ABD İran’ı Ekonomik olarak izole edebilir mi?
ABD’nin "Ekonomik Parya Operasyonu" ile ikincil yaptırımları genişleterek İran’ı küresel sistemden tamamen izole etme stratejisi ve bunun Çin, Türkiye ve Irak gibi ticari ortaklar üzerindeki olası etkileri ne olacak? Doların küresel finansal gücüne rağmen Çin’in tutumu ve alternatif ticaret ağları nedeniyle Washington’ın Tahran’ı tam bir ekonomik kuşatmaya almasını zorlaştırabilir.
25 Ağustos 2026

ABD’nin İran’a yönelik yeni yaptırım dalgası, doğrudan Tahran’ı hedef almaktan çıkarak İran ekonomisine ticaret ve finansman sağlayan ülkeleri, bankaları ve şirketleri takibe alan daha geniş bir ekonomik baskı sürecini başlatıyor. Amaç, İran ile iş yapmanın maliyetini elde edilecek ekonomik getirinin üzerine çıkarmak.
Donald Trump yönetiminin "Ekonomik Parya Operasyonu" adı altında duyurduğu bu hamle, ikincil yaptırımların kapsamını genişletiyor. Petrol, nükleer ve füze programlarıyla bağlantılı yaklaşık 60 kişi, kurum ve gemi hedef alınırken; dijital varlıklar, altın, teknoloji, havacılık ve deniz taşımacılığındaki kanallar üzerindeki kısıtlamalar sertleştiriliyor. İran’ın ticaretini veya para transferlerini kolaylaştıran taraflar ise dolar tabanlı finans sisteminden tamamen çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya bırakılıyor.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington’ın amacını "İran rejimini dünyaya bağlayan her ekonomik damarı kesmek" olarak özetliyor ve İran petrolü almaya ya da para transferi yapmaya devam eden ülke ve şirketlerin ABD yaptırımlarının hedefi olacağını vurguluyor.
Doların Gücü
ABD’nin başka bir ülkenin İran ile ticaret yapmasını engelleyecek doğrudan bir yasal yetkisi bulunmuyor. Ancak Amerikan pazarına, dolara ve buna bağlı finansal sisteme ihtiyaç duyan şirketler ve bankalar üzerinde büyük bir fiili etki gücü var. İkincil yaptırımların mantığı, üçüncü tarafları bir tercihe zorlamaya dayanıyor: Ya İran ile faaliyetlerine devam etmek ya da ABD ekonomisi ve finans sistemiyle olan erişimini korumak.
Ekonomist Mahmud Mufid Abdulkerim, yaptığı değerlendirmede, "Washington’ın egemen devletler üzerinde yasal yetkisi yok, ancak dolara ihtiyaç duyan bankalar ve şirketler üzerinde fiili bir gücü var" diyerek, dolar muhabir hesaplarını kaybeden bir bankanın uluslararası işlemleri yürütme kabiliyetinin ağır darbe alacağını belirtiyor.
Doların küresel rezervlerdeki baskın konumu ve uluslararası ticaret ile finansmandaki ana para birimi olması bu aracı daha da güçlü kılıyor. Ayrıca ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) listelerine alınmak, ABD yetki alanındaki varlıkları dondururken diğer kurumları da hedef yapıyla iş yapmaktan caydırıyor.
Geçmiş Tecrübe
İran, bu mekanizmanın etkisini 2018’de Trump yönetiminin Nükleer Anlaşma’dan çekilip yaptırımları yeniden yürürlüğe koymasıyla tecrübe etmişti. O dönemde Avrupalı hükümetlerin itirazlarına rağmen büyük Avrupalı şirketler, ABD yaptırımlarından kaçınmak için İran pazarından çekilmişti.
Ekonomi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Kâmil es-Sari, büyük şirketlerin ABD pazarı ile İran arasında seçim yapmak zorunda kaldıklarında Amerikan pazarını tercih ettiklerini söylüyor. Es-Sari, Fransız bankası BNP Baripas'ın Sudan, Küba ve İran yaptırımlarını ihlal ettiği gerekçesiyle 2014’te ABD tarafından 9 milyar dolar cezaya çarptırılmasını uluslararası finans kurumlarının aldığı risklere bir örnek olarak gösteriyor.
Ancak Sari önemli bir boşluğa da dikkat çekiyor: ABD ile hiçbir ticari, finansal veya varlık bağı bulunmayan küçük şirketler bu baskılara karşı daha az hassas. Bu durum; aracı ağlar, yeniden ihracat ve farklı para birimleriyle yapılan ödemeler üzerinden kısıtlamaların etrafından dolanılmasına imkan tanıyor.
Çin: En Zorlu Test
Washington’ın İran ile ticaretin maliyetini artırma gücüne rağmen Tahran’ı tam bir ekonomik izolasyona alıp alamayacağı büyük ölçüde Çin’in tutumuna bağlı.
Pekin, İran petrolünün ana alıcısı konumunda. 2025’te günlük ortalama 1,38 milyon varil ithalat yapan Çin, İran’ın deniz yoluyla ihraç ettiği petrolün %80’inden fazlasını satın aldı. 2026’nın başlarında günlük 1,58 milyon varillik zirve seviyeler görülmüş olsa da, sevkiyatlar Temmuz ayındaki 823 bin varilden Ağustos ayında günlük 534 bin varile geriledi.
