Dolar/TL47,90
0.08%
Euro/TL55,55
0.31%
Gram Altın6.860,77
0.48%
BIST 10014.082,10
0.64%
Brent Petrol$88,62
0.11%
Gümüş/Ons$65,86
1.16%
Dünya Ekonomisi

Dolar neden hâlâ bu kadar güçlü?

Küresel ekonominin özünde çarpıcı bir çelişki göze çarpıyor: Çin tarafından geride bırakılan ABD, artık dünyanın baskın sanayi ülkesi değil; buna rağmen dolar, hâlâ tartışmasız en önemli uluslararası para birimi olmayı sürdürüyor.

18 Ağustos 2026

Dolar neden hâlâ bu kadar güçlü?

Küresel ekonominin özünde çarpıcı bir çelişki göze çarpıyor: Çin tarafından geride bırakılan ABD, artık dünyanın baskın sanayi ülkesi değil; buna rağmen dolar, hâlâ tartışmasız en önemli uluslararası para birimi olmayı sürdürüyor.

ABD günümüzde küresel sanayi üretiminin yaklaşık %16'sını elinde tutarken, Çin'in payı %30'a yaklaşıyor. Buna rağmen dolar, resmî döviz rezervlerinin yaklaşık %60'ını oluşturuyor; uluslararası ödemelerde hakimiyetini koruyor ve ABD'li şirketlerin hiçbir dahlinin bulunmadığı durumlarda bile ticaretin fiyatlandırılmasında yaygın olarak kullanılıyor.

Buna karşılık Çin yuanı, Çin'in sahip olduğu muazzam üretim gücüne rağmen marjinal bir rezerv para birimi olmaya devam ediyor. Peki, Amerikan parasal gücü neden Amerikan üretim üstünlüğünden çok daha kalıcı olduğunu kanıtladı?

Bu sorunun yanıtı, küresel ekonomideki güç mekanizmalarının işleyişine ve ABD eskisi gibi olmasa bile, Amerikan hakimiyetinin sona ermek üzere olduğuna dair sık sık yapılan tahminlerdeki aceleciliğin nedenine ışık tutuyor.

Kendisini Yaratan Dünyayı Aşan Bir Para Birimi

İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda doların gücünü açıklamak kolaydı; nitekim ABD o dönemde küresel sanayi üretiminin yaklaşık yarısını gerçekleştiriyor, ezici bir teknolojik ve askerî gücü elinde bulunduruyordu.

1944 yılında Bretton Woods'ta üzerinde uzlaşılan uluslararası para sistemi bu gerçeği somutlaştırmış, diğer para birimlerini dolara, doları ise altına bağlamıştı.

Avrupa ve Japonya'nın yeniden inşasıyla birlikte bu üretim temeli kademeli olarak aşındı ve ABD 1971 yılında doların altına çevrilebilirliğinden vazgeçti. Mantıksal olarak, doların uluslararası konumunun da ciddi şekilde zayıflaması gerekirdi.

Ancak öyle olmadı; aksine dolar, giderek finansal faktörlerin kontrolüne giren bir küresel ekonominin temeli haline geldi. Nitekim offshore dolar piyasaları 1960'lar boyunca zaten hızlı bir büyüme kaydetmişti.

1970'lerdeki petrol fiyatı şoklarının ardından petrol ihraç eden ülkelerin devasa finansal fazlaları çoğunlukla dolar cinsinden birikti; bu durum Körfez ülkelerine Bretton Woods anlaşmasının çöküşünden sonra dolar sisteminin yeniden inşasında önemli bir rol kazandırdı.

Ardından, 1980'lerden itibaren başlayan finansal serbestleşme; bankacılık hizmetlerini, borsa piyasalarını ve şirket finansmanını dolara daha da derin bir şekilde bağladı.

Amerikan üretim üstünlüğü eridikçe, ABD'nin gücü giderek daha farklı bir temele oturdu: Doların küresel finanstaki vazgeçilmez rolü.

Neden Hâlâ Herkesin Dolara İhtiyacı Var?

Doların merkez bankası rezervlerindeki payı, onun öneminin yalnızca küçük bir kısmını yansıtır. Dünya genelindeki şirketler mallarını dolar üzerinden fiyatlandırıp işlemlerini dolarla takas ediyor, ticari bankalar sınırlar ötesine dolar cinsinden kredi veriyor ve hükümetler dolarla borçlanıyor.

