacak bir şey kalmıyor.
Tarım ülkesi olduğu iddia edilen bir memlekette, açlığa mahkûm edilmiş insanlara karşılık, tarımın doğru topraklarda ithalat yapılıyorsa, üreten maliyetlerini karşılayamıyorsa, ama regülasyon yapması gereken bir kurumun başındaki yurtdışından firma kurup ithalat yapıyorsa, işin içinden çıkmanız güç demektir.
Sanayici konteynerlerle fabrikasını başka memleketlere taşıyorsa, maliyeti yok sayılıyorsa, enflasyonun gerçek olmadığı bir ortamda faiz tartışılıp, baskılanan kurun maliyeti de yüksek faiz ödemeleriyle yine açlık sınırının altındaki insanlardan bunu karşılaması bekleniyorsa, sözün bittiği yerdesiniz anlamı çıkar.
Özetle bir illüzyon yarattılar, rakamlarla destekleyip, destekledikleri rakamlara ulaşarak başarılı ekonomi anlatmaya çalışıyorlar; ama günün sonunda insanlar guruldayan mideleriyle yaşam mücadelesi veriyorlar. Alın size ekonominin gerçek yüzü. Kaldırın halıyı da kirin boyutu gözüksün.


