Çetin Ünsalan Yazdı: ‘İç piyasayı unutun…’
16 Aralık 2025Dünyanın en büyük iki ekonomisinden biri ve dünyanın fabrikası olarak nitelendirilen Çin, 2026 projeksiyonlarında ağırlığı yine iç piyasaya vermeye devam edeceğini açıkladı. Elbette bu ihracat pazarlarından ve stratejilerinden vazgeçtiği anlamı taşımıyor. Ama eğilim, bize ders çıkarılması gereken bir başlığı ortaya koyuyor.
Bu alanda kredi mekanizması başta olmak üzere iç piyasayı kuvvetlendireceği ne tip adımlar atacağını hesaplayan ölçek ekonomisini başarmış bir ülke, dünyada dış pazarlarda tatsız bir dönemin devamı mesajını veriyor.
Üstelik bunu kur baskısı ve TL maliyetlerinin anormal artışıyla birlikte zaten zorlanan Türk reel sektörünün penceresinden okuduğunuzda, reel sektörün süreci iç piyasa ile geçirmekten başka çaresi olmadığı açıkça görülüyor.
İşte asgari ücret tartışmalarını tam da bu çerçevede okumak lazım. Çünkü zaten satın alma gücünü yitirmiş ve borca batmış insanlardan oluşan, tüketimi üç dört kalem içine sıkışmış olan ve bundan da adet ya da gramaj azaltan bir yapıyla işin içinden çıkmak mümkün değil.
Emeklisinden ücretlisine kadar her kesimin zorlanacağı bir yılın arifesinde, ekonomi yönetimi halen fiyatları görmezden gelerek tüketim odaklı bir enflasyon problemimiz olduğu kanaatini taşıyıp, bunu da raporlarına yansıtıyor. Oysa tüketimin artmadığı, sadece fiyatlar arttığı için fiktif bir tüketim raporlaması yapıldığını sağır sultan bile biliyor.
DİSK-AR’ın son araştırması ülkede asgari ücretin, kim nereden gösteriyor tartışmasının ötesine geçerek, ortalama ücret özelliğiyle kemikleştiğini net bir biçimde ortaya koyuyor. Araştırmaya göre Türkiye’de iki net asgari ücret ve altında maaşa sahip olanların oranı, yani haneler anlamına gelen bu fotoğrafın yüzdesi 83,7’ye ulaştı.
Bu da ülkedeki insanların tamamına yakınının yoksulluk sınırının yarısının altında bir geliri dahi zor elde ettiğini gösteriyor. Yine aynı araştırma Türkiye’de çalışanların yaklaşık yüzde 10’unun asgari ücret sarmalının dışında kaldığını ortaya koyuyor.
Yani ülkede hanelere giren paranın yetersizliği aşılmış, açlık seviyesinin altında rakamlarla ayakta durmaya çalışan ve acil ihtiyaçlarını karşılamaya uğraşan insanları, bir de artan fiyatlar baskısı altında, sahte bir enflasyonla yaşamaya mahkûm ediyorsanız, orada iç piyasa çöker.
Çökmekle kalmaz, kayıt dışı faaliyetin ve istihdamın, çöken satın alma gücüyle birlikte desteklendiği bir yapı ortaya çıkar. 2026 bu sebepler göz önüne alındığında, ücretler konusundaki yaklaşım da ilave edildiğinde tam anlamıyla kayıt dışı ekonominin beslendiği bir sene olarak önümüze gelecek.
Bunu ısrarla görmek istemeyen bir ekonomi yönetimi, enflasyonun rakam bazında düşmesinin de paranın maliyetini ortadan kaldırmayacağını ıskalayan bir reel sektör, temsil makamından ‘neden faizler düşmüyor’ diye soruyorsa ya kurban arıyordur ya da halen neden / sonuç ilişkisini kurgulayamamıştır.
Bir ülkede enflasyonla yüzleşmezseniz, iş bu noktaya kadar gelir ve ne mal üretecek derman, ne satın alabilecek insan, ne de kredi verecek banka bulamazsınız. Yanıt bu kadar basit.