Finansal kuruluşlar da ABD kamu borç senetlerini (tahvillerini) istedikleri an satabilme veya herhangi bir anda nakit borçlanmak üzere teminat olarak kullanabilme imkanı nedeniyle ellerinde tutuyor; bu da onları dünyadaki en güvenilir likidite biçimi haline getiriyor.

Bu durum kendi kendini besleyen bir nitelik taşıyor: İnsanlar kısmen herkes öyle yaptığı için doları kullanıyor; bankalar devasa piyasalar sayesinde dolarla çok düşük maliyetle işlem yapabiliyor; şirketler tedarikçileri ve bankalar kabul edeceği için dolarla işlem yapmayı kabul ediyor; merkez bankaları ise ekonomilerinin ticaret ve acil durumlar için dolara ihtiyaç duyması sebebiyle ellerinde dolar tutuyor.

Dolara imtiyazlı erişim hakkına sahip ülkeler, hem ekonomik hem de askerî açıdan ABD'nin en yakın ortakları arasında yer alıyor. Dolar likiditesi haritası ile ABD'nin jeopolitik güç haritası belirgin bir şekilde örtüşüyor.

Ancak bu sadece bir alışkanlık meselesi değil; dolar ile diğer para birimleri arasındaki belirleyici fark kriz zamanlarında net bir şekilde ortaya çıkıyor. Finansal bir panik küresel çapta muazzam bir dolar talebi yarattığında, bunu sınırsızca üretebilecek tek bir kurum vardır: ABD Merkez Bankası (Fed).

2007-2009 küresel finans krizinde ve 2020'deki Kovid-19 salgını şokunda Fed, "swap hatları" olarak bilinen düzenlemeler aracılığıyla seçilmiş bir grup yabancı merkez bankasına doğrudan dolar aktardı.

İmtiyazlı Erişim

2020'nin kritik aylarında 14 merkez bankası bu imtiyazlı erişimden yararlandı. Bunlardan beşi —Avrupa Merkez Bankası ile Japonya, İngiltere, İsviçre ve Kanada merkez bankaları— kalıcı ve sınırsız düzenlemelerden faydalanırken, dokuz merkez bankası geçici kolaylıklar aldı; ülkelerin çoğunluğu ise böyle bir erişimden tamamen mahrum kaldı.

Anlamlı bir şekilde, dolara imtiyazlı erişim hakkına sahip ülkeler, hem ekonomik hem de askerî açıdan ABD'nin en yakın ortakları arasında yer alıyor. Dolar likiditesi haritası ile ABD'nin jeopolitik güç haritası belirgin bir şekilde örtüşüyor.

Bu ayrım son derece büyük bir önem taşıyor; küresel bir panik anında doğrudan Fed'den dolar temin edebilen bir merkez bankası, kendi para birimini savunmak, rezervlerini tüketmek, faiz oranlarını keskin bir şekilde artırmak veya başka kaynaklardan acil yardım istemek zorunda kalan bir bankadan tamamen farklı bir konumda duruyor.

Böylece uluslararası para sistemi hiyerarşik bir yapı sergiliyor: ABD, herkesin ihtiyaç duyduğu para birimini üreterek merkezin en tepesinde yer alıyor; etrafında dolar likiditesine ayrıcalıklı erişimi olan ülkeler bulunuyor; en dış halkada ise kendilerini korumak için önceden dolar biriktirmek veya uluslararası alanda dolar borçlanmak zorunda olan ülkeler geliyor.

Gelişmekte olan ülkeler bunun bedelini somut olarak ödüyor. Sermaye çıkışlarından veya döviz krizlerinden korunmak için hükümetler genellikle büyük miktarlarda rezerv biriktirme yoluna gidiyor ve bunların çoğu ABD devlet tahvili şeklinde tutuluyor.

Böylece, yerel yatırımları destekleyebilecek kaynaklar, finansal istikrarsızlığa karşı bir tür sigorta olarak likit yabancı varlıklarda hapsedilmiş oluyor. Ancak bu sigorta el konulabilir niteliktedir; nitekim Rusya ve Afganistan'ın da aralarında bulunduğu devlet rezervlerinin dondurulması, dolar sistemine erişimin yalnızca ekonomik bir avantaj olmadığını, aynı zamanda jeopolitik bir baskı aracına da dönüşebileceğini gösterdi.

