Gündem
Brüksel’den Büyük Pot: Von der Leyen, Türkiye’yi Rusya ve Çin ile Aynı Kefeye Koydu
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalar, Brüksel’den Ankara’ya kadar diplomatik koridorlarda deprem etkisi yarattı.
HAMBURG – Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalar, Brüksel’den Ankara’ya kadar diplomatik koridorlarda deprem etkisi yarattı. Von der Leyen’in, Avrupa kıtasının “tamamlanması” sürecinde Türkiye’yi, Rusya ve Çin ile birlikte “etkisi kırılması gereken” dış güçler arasında sınıflandırması, Türk kamuoyunda ve diplomatik çevrelerde büyük bir öfkeye yol açtı.
19 Nisan 2026 tarihinde Alman Die Zeit gazetesinin 80. kuruluş yıl dönümü kutlamalarında konuşan von der Leyen, başkanlık döneminin en sert jeopolitik çıkışlarından birini yaptı. Konuşmanın ana ekseni AB’nin genişleme stratejisi olsa da, bir NATO müttefiki ve resmi aday ülke olan Türkiye’nin, Batı’nın iki büyük sistemik rakibiyle aynı listede zikredilmesi, Avrupa’nın Türkiye’ye bakışındaki “gizli ajandayı” deşifre etti.
Ankara’yı Sarsan Cümle: “Rus, Türk ve Çin Etkisi”
Hamburg’daki seçkin bir dinleyici kitlesine hitap eden von der Leyen, AB’nin Batı Balkanlar, Ukrayna ve Moldova’yı içine alacak şekilde hızla genişlemesi gerektiğini savundu. Bu genişlemeyi sadece bir değerler birliği değil, bir “jeopolitik zorunluluk” olarak tanımlayan Komisyon Başkanı, şu ifadeleri kullandı:
“Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki kıta; Rus, Türk veya Çin etkisine maruz kalmasın. Ucuz Rus enerjisine, düşük maliyetli Çin iş gücüne ve koşulsuz Amerikan güvenliğine dayanan eski model artık ölmüştür. Daha büyük düşünmeli, daha hızlı hareket etmeli ve daha bağımsız olmalıyız.”
Türkiye’nin, Avrupa’ya yönelik yaptırımların hedefi olan Rusya ile aynı cümlede geçmesi, Ankara’da “stratejik bir körlük” ve “nezaketsizlik” olarak nitelendirildi. Türkiye’nin NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olması ve Avrupa’nın güvenliğindeki kilit rolü göz önüne alındığında, bu açıklama Brüksel’in bir “Freudyen kayması” olarak değerlendiriliyor.
Halk ile Siyaset Birbirine mi Karıştırılıyor?
Brüksel’in bu tutumu, Avrupa’nın yıllardır yaptığı bir hatayı tekrar gündeme getirdi: Türk hükümetinin hamleleri ile Türk halkının eğilimlerini birbirine karıştırmak. Son dönemde Ankara’da “Avrasyacı” söylemler ve MHP liderliğindeki “Rusya-Çin-Türkiye” ekseni tartışmaları yaşansa da, Türkiye kamuoyunun önemli bir kısmı hâlâ AB standartlarını hukuk, ekonomi ve özgürlükler açısından bir referans noktası olarak görüyor.
Von der Leyen’in Türkiye’yi doğrudan bir “tehdit” veya “karşı güç” olarak tanımlaması, Türkiye’deki Avrupa yanlısı kesimlerde derin bir hayal kırıklığı yarattı. Uzmanlara göre bu dışlayıcı dil, Türkiye içindeki Batı karşıtı milliyetçi söylemlere en büyük kozu veriyor. “Bizi kapıda bekletenler, aslında bizi düşman safında görüyor” algısı, Türk toplumunda AB’ye olan güveni tarihin en düşük seviyelerine çekme riski taşıyor.
Brüksel’de “Hasar Tespiti” Mesaisi
Salı günü itibarıyla Avrupa Komisyonu tam bir “hasar kontrolü” moduna geçti. Brüksel’deki günlük basın toplantısında sözcü Paula Pinho, özellikle Türk gazetecilerin (Anadolu Ajansı dahil) “AB artık Türkiye’yi Rusya ile bir mi tutuyor?” sorularıyla terledi.
Pinho, “Başkan’ın sözleri Batı Balkanlar bağlamında söylenmiştir. Türkiye bir aday ülke olarak bölgede yapıcı bir rol oynamalıdır,” diyerek durumu yumuşatmaya çalıştı. Ancak birçok analist için “ok yaydan çıktı”. Bu açıklama, Türkiye’nin AB üyeliğinin artık bir “hayal” olduğunu savunanların elini güçlendirirken, Ankara’yı çok kutuplu dünyada kendi yolunu çizmeye daha fazla itebilir.
Yeni Avrupa Haritası: Türkiye Nerede?
Von der Leyen’in konuşması, aslında “Kademeli bir Avrupa” planının parçası. Bu plana göre Ukrayna ve Balkanlar’a hızlandırılmış üyelik verilirken, dış politika kararlarında üye ülkelerin veto hakkının kaldırılması hedefleniyor.
| AB Stratejik Sütunu | Temel Hedef | Türkiye’ye Etkisi |
| Hızlı Genişleme | 2030’a kadar Ukrayna ve Balkanlar’ı dahil etmek. | Türkiye’nin adaylık sürecini marjinalleştiriyor. |
| Nitelikli Çoğunluk | Dış politikada veto hakkını kaldırmak. | Türkiye dostu ülkelerin etkisini azaltıyor. |
| Enerji Bağımsızlığı | Rus gazından tamamen kopuş ve nükleer enerji. | Türkiye’nin enerji merkezi rolünü bypass edebilir. |
| Stratejik Özerklik | Çin tedarik zincirine bağımlılığı azaltmak. | Türk sanayisi için yeni standart engelleri getirebilir. |
Sonuç: Kendi Kendini Gerçekleştiren Kehanet
Brüksel, kıtayı “tamamlama” telaşıyla hareket ederken en önemli müttefiklerinden birini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Türkiye’yi bir rakip olarak etiketlemek, Türkiye’yi gerçekten de bu rakiplerin kucağına itebilir. Von der Leyen’in Hamburg konuşması, Avrupa’nın birliğini koruma çabası olarak görülse de, aslında Türkiye’deki milyonlarca pro-Avrupa vatandaşına sırtını dönen bir dışlama belgesi olarak tarihe geçebilir.
