Çetin Ünsalan Yazdı: Zarar mı; aşırı kâr mı?
20 Şubat 2026Ramazan Ayı’nın gelmesiyle birlikte gıdada fiyat tartışmaları ve bağlantılı olarak da denetim görüntüleri yerini almaya başladı. Her şeyin iyi niyet ve samimiyet temelinde cereyan etmesi gereken bir dönemde bunların yaşanıyor olması da kendi içinde ayrı bir çelişki.
Öyle bir fotoğraf ortaya konuluyor ki, Ramazan ile birlikte gıda fiyatlarında büyük bir fırsatçılık başlıyor ve bunu kötüye kullanmak isteyenleri önlemek adına da arka arkaya kampanyalar düzenleniyor.
Elbette böylesi dönemlerde, yani iş hacminin yoğunlaştığı süreçlerde, bunu istismar etmek isteyenler çıkabilir. Bunların sadece bu dönemde değil, rutin zamanlarda bile denetleniyor, tespit ediliyor ve sürekliliğinin önleniyor olması lazım. Zaten işin bu tarafında bir tartışma yok.
Fakat sanki ortada her şey normalmiş de bu dönemde istismarlar söz konusu oluyormuş gibi tavır da samimiyetsizliğin dik âlâsı olarak yerini alıyor. Ülkede gıda fiyatlarıyla ilgili problem ne bu döneme ait, ne de fırsatçılardan oluşan bir durum.
Dünyada arka arkaya gıda fiyatları düşerken, maliyet odaklı fiyat artışları ve bağlantılı olarak resmi enflasyon açıklamasında bile dizginlenemeyen maliyetleri yok sayarak, bunu bir gölge oyununa çevirmek ne iktisatla, ne de bu ayın kutsallığıyla bağdaşmıyor.
Üreticiniz zaten maliyetlerden dertli. O tarafta ayrıca üretim metodolojisinden ve tarla firesinden kaynaklanan büyük bir sorun zaten varlığını koruyor. Tarladan çıktıktan sonra rafa gelene kadarki, bırakın aracı maliyetlerini mecburiye yollar, hal giriş çıkışları ve vergiler başta olmak üzere zaten fiyatları arttıran önemli etkenler arasında yer alıyor.
Tarımın anavatanında ithalata bağımlı bir tablonun yeterince sıkıntı yaratması gerekirken, üretime bakış açısını değiştirmeden, sadece bu aya özel bir istisna durum yaşanıyormuşçasına ortaya konulan tavır aslında son derece komik.
Türkiye’nin tarım yaklaşımı, maliyetleri, gıda fiyatları ve bunun karşılığında çöken satın alma gücüne paralel yaşanan bir problemin varlığını görmüyor musunuz? Yine bu dönemde zincir marketler başta olmak üzere bir fiyat sabitleme oyunu oynanıyor.
İyi niyetli bir yaklaşım olarak görebilir miyiz? Elbette şüphem yok. Ama bunu bir iktidara yaranma yarışı haline getiriyorsanız, ortaya daha büyük bir problem çıkıyor demektir. Fiyatların maliyet bazlı olduğunu hepimiz biliyoruz.
Bu maliyetlere yetişilemediği de biraz sektörü takip eden herkesin farkında olduğu bir konu. Ama siz bu süreçte fiyatları sabitliyorsanız ortada birkaç seçenek var demektir. Cevabını sektörün vermesi gerekir.
Ya normal şartlarda çok aşırı kârlar yapıyorsunuz ve bu dönemde maliyet artışına rağmen fiyatları sabitleyerek, kârdan feragat ediyorsunuz ya da maliyet artışlarını üstlenip, sermayeden yiyorsunuz.
Tabi bir ihtimal daha var. Söz konusu olan market stratejisiyse herkes bilir ki, kampanyalar sadece ürünle sınırlıdır. Bir üründe yapılan sabitleme, onu tamamlayan diğer ürünlerde kâr marjları yukarı çekilerek toplamda gelir kurgusu bozulmaz, ama tüketici ucuza mal aldığını düşünür. Bunun da ilk bakışta bir satış stratejisi, ama işin felsefesine baktığınızda ise tüketici yanıltması olduğu açıktır.
Örneğin çayda indirim yapar, şekerde aradaki farkı fiyata eklersiniz. Ama herkes çayda indirime gelir, yanında da şeker alır. Örnekler çoğaltılabilir. Ama bunu bir temaşa haline çevirdiyseniz yanıtını da vermek zorundasınız.
Aşırı mı kâr ediyorsunuz, kârdan mı ferağa ediyorsunuz yoksa aradaki farkı tamamlayıcı ürünlere mi yediriyorsunuz? Çünkü başka bir ihtimal yok. Kimse bana zararına mal sattığı masalını anlatmasın.