Çin Sun Yat-sen Üniversitesi Uluslararası Araştırmalar Profesörü Şahir eş-Şahir, yaptırımların en kritik hedefinin Çin olduğunu ifade ediyor; zira Çin rafinerilerine giden akış kesilmeden İran’ın petrol gelirlerini boğmak oldukça güç.
Bununla birlikte, Çin’in İran petrolüne olan bağımlılığı, İran’ın Çinli alıcıya olan bağımlılığından çok daha az. Pekin; Körfez, Rusya, Irak ve Brezilya gibi alternatiflerden ham petrol tedarik edebilirken, Tahran ihracatını karşılayacak benzer büyüklükte bir pazar bulmakta zorlanıyor. Şahir, zararın daha çok indirimli İran petrolünden yararlanan Shandong’daki bağımsız rafinerilerde hissedileceğini, bunun bir arz krizinden ziyade maliyet artışı ve tedarik kaynaklarının yeniden düzenlenmesi anlamına geleceğini belirtiyor.
Washington’ın İkilemi
Ancak Washington’ın küçük Çinli şirketleri hedef alabilmesi, aynı yaklaşımı dev Çin finans kurumlarına da kolayca uygulayabileceği anlamına gelmiyor. Çinli büyük bankalara geniş kapsamlı yaptırımlar uygulamak, Pekin’in Amerikan şirketlerine misilleme yapmasına yol açabilir ve iki dev ekonomi arasındaki gerilime yeni bir boyut kazandırabilir.
Sari, Çin’in ABD pazarıyla doğrudan bağı olan büyük şirketlerini İran ile doğrudan temastan uzak tutabileceğini, bunun yerine küçük şirketler ve dördüncü taraf aracılar üzerinden süreci yürütebileceğini ifade ediyor.
Şahir de Pekin’in Washington ile Tahran arasında doğrudan bir seçim yapmaktan kaçınacağını; açık bir finansal çatışmaya girmek yerine İran’dan alımlarını azaltabileceğini veya ödemeleri yuan cinsinden ABD finans sistemiyle bağı sınırlı bankalar üzerinden yürütebileceğini öngörüyor.
İran’ın Ticaret Ağındaki Diğer Aktörler
Plan sadece Çin ile sınırlı değil; İran ticareti Türkiye, Irak ve Asya’daki yeniden ihracat merkezlerine uzanan bir ağ üzerinden yürüyor.
Reuters verilerine göre Türkiye ile İran arasındaki yıllık ticaret hacmi 5 ila 6 milyar dolar düzeyindeyken, Irak yıllık 4 ila 5 milyar dolar değerinde İran gazı satın alıyor. Hindistan’ın İran ile ticareti ise 2018-2019 seviyelerine kıyasla %90’dan fazla düşerek 2025-2026 mali yılında 1,63 milyar dolara gerilemiş durumda.
Ekonomist Nihat İsmail, kampanyanın başarısının Çin, Irak, Hindistan ve Rusya gibi İran’la ekonomik ilişkilerini sürdüren ülkelerin iş birliğine bağlı olduğunu belirtiyor. İsmail, bu ülkelerin uyum göstermesi halinde İran’ın seçeneklerinin ciddi şekilde daralacağını, BRICS veya Şanghay İşbirliği Örgütü gibi yapıların küresel finans sisteminin yerini tamamen alamayacağını vurguluyor.
Baskı Altındaki İran Ekonomisi
ABD’nin bu yeni hamlesi, İran ekonomisinin halihazırda ağır baskılar altında olduğu bir döneme denk geliyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF), İran ekonomisinin 2026 yılında %5,4 oranında küçüleceğini ve yıllık enflasyonun ortalama %68,9 seviyesinde gerçekleşeceğini tahmin ediyor. Dünya Bankası verilerine göre ise Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH), Mart 2026’da sona eren İran yılı itibarıyla %2,7 küçüldü.
Washington’ın petrol, ticaret ve transfer kanallarını daraltması halinde yaptırımların etkisini, dövizin azalması, kamu bütçe açığının büyümesi, Merkez Bankası’nın riyali destekleme ve ithalatı finanse etme gücünün zayıflaması; bunun sonucunda gıda ve ithal mal fiyatlarının yükselmesinde göreceğiz.
Abdulkerim, en büyük riskin sadece alıcı bulamamak değil, ihracat bedellerini tahsil etme ve kullanma kabiliyetini kaybetmek olduğunu vurguluyor.
Yuan İran’ı Kurtarabilir mi?
İran yaptırım yıllarında Çin ile ticaret, yuan ile ödeme, takip edilmesi zor aracı şirketler ve filo ağları, altın ve dijital varlıklar üzerinden alternatif bir sistem geliştirdi.
Şahir, Çin’in ABD ile bağı zayıf bankalar üzerinden yuan bazlı ödeme kanalları sağlamaya devam edebileceğini ancak İran’a uluslararası finans sistemine entegrasyonun sunduğu imkanları veremeyeceğini ifade ediyor. Pekin, Tahran’ın kısıtlı gelir ve mal akışını sağlayan bir "gölge ekonomi" sürdürmesine yardım edebilse de, uluslararası para birimlerine, yatırımlara ve teknolojiye erişimin yerini tutamıyor.
Nihat İsmail de benzer bir sonuca vararak, dolardan tamamen vazgeçmenin zor olduğunu, Çin ve Rusya gibi büyük ekonomilerin bile henüz dolara küresel bir alternatif oluşturamadığını ekliyor.


