Çetin Ünsalan Yazdı: ‘İstihdamda dev sirkülasyon alarmı…’
21 Ocak 2026Türkiye’nin en önemli sorunlarının başında geçim / istihdam ilişkisi geliyor. Asgari ücretin ortalama gelir haline geldiği, 40 – 50 bin TL bandının konuşulduğu, nitelikli personelin de son zamla birlikte, bulunma güçlüğüne göre 60 – 90 bin TL civarında ücretlendirildiği bir ülkede yaşıyoruz.
Ne yazık ki çalışanların büyük bir kısmının ise asgari ücret ve yevmiyelilerle beraber altında gelire sahip olduğu hepimizin malûmu. Yani Türkiye’nin gelir seviyesi asgari ücret, nispeten tecrübeli kadrosunun aldığı ortalama da 50 bin TL civarında geziyor.
Bu haliyle yetenek açığının büyüdüğünü, son verilerin de gösterdiği gibi sanayinin sürekli personel kaybettiğini görüyoruz. Yani üreten Türkiye ekosisteminden hızla uzaklaşıyoruz. İŞKUR verileri de baz aldığımızda açık iş ilanlarında ilk üçü, iş arayanda da, çalışan arayanda da garsonluk, güvenlik görevlisi ve tezgâhtar oluşturuyor.
Kariyer.net’in son araştırması ise çalışanların yüzde 60’ının yeni iş arayışında olduğu bilgisini bizimle paylaşıyor. Nedensellik oranlarına baktığımızda ise yüzde 78 ile tatmin edici maaş ilk sırada yer alıyor.
Bu fotoğraf bize tecrübeli personelde hızlı bir sirkülasyonun ve geçim sıkıntısının haberini veriyor. Önümüzdeki süreçte belli ki, dev bir sirkülasyon alarmı çalıyor. Yani ‘çalışıyorsan çalış’ devrinin bittiği çok açık.
Bununla birlikte yeni bir program başlatıldı. 18-25 yaş grubuna yönelik işe ilk adım programı kapsamında ne işte ne eğitimde olmayan gençlerin üretim hayatına kazandırılması amaçlanıyor.
Bu iki meseleyi eş zamanlı okumak durumundayız. Şayet çalışanların çoğu, aldığı ücretle geçinemiyorsa, gençlerin iş hayatına girişini sağlamak kolay değil. Gerçi zaten bunun fonlamasının işsizlik fonundan yapılıyor olması başlı başına bir tartışma konusu ama, buna rağmen mesele güç gözüküyor.
Sorun burada da bitmiyor. Hali hazırda çalıştığı işinde geçinemeyenler, bu daha yüksek ücretli iş arayanların çığ gibi reel sektöre doğru geldiği bir ortamda, belli ki odak noktası sanayi de olmayacak. İstihdamının yüzde 55’ini hizmet sektöründe yapan bir ülkenin ise saatli bomba gibi bu ekonomik koşullarda karşımıza çıktığını biliyoruz.
Daha fazla burada istihdam olanağı var mı, tartışılır. Olsa da beklentiyi karşılaması istenen ücretlerin daha da aşağı çekileceği belli. Ayrıca işverenin de brüt ücretler üzerinden bu yükü kaldıracak mecali kalmadı. Verilen kamu destekleri ise sadece komik olarak nitelendirilebilir.
Hepsini hallettik ve aştık diyelim, mesele yine bitmiyor. Şayet siz çalışanların ücretlerini açlık sınırı ile mukayese ediyor; yıllarca emek verdikten sonra da onların önüne açlık sınırının altında yaşamaya çalışan emeklileri koyuyorsanız, orada kimse elini taşın altına koymaz.
Özetle insanı göz ardı eden bir ekonominin yaşaması mümkün değildir. Ücretinden sosyal haklarına, çalıştığı sektörde faaliyet gösteren işverenlerin vizyonundan emekli olduktan sonra alacağı ücrete kadar insanı yok sayarsanız, o ülke sadece tüketir, onu da borç parayla yapar.


