FÖŞ yazdı: Deplasmana çıkan 5 trilyon dolarlık Japon sermayesinin hikâyesi
26 Ocak 2026Bugün Salı günü yayınlanacak Mesele Ekonomi videosu çekiminde Semih Sakallı, “2026’da finansal kriz nerelerden çıkabilir?” diye sordu. Sıralamamda birinciliği doğal olarak her gün gündeme çıkan Trump alırken, ardından tahvil pazarında patlama ve İran’da kanlı ve uzun süren bir rejim değişikliğini sıraladım. Trump ve “Bibi” İran’a son bir güzellik yapacaklar, İran da Hürmüz Boğazı’nın enerji seyrüseferine kaparsa, yandı gülüm keten helvası. Ama en büyük korkum, ya Japon ya da ABD tahvil pazarının patlaması.
Bu satırları okuyacak kadar ekonomi-finansa kafayı takmış olanlar herhalde “Yapay zekâ hisselerinde balon var mı, patlar mı? Patlarsa kim donsuz ip atlar?” sorusuna cevap ararken en az 10 makale okumuştur. Ama iddiaya girerim, tahvil pazarında yaşanan korku ve panik hakkında o denli bilgili değiller. Bu makalem de son zamanlarda tüm yazdıklarım gibi ChatGPT ve Gemini ile derin mesaimin sonucu.
“Sefih bunak, artık her türlü keyif verici maddeden telleri yanan o beynin orijinal fikir üretemiyor, değil mi?” diye sevinebilirsiniz. Hâlbuki yapay zekâyla çalışmak makaleyi yazmaktan daha zor, deneyin göreceksiniz.
Bir şey daha var: Evde ekmek dilimleme makinesi varken, ekmek bıçaklarını çöpe atmaz mısınız?
Size önce sadece bana senede milyonlarca dolar abonelik ücreti ödeyen “çok özel” kişilere gönderdiğim rapordan tahvil krizi ile ilgili yazdığım paragrafı paylaşayım.
Eğer hafta içinde Japon Yeni büyük ölçüde değer kaybetmese (hatırlatalım: cuma günü koordineli müdahale söylentileriyle toparlandı), Japonya 10–40 vadeli devlet tahvilleri getiri rekoru kırarken dolar endeksi sert düşer, buhran ABD devlet tahvillerine de sıçrardı.
G-6 devlet tahvili pazarında çok sert ve ani getiri yükselişleri artık 2026 için en büyük ve acil finansal kriz riski olarak şekilleniyor. Bu krizi neler tetikleyebilir?
• Japonya’da bütçe açığı artarken enflasyonun yükselmesi, Japon tahvillerinde getirilerin yukarı trende girmesi, ABD devlet tahvili ve Alman Bund getirilerini de yukarı iter.
• Fed’in bu sene faiz indirmeyeceği algısının yeşermesi — bizce olasılığı %50.
• Trump’ın vergi salma yetkisinin kısmi iptali ve Kongre’nin ona yetki vermeyi reddetmesi.
Bu anılan şoklardan herhangi biri derhal gölge bankacılık tahvillerinin spreadlerini vuracak, yapay zekâ yatırımlarının finansmanını zorlaştıracak ve gelişmekte olan ülke hazine ve şirketlerinden bazılarının temerrüde düşmesi sonucunu doğurabilecek.
Daha raporun mürekkebi kurumadan Bloomberg, Japon tahvil pazarında yaşananları kaleme aldı. İbret olsun diye okuyun derim. Ama vaktiniz yoksa özet basit: 40 yıl süren deflasyon ve sıfır faiz politikasından dolayı 5 trilyon dolarlık Japon sermayesi deplasmana gitti. Bunlar eve dönerse, ABD ve Alman tahvil pazarında kara delik oluşur.
Japon tahvil şoku küresel piyasaları sarstı: 5 trilyon dolarlık sermaye eve mi dönüyor?
Japonya devlet tahvillerinde geçen hafta yaşanan sert satış dalgası, küresel finans piyasalarında uzun süredir bastırılan bir riskin yeniden gündeme gelmesine yol açtı. Japon tahvil getirilerindeki ani ve sert yükseliş, sadece Tokyo piyasalarını değil, ABD’den Avrupa’ya kadar geniş bir coğrafyada faizleri yukarı iterek yatırımcıları tedirgin etti.
