FÖŞ SİYASETİ YAZDI: İçeride Türbülans, Dışarıda Fırsatlar
FÖŞ analiz ediyor: Erken seçim hesapları, fon skandalı, muhalefete baskı riskleri ve Türkiye'nin dış politikadaki yeni fırsatları.
27 Ekim 2026

Pehlivan tefrikası gibi 32 kısım tekmili birden makale yazmayı sevmem ama Kutsal Cumhuriyet Bayramı kışı müjdelerken, beni izleyen dünyanın dört bir köşesindeki milyonlarca iş insanı ve dev global fonun 2027 bütçe-planlama faaliyetlerine destek olmak için siyasette altı çizilmesi gereken hususları izah eden bu makale, yarın (inşallah; eğer viskiye zam gelirse kesin, gelmezse bu gece ne kadar içeceğime bağlı) 2026-2028 Türkiye Ekonomisi Tahminleri'yle devam edecek. Evet, yanlış duymadınız. 2028'de başımıza ne belalar geleceğini Bilal Oğlan'a anlatır gibi anlatacağım.
Siyasette AKP adına muhteşem bir performans sergileyen Kılıçdaroğlu'nun erken seçime çanak tutmasıyla riskler iyice yükseldi. 2027'de şu anda sabah gazete manşetlerinde yer alan operasyonlar münferit kalacak, turun büyüğü heybeden çıkacak. Yine de 2027'de seçim var ya da Cumhur İttifakı TBMM'yi elinde tutar diyemem. Dışarıda işler iç politikadaki kazan-kazan mantığıyla yürümüyor. Attığımız her adımın bir bedeli var. Mesela, Hafter'in Libya parlamentosunun Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmasını onaylaması Mısır'ı çok kızdırdı. Azerbaycan ise türban olayından dolayı bozuk çalıyor. O zaman manşette bahsettiğim fırsatlar nerede, lan? Sabırlı olun, anlatacağım.
Kılıçdaroğlu Erdoğan'a erken seçim kapısını açtı
Kılıçdaroğlu'nun Gaziantep'te yaptığı açıklamalar, erken seçim tartışmasını yeniden alevlendirecek nitelikte. Kılıçdaroğlu, kendisine erken seçim önerisi gelmesi halinde itiraz etmeyeceklerini, seçime bir veya iki ay kalsa bile Türkiye'nin demokratik bir düzene kavuşması gerektiğini söyledi.
Erdoğan'ın yeniden aday olup olmayacağı sorulduğunda ise adaylığın kesin olmadığını, hatta kendisinin Erdoğan'ın bir dönem daha yarışacağına inanmadığını ifade etti. Yüce Odin akıl versin!
Bu sözlerin asıl önemi, Erdoğan'ın adaylığına ilişkin anayasal engelde yatıyor. Mevcut koşullarda Erdoğan'ın yeniden cumhurbaşkanı adayı olabilmesi için ya anayasa değişikliği yapılması ya da TBMM'nin seçimlerin yenilenmesine karar vermesi gerekiyor. Anayasa değişikliği son derece zahmetli bir yol. Buna karşılık TBMM'de 360 milletvekilinin seçimlerin yenilenmesi yönünde oy kullanması, Erdoğan'ın yeniden adaylığının önünü açabilir.
Kılıçdaroğlu'nun liderliğindeki CHP grubunun 44 milletvekilinin tamamı erken seçime destek verirse, 360 oy eşiği rahatlıkla aşılabilir.
Fakat siyaset aritmetikten ibaret değil.
Yine de Erdoğan'ın erken seçime hazır olduğuna inanmıyorum. Kılıçdaroğlu'nun açıklamaları CHP içinde yeni bir çatışmayı tetikleyebilir. Çünkü incelediğim anketlerin ortalaması, CHP'nin bugün seçim yapılsa Meclis'e girmekte zorlanabileceğine işaret ediyor.
Böyle bir ortamda milletvekillerinin siyasi kariyerlerini sona erdirebilecek bir erken seçim kararını gönüllü biçimde desteklemesini beklemek gerçekçi değil. Bazıları parti yönetiminin çizgisine karşı çıkabilir. Bazıları ise erken seçime karşı duran Özgür Özel liderliğindeki Yeni Parti'ye geçmeyi tercih edebilir.
Burası önemli: Erdoğan açısından sorun yalnızca adaylık hakkını kazanmak değil, seçimi kazanabilecek siyasi koşulları oluşturmak. Anket ortalamalarında AKP-MHP ittifakının toplam desteği yaklaşık yüzde 39,4. İki partinin 2023 genel seçimlerinde aldığı toplam oy ise yüzde 45,6 düzeyindeydi.
MHP'nin desteği yüzde 7-7,2 bandında seyrediyor. Bu oran, partiyi seçim barajına tehlikeli ölçüde yaklaştırıyor. Dolayısıyla Erdoğan yeniden cumhurbaşkanı seçilse bile Cumhur İttifakı'nın TBMM çoğunluğunu koruyacağı kesin değil.