Amerikan Gücünün Paradoksu

Tüm bunlar üretimin önemini yitirdiği anlamına gelmiyor. Amerikan sanayisinin erimesi somut bir gerçekliktir ve Çin, ABD'nin nesillerdir karşılaşmadığı düzeyde bir üretim rakibi haline gelmiştir. Günün sonunda ekonomik güç, hâlâ üretme, yenilik yapma ve teknolojik liderlik kapasitesine dayanır.

Çin, ABD'ye meydan okuyacak üretim gücüne sahip ancak doların yerini alabilecek bir para biriminden yoksun. Buna karşılık ABD, küresel düzeyde baskın para birimini elinde tutuyor fakat artık bu hakimiyetin üzerine inşa edildiği üretim üstünlüğüne sahip değil.

Doların hakimiyeti, Washington'ın sonuçları kolayca dikte edebileceği anlamına gelmez. Amerikan gücünü yalnızca fabrikalar, ihracat veya küresel GSYİH içindeki pay üzerinden ölçmenin temel bir unsuru gözden kaçırdığı doğru olsa da, doların konumunu kalıcı ve meydan okunamaz olarak görmek de benzer bir ihmal olacaktır.

Bu yaz yaşanan manidar bir olay bu noktayı açıklıyor: Washington, Temmuz ayında yeni fiyata müdahalede Yen'i desteklemek için Tokyo'ya nadir görülen bir katılımla eşlik ettiğinde, ABD Hazine Bakanlığı'nın kendi payını dolar satarak değil, avro satarak finanse ettiği bildirildi.

Öne sürülen gerekçelerden biri, Japonya'yı kendi para birimini savunmak için elindeki devasa ABD devlet borcu varlıklarını satmak zorunda bırakmaktan kaçınmaktı. Yakın bir müttefike destek verirken bile ABD, devlet borcu piyasasında dalgalanma yaratma endişesi hesapların bir parçasıydı.

Ayrıca dolar, resmî rezervlerdeki konumunu kademeli olarak kaybederken, ülkeler alternatif para birimlerini ve ödeme düzenlemelerini test ediyor. Doların hakimiyeti, her önemli uluslararası parasal işlemin dolardan geçmesi gerektiği anlamına gelmediği gibi, mevcut hiyerarşik yapının sonsuza dek süreceği anlamına da gelmez.

Bu dönüşümler, özellikle Arap dünyası açısından özel anlamlar taşıyor. 1970'lerde Bretton Woods sonrası finansal yapının inşasına katkıda bulunan bölge, şimdi giderek artan baskılar altındaki dolar sistemi ile Çin'in temsil ettiği yeni üretim çekim merkezi arasındaki fay hattında duruyor.

Çin ile ekonomik bağlar muazzam bir şekilde büyürken; petrol fiyatları, rezervler, uluslararası finansman ve sınır ötesi yatırımların büyük bölümü dolar sistemine derinlemesine demirlenmiş durumda. Dünyanın üretim haritası, parasal haritasından daha hızlı değişiyor; ancak parasal harita da değişmeye devam ediyor.

Bu durum daha derin bir soruna işaret ediyor: Doların savaş sonrası dönemdeki olağanüstü konumu, Amerikan üretim üstünlüğü sayesinde ortaya çıkmıştı. O üstünlük ortadan kalktı, ancak yarattığı parasal yapının büyük kısmı varlığını sürdürüyor.

Çin, ABD'ye meydan okuyacak üretim gücüne sahip ancak doların yerini alabilecek bir para biriminden yoksun. Buna karşılık ABD, küresel düzeyde baskın para birimini elinde tutuyor fakat artık bu hakimiyetin üzerine inşa edildiği üretim üstünlüğüne sahip değil.

Bu nedenle küresel ekonomi, ABD'den Çin'e basit bir güç devri yaşamıyor; eski sistem, yerini yenisi almadan zayıflıyor. Dolar yok olmanın eşiğinde değil, ancak aynı zamanda sürekli hakimiyetinin telkin edebileceği kadar da güvende değil. 

Doların esnekliği ABD gücünün temel kaynaklarından biri olmayı sürdürüyor; ancak bu esnekliğin altında biriken baskılar, küresel ekonomideki ana istikrarsızlık kaynaklarından birine dönüşüyor.

Costas Lapavitsas Yunan iktisatçı, yazar ve Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu'nda (SOAS) Ekonomi Profesörü.

Kaynak Al Jazeera