Çetin Ünsalan Yazdı: ‘AB pazarına Güney Amerikalı rakip…’
13 Ocak 2026AB- Mercosur Anlaşması için geri sayım başladı. Mercosur, sıradan bir coğrafya değil. Açılımının Güney Ortak Pazarı olduğunu düşünürseniz, biz Çin’in agresif tutumunun pazar kaybımıza neden olacağını daha anlaşamamışken, şimdi çok daha kritik bir rakip geldi.
Çin konusundaki konuyu dahi tam okuyamadık. Halen bunun bize avantaj yaratacağına dair söylemler geliştiriliyor. İşin bu boyutu ayrı bir tartışma konusu. Ama günün sonunda nihai ürün satan bir yapı olduğu için, Güney Ortak Pazarı’nın bizim için daha zorlayacağı bir başlık olacağını tahmin etmek zor değil.
Çünkü burası sadece tarım ve tarım ürünleriyle ilgili bir açmazı önümüze getirmiyor. Başta Brezilya olmak üzere gelişmekte olan ekonomiler içerisinde yıldız rolde olan bir rakibin karşımıza çıktığını söylemek gerekir.
İhracatının yarısını Avrupa pazarına yapan Türk üreticisi için, bunun rekabetten pestisit başta olmak üzere yaşanan her problemde karşısına çıkacağını bilmesi gerekir. Hatta konuyu kaleme alan Forward 1919 Küresel Stratejik Danışmanlık ve Avrupa Yapay Zeka Merkezi CEO’su Kader Sevinç çok daha çarpıcı uyarılarda bulunuyor.
Esas meselenin kritik hammaddelere erişim, sanayi tedarik zinciri güvenliği ve Çin’e bağımlılığın azaltılması olduğunu söylüyor. Hammadde meselesindeki gücümüz tartışılır. Çin’e bağımlı olmak istemeyen bir yapının, bizim yerimize başka adrese yönelmesi ise düşünmemiz gereken bir unsurdur.
Bu üçlemenin içerisinde en çarpıcı olan yan ise sanayide tedarik zinciri güvenliği hedefidir. Demek ki AB ile müzakereler yürüten, Gümrük Birliği anlaşması ile ilgili güncellemeleri gündemde olan Türkiye, ülkemizdeki yetkililerin pazarladığı gibi ilk seçenek değil.
Elbette burada Trump hükümetinin Grönland başta olmak üzere yapmak istediği hamlelere ve Güney Amerika’ya yönelimine karşı da bir duruş olduğunu anlamamız gerekiyor. Netice itibariyle sanayiden tarıma önümüzde yeni bir açmaz var.
Sadece bu açmaz bile sınırda karbon düzenlemesinden, standartlara uyuma kadar bir dizi alanda ne kadar çok ders çalışmamız gerektiğini de bize anlatıyor. Mesela yapay zekâ meselesinde halen atılım yapmadık.
Draghi’nin raporunda açıkça AB’nin Çin ve ABD karşısında geri kaldığı konusundaki uyarılara görmezden gelen, bunun aslında Avrupa menşeili bir yapay zekâ üretimi için Türkiye – AB işbirliği potansiyeli taşıdığını umursamayan ya da laftan öte bir hamle yapmayan Türkiye için ne kadar kritik bir bakış açısı eksikliği olduğunu bir kez daha dile getirmek gerekir.
Geleneksel sektörlerde alternatif tedarik zincirlerine yönelen bir Avrupa’nın tedarikçisi, müşterisi ya da üyelik sürecini götüren bir ülkesi olmak tek başına yetmiyor. Birlikte bir gelecek kuracak projelere yönelmenin, bunun savunmadan startup ekosistemine kadar uzanan geniş bir yelpazede işbirliği arayışında olmanın ne kadar kritik bir başlık olduğunu bize anlatıyor.
Fakat tüm bu gerçekler ortadayken biz halen hamasetle ya da duygusal birtakım açılımlarla çözüm peşinde koşuyoruz. Dün yapay zekâ meselesiydi, yarın Çin, öbür gün Mercosur… Başlıklar değişiyor, ama bizim dar bakış açımız nedeniyle kaybettiğimiz pozisyon gerçeği değişmiyor. İşte asıl sorun da tam burada.