2027'nin ikinci yarısı artık seçim takviminde
Daha önce erken seçimin Mart-Nisan 2028'den önce yapılmayacağı tezini savunuyordum. Artık bu görüşü aynı güvenle ileri süremiyorum. 2027'nin ikinci yarısını ciddi bir erken seçim ihtimali olarak değerlendirmek gerekiyor.
Ancak Erdoğan'ın seçim konusunda kendisini rahat hissetmesi için üç önemli sorunun çözülmesi şart.
· Birincisi, Mansur Yavaş ve Özgür Özel'in birçok ankette Erdoğan'ı geçmesi. Ekrem İmamoğlu'na yapılan, bu iki aday adayına da denenecek ama siyasetten men Türkiye'deki yargı sürecinde en az bir, belki iki yıl alan bir hamle.
· İkincisi, fon skandalı. Ekim ayında yayımlanan en az dört araştırma, fon krizinin toplumun geniş kesimlerinde kaygı yarattığını gösteriyor. Bu meselenin seçim sandığına taşınmasını önlemek için mağdurların zararlarının tamamen karşılanması gerekebilir.
· Üçüncüsü, ücretler ve emekli aylıkları. Asgari ücretliler ile emeklilerin yılbaşında ciddi gelir artışları elde etmesi, iktidarın seçim hazırlığına ilişkin önemli bir işaret olacaktır. Benim açımdan özellikle yüzde 30'un üzerinde bir asgari ücret ve emekli aylığı artışı, Erdoğan'ın izleyen altı ay içinde seçim seçeneğini değerlendirdiğini düşündürecek. (Elbette böyle bir gelir politikasının bütçe ve enflasyon üzerindeki maliyetleri ayrıca hesaplanmalı).
Anketler Erdoğan'a rahat bir zafer vaat etmiyor
AKP, anket ortalamalarında yeni ana muhalefet partisi Yeni Parti'nin önünde görünüyor. Ekonominin gelecek yıl daha da kötüleşmeyeceği varsayımı altında Cumhur İttifakı'nın seçime avantajlı gireceği düşünülebilir. Ancak bu hesabın birkaç zayıf noktası var.
Birincisi, CHP seçmeninin önemli bir bölümünün Yeni Parti'ye yönelmesi mümkün. İki partinin seçmen tabanları Erdoğan karşıtlığında birleşiyor. Oyları birlikte değerlendirildiğinde AKP ile aradaki fark yaklaşık bir puana kadar iniyor.
İkincisi, fon skandalının yönetiminde yapılacak hatalar AKP'nin oy desteğini aşındırabilir. Mağdurların zararlarının eksik karşılanması veya siyasi bağlantıları bulunduğu iddia edilen kişilerin korunduğu algısı, kamuoyundaki tepkiyi büyütebilir.
Üçüncüsü, Kürt barış sürecindeki ilerlemeye rağmen MHP'nin oy desteği baraj çevresinde seyrediyor.
Bunlar seçim sonucu tahmini değil, mevcut anketlerin işaret ettiği riskler. Erdoğan hile hurdayla da olsa başkanlık seçimini kazanabilir de, AKP-MHP hâlihazırdaki oylarının üstüne en az 5-7 puan koymadan TBMM muhalefete geçer.
Siyasi operasyonlar finansal krizi ağırlaştırabilir
Erdoğan'ın karşılaşabileceği en büyük tehlike, siyasi hamlelerin ekonomi üzerindeki etkisini küçümsemesi. İmamoğlu'nun tutuklanması sonrasında yaşanan piyasa dalgalanmaları, siyasi şokların TCMB rezervleri üzerinde aylarca sürebilen baskı yaratabileceğini gösterdi. Linke bakın, TCMB FX rezervleri şimdiden eriyor. Seçimden önce dövize yüklü talep geleceği kesin; kuru savunmak için zımni sermaye kontrollerine dönmek de Erdoğan'a oy kaybettirir. Merkez Bankası böyle bir durumda faiz indirimlerini durdurmak, hatta para politikasını yeniden sıkılaştırmak zorunda kalabilir.
Dış politikada iki önemli risk: İsrail ve Azerbaycan
İçerideki belirsizliklere dış politikadaki riskler de ekleniyor ama kasmayın, bence fırsatlar ağır basıyor.
İsrail seçimlerinde iki ana blok da Knesset'te 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşmakta zorlanıyor. Seçim sonrasında geçinmeyi beceremeyen bir geniş koalisyon kurulması veya sandığın yeniden seçmenin önüne gelmesi ihtimalleri bulunuyor. Benim kaygım, Netanyahu'nun siyasi desteğini artırmak amacıyla Türkiye ile gerilimi tırmandırma yoluna gitmesi. Suriye'de askerî sürtüşmeler veya Doğu Akdeniz'de deniz unsurları arasında yaşanabilecek olaylar, böyle bir gerilimin muhtemel alanları.
