Çetin Ünsalan Yazdı: ‘Şaka gibi…’
16 Mart 2026TRT’nin çok izlendiği yılları hatırlayanlar bilir. Alaca Karanlık Kuşağı diye bir dizi vardı. Garip olayların, garip sonuçlarının esrarengiz bir biçimde karşınıza çıktığı ve şaşkınlığınızı gizleyemediğiniz içeriklerle ekranlara gelirdi.
İnsan bazen bu memlekette Alaca Karanlık Kuşağı’nda olup olmadığını sorguluyor. Çünkü her şey büyük bir şaka gibi karşımıza çıkıyor. Bunun en yakın örneklerinden birini KKM’de yaşadık.
Mucize diye hayatımıza sokulup, döviz mevduatlarını TL’ye çevirmeyi hedefleyen, 239 milyar dolarlık mevduatı günün sonunda 278 milyar dolara taşıyıp, bunun için 60 milyar dolar harcadıktan sonra konuyu önümüze başarı diye sunduklarına hepimiz şahit olduk.
Üretimsiz ve insansız bir ekonomik yaklaşımın, ülkeyi büyük sorunlarla karşı karşıya bırakacağını, verileri düzeltmeden çıkılacak bir rasyonelleşmenin sadece daha büyük faturaları önümüze koyacağını söylememize rağmen, ısrarla tersini yapıp, geldiğimiz noktada üretmekten, marka değerli ekonomiden bahsedenleri görüyoruz.
İhracat pazarlarının daralmasını görmeden, ihracat temelli bir ekonomi yaklaşımı sergileyip, iç piyasayı daraltarak da enflasyon düşürecekleri iddiasıyla yola çıkanlara bunun büyük problemlere neden olacağını anlattığımızda bildiğini okuyanların, bugün bizi getirdiği noktada hiç böyle bir şey olmamış gibi davranmasının şaşkınlığını yaşıyoruz.
Emekli diye yıl ilan edip emeklileri, tasarruf yılı ilan edip bütçeyi dağıtan, faiz ödemelerini patlatan, aile yılı diye yola çıkıp boşanmaları patlatan bir zihniyetin ya işbilmezliğinin ya da bizimle adeta dalga geçer gibi tavrının neticeleri ile karşılaşıyoruz.
Parasal genişlemenin olduğu yıllarda, tüketim ekonomisi uygulayıp, insanları borca batırıp, şimdi kredi ve kredi kartlarıyla aşırı tüketim yapıldığı savını ortaya atanların aynı kişiler olması garip değil mi? Oysa biz o yıllarda bu paraların mutlaka ar-ge’ye üretiminin değişimine vesaire yatırılıp, borç değil, finansman yapılması gerektiğini söylediğimizde iş bilmemekle suçlayanlar da aynı kişilerdi.
Müflis esnaf gibi eski bakış açısıyla dünyaya çıkıp para aramanın sonuçsuz kalacağını, fintech merkezi, startup odak noktası ya da yenilenebilir enerjinin laboratuvarı olabiliriz bunu projelendirelim gibi uyarılarda bulunmamıza rağmen, tam tersini yapıp ülkeye beş kuruş nitelikli para getiremezken, olanları kaçırıp, ekonomiyi carry trade tayfasına teslim etmelerine artık şaşırıyor muyuz?
Bu ve benzeri o kadar çok örnek yaşadık ki… Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’nun son açıklaması da örneklere bir yenisini ekledi. “Uraloğlu, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere büyükşehirlerde artık katlanılmaz boyutlara ulaşan trafik sorununun çözülebilmesi için daha fazla metro projesine ihtiyaç duyulduğunu belirterek, ‘Daha çok yerin altına inmemiz lazım. Bu konuda bize müracaat eden belediyeleri asla geri çevirmedik’ dedi.”
İnanamıyorum. Metrobüs projesi ortaya atıldığı günlerde bunun alttan ya da üstten olması gerektiğini, benzer bir uygulamanın tercihli yollarla uygulandığını ve sonuç vermediğini söylediğimizde, seçime yetiştirmek için apar topar bu konuyu harekete geçirmediniz mi?
60 milyon avroyu aşkın parayı, şu an hayatımızda doğru düzgün olmayan metrobüsler için harcamadınız mı? Bu hat için özel yol döşeyip, güvenlik gerekçesiyle olduğunu söyleyip, Boğaz Köprüsü’nden direkt geçtikten sonra ‘boşa mı yol döşedik, köprü mü riskte’ diye sorunca, apar topar bu araçları bakıma almadınız mı?
Aradan dört yıl geçtikten sonra dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, tüm bu süre boyunca mesele hukuka taşınmış ve kadük edilmişken, ‘aslında bunu alttan ya da üstten yapmak daha doğruydu’ diye beyanat vermedi mi?
Şimdi Cem Yılmaz’ın Gora filmindeki dört element sahnesi gibi ‘tahta tahta’ deyip, sonra da ‘kim uydurdu tahtayı, tahta değil’ demek durumu kurtarıyor mu? Gerçekten soruyorum: Şaka mınız siz?