Yatırımcılar, özellikle ultra uzun vadeli Japon devlet tahvillerinde tek bir seansta yaşanan sert getirı sıçramasının hızına ve boyutuna dikkat çekiyor. Fon yöneticilerine göre, geçmişte haftalar hatta aylar sürecek hareketler artık saatler içinde yaşanıyor. Bu durum, Japon tahvil piyasasında “eski normalin” tamamen sona erdiğine işaret ediyor.
Deflasyon sonrası yeni Japonya
Japonya, 21. yüzyılın büyük bölümünde deflasyon ve sıfıra yakın faiz oranlarıyla anıldı. Bu ortam, ülkeyi küresel yatırımcılar için hem ucuz finansman kaynağı hem de kriz dönemlerinde istikrar limanı hâline getirmişti. Ancak bu tablo artık değişiyor.
Uzun yıllar sonra Japonya’da enflasyon kalıcı hâle gelirken, Başbakan Sanae Takaichi’nin genişleyici maliye politikaları piyasaları daha da huzursuz etti. Yüksek kamu harcamaları ve vergi indirimlerini içeren bu politikalar, hâlihazırda çok yüksek olan kamu borç stokunun daha da büyüyeceği endişesini doğurdu.
Sonuç olarak, 30 ve 40 yıl vadeli Japon tahvillerinde getiriler yüzde 4’ün üzerine çıkarak tarihi seviyelere ulaştı. Bu yükseliş, ABD Hazine tahvilleri ve Alman Bund’ları dahil olmak üzere küresel faizler üzerinde yukarı yönlü baskı yarattı.
Küresel dalga etkisi
Bloomberg verilerine göre, Japon tahvil piyasasında yaşanan bu şok, Davos’ta bir araya gelen küresel finans çevrelerinin de ana gündem maddelerinden biri oldu. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in Japonya Maliye Bakanı ile temasa geçmesi, Washington’un gelişmeleri yakından izlediğinin göstergesi olarak yorumlandı.
Goldman Sachs analizine göre, Japon tahvillerine özgü her 10 baz puanlık şok, ABD tahvil getirilerinde 2–3 baz puanlık yukarı yönlü baskı yaratabiliyor.
Yen, müdahale ve carry trade riski
Tahvil satışlarıyla birlikte Japon Yeni’nde yaşanan sert dalgalanma, hükümet müdahalesi beklentilerini artırdı. ABD Merkez Bankası’nın New York şubesinin piyasa aktörleriyle temasa geçmesi, yetkililerin yenin seyrinden rahatsız olduğuna dair güçlü bir sinyal olarak algılandı.
Uzmanlara göre, yenin sert değer kaybı Japonya’yı rezerv satışına zorlayabilir. Bu rezervlerin önemli bir kısmı ABD Hazine tahvillerinde tutuluyor. Böyle bir senaryoda Japonya kaynaklı bir sorun, doğrudan ABD tahvil piyasasında faizlerin yükselmesine yol açabilir.
Asıl risk: Sermayenin eve dönüşü
Küresel piyasalar açısından en büyük risk ise Japon yatırımcıların yurt dışındaki varlıklarını ülkeye geri getirmesi. Tahminlere göre Japonya kaynaklı yaklaşık 5 trilyon dolarlık sermaye hâlen yurt dışında değerlendiriliyor.
Japon tahvil getirileri yükseldikçe, bu sermayenin ABD ve Avrupa tahvil piyasalarından çekilme ihtimali artıyor. Japonya’nın büyük bankaları ve sigorta şirketleri, şimdiden yerel tahvillere ilgiyi artırmaya başladıklarını açıkça dile getiriyor.
Uzmanlara göre bu süreç ani değil, kademeli ilerleyecek. Ancak yön net: Japon sermayesinin eve dönüşü hızlanırsa, ABD ve Almanya tahvil piyasalarında ciddi likidite boşlukları ve faiz şokları yaşanabilir.
Kısacası, Japon tahvil piyasasında yaşananlar yalnızca yerel bir hikâye değil; küresel finansal sistem için potansiyel bir kırılma noktası niteliği taşıyor.