İkinci risk Azerbaycan. Aliyev yönetiminin okullarda öğrenci ve öğretmenlere yönelik başörtüsü yasağı, Türkiye'deki muhafazakâr çevrelerin tepkisini çekti.
Bakü'nün tepkisinin arkasında ne bulunduğu henüz açık değil. Aliyev, Türkiye'deki bazı İslamcı ağların Azerbaycan'daki gruplarla ilişkilerinden rahatsız olabilir. Ya da İsrail'le yakın ilişkileri dâhil olmak üzere bağımsız dış politika tercihlerinin Ankara tarafından kabul edilmesini istiyor olabilir.
İki ülke arasında ciddi bir kopuş olasılığını düşük görüyorum. Çünkü ekonomik karşılıklı bağımlılık çok güçlü. Ayrıca Erdoğan, bir feda hamlesi yaparak Oktay Saral'ı şutladı.
Türkiye Azerbaycan'ın enerji kaynaklarından ve transit gelirlerinden yararlanırken Azerbaycan da Avrupa ile Akdeniz'e güvenli ihracat güzergâhlarına ihtiyaç duyuyor.
Aliyev'in Türkiye'de düzenlenecek COP31 zirvesine katılıp katılmaması, ilişkilerin geleceğine ilişkin önemli bir diplomatik işaret olabilir.
Dışarıda fırsatlar da var: Savunma sanayii ve Libya
Dış politikada bütün haberler olumsuz değil. Hatta fırsatların risklerden daha ağır basabileceğini düşünüyorum.
Türkiye'nin Pakistan, Katar ve Endonezya ile savunma üretimi alanındaki iş birliği, Pakistan ve Suudi Arabistan'la yakınlaşmasıyla birlikte değerlendirilmeli. Bu anlaşmaların başlangıçta sembolik yönleri ağır basabilir. Ancak önümüzdeki bir iki yılda savunma sanayii, enerji ve doğrudan yatırımlar alanında somut ekonomik kazanımlara dönüşmeleri mümkün.
Libya'da Hafter'in etkili olduğu doğu parlamentosunun deniz yetki alanlarına ilişkin anlaşmayı onaylaması da Ankara açısından önemli bir diplomatik kazanım. bu gelişme, İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin elektrik şebekelerini birleştirmeyi amaçlayan Great Sea Interconnector projesi ile Doğu Akdeniz doğal gazını Avrupa'ya taşımayı hedefleyen olası boru hatlarının güzergâhları üzerinde Türkiye'nin hukuki ve diplomatik itirazlarını güçlendirebilir.
Ancak bölge siyasetinde her kazanımın bir bedeli var. Mısır ve Avrupa Birliği'nin bu gelişmeye tepkisi, Ankara'nın Kahire ile yakınlaşmasını zorlaştırabilir.
AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi konusunda somut müzakere takvimi elde edilmesi artık ufuktan kayboldu. Son dakika: Ankara, Mısır'a bizimle Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması yapmayı teklif etti. Mısır'ın deniz sularının böyle bir anlaşmayla 15 bin km² genişleyeceğini söylüyor. Mısır'ın ikna olması zor ama Türkiye'yle gittikçe genişleyen bir ekonomik entegrasyonu var. Yüzlerce Türk şirketi Mısır'a göç etti; bu avantajdan olmak istemeyebilir.
ABD ile S-400 Sorunu Çözülecek, CAATSA Kalkacak
Son olarak, birçok dış politika uzmanından farklı düşündüğüm bir konuya değineyim. Ben Türkiye ile ABD'nin S-400 meselesinde uzlaşabileceğini ve yeni Kongre döneminde CAATSA yaptırımlarının kaldırılabileceğini öngörüyorum.
Bu beklentim, Demokratların Kongre'nin bir veya iki kanadında çoğunluğu elde etmesi hâlinde de geçerli. Olası çözüm, Türkiye'nin S-400 sistemlerini sökerek dost bir ülkede depolaması veya NATO denetimi altında İncirlik Üssü'ne taşıması olabilir. bunun karşılığında Trump yönetimi, yaptırımların kaldırılması için gerekli siyasi ve hukuki süreci başlatabilir.
Ancak CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ile Türkiye'nin F-35 programına yeniden kabul edilmesi aynı şey değil. F-35 meselesi çok daha karmaşık. Erdoğan'ın Kongre'yi Türkiye'nin ABD ile güvenilir bir stratejik ortaklık sürdüreceğine ikna edememesi hâlinde, F-35 programına dönüş Trump döneminde bile mümkün olmayabilir.
Güldem Atabay ve Atilla Yeşilada tarafından kaleme alınan GADT Raporlarına abone olmak ister misiniz?
Bize e-mail atın: istanbulanalytics@gmail com
Raporlar ücretlidir, yatırım önerisi içermez.
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.




