Sosyal Medya

Prof.Dr. Evren Bolgün

Prof. Dr. Evren Bolgün: Ekonomik Verileri Doğru Analiz Ederek Akıllı Yatırım Yapmalıyız

Geçtiğimiz hafta makroekonomik verileri doğru analiz ederek akıllı finansal yatırımlar yapmak başlıklı yazıma bu hafta kaldığım yerden devam ediyorum. Genel…

Prof. Dr. Evren Bolgün: Ekonomik Verileri Doğru Analiz Ederek Akıllı Yatırım Yapmalıyız

Geçtiğimiz hafta makroekonomik verileri doğru analiz ederek akıllı finansal yatırımlar yapmak başlıklı yazıma bu hafta kaldığım yerden devam ediyorum. Genel olarak ekonomi içerisinde çok önemli bir yer teşkil eden “Yatırım” ve “Tüketim” tabanlı gelişmeler kritik veriler içerisinde yer almaktadır.

Devletin büyük bir yatırımcı olarak piyasalardan para talep etmesi ve bu para ile yatırım araçlarını satın alması, üstyapı, altyapı yatırımlarını yapması ülkenin kapasitesini arttırdığı gibi aynı zamanda ekonominin genelinde talebin yavaşladığı zamanlarda tüketim talebinin canlanmasına da katkıda bulunmaktadır. Diğer taraftan merkez bankasının, bankalara piyasa faizinden daha ucuza fon imkanı sağlaması, piyasada durgunluk yaşandığı dönemlerde tüketimin yeniden canlanmasına katkıda bulunmuştur.

Yatırım mallarıyla dayanıklı tüketim malları arasında faize karşı hassasiyet anlamında büyük benzerlikler olmakla birlikte dayanıklı tüketim malları fiyatlarında iniş çıkışlar daha sert olmaktadır. Yatırım mallarında ise, miktar olarak iniş çıkışlar daha katı biçimde gerçekleşir. Yatırım malları talebinden farklı olarak tüketim malları talebinde, enflasyon daha çok önemsenmesi gereken bir kavramdır.

Perakende satışların fiyat artışlarına bağlı olarak mı arttığı, yoksa miktar olarak mı arttığını tespit edebilmek için, benzin, gıda gibi fiyat oynaklığı fazla olan malları dışarıda bırakarak analiz yapmak daha sağlıklı olacaktır. Otomobil gibi bazı dayanıklı mal satışlarının da bütünün dışında bırakılarak incelenmesi, tüketim eğiliminin değişim yönünü belirlemede yararlı olmaktadır.

Stoklardaki değişim, milli gelirde bir yıldan diğerine artı veya eksi olarak aktarılan bir değerdir ve teorik olarak uzun vadeli yıllık ortalamalarının sıfır olması beklenir. Stoklar ekonominin çıkış dönemlerinde artış gösterir. Örneğin bir firma durgunluğun sonundaki durumuna kıyasla eskiye nazaran çok fazla tuttuğunun farkına vardığında stok tutmak yerine yeni yatırım yapmayı ve daha fazla üretim yapmayı planlamaya başlamasını düşünebiliriz.

Bu hafta potansiyeli en yüksek · 5 HİSSE
ASELS ▲ Long
GirişNONEEE
T/P HedefNONEEE
S/L StopNONEEE
+ TKFEN, CIMSA, AFYON, TRMET ve toplam 5 hisse bu hafta analiz edildi
🔒 Tüm seviyeleri görmek için raporu edinin
ÖRNEK RAPORU GÖR →
Yatırım tavsiyesi değildir. Detaylar için raporu inceleyiniz.

Ekonomide üretim artarken stok da artar ve bir noktada optimum kapasitede optimum stok düzeyine ulaşılır. Bu noktadan itibaren şayet yeni yatırımlar devreye girmemişse, artan talep stoktan karşılanmaya başlanacaktır ve stoklar zamanla azalacaktır. Üretici stokları azalırken malların fiyatını da arttırmaya başlayacaktır. Ekonomi yavaşlarken stoklar birikmeye başlarsa, bu firmalar için fiyatları düşürmek anlamına gelir ki eldeki birikmiş stoklar eritilebilsin.

Piyasa açısından stok verileri en son gelen verilerdir. Daha sonrasında satış rakamları ile ekonomik döngü tamamlanır. Yüksek stok iyi bir şey gibi görünülebilir ancak ilave finansman ihtiyacı ve maliyet demektir.

Menkul kıymet piyasalarında fiyatlar beklentilere göre hareket eder, yani reel piyasalarda olanlar değil, olması muhtemel olanlar üzerine kurulmuş senaryolara göre oluşur. Bu durum piyasalarda «Beklentiler Alınır, Gerçekler Satılır» deyimiyle ifade edilir. Reel sektörde genel bir yatırım eğilimi artışı başladığında, o yatırımların olası sonuçları menkul kıymet piyasasında zaten çoktan satın alınmıştır.

Reel sektörde yatırım tamamlanıp sonuçları kâr veya zarar halinde bilançolara yansımaya başladığında, bunun sonucu da zaten menkul kıymet piyasalarındaki fiyatlamalarda görülmüştür.

Makroekonomik veriler içerisinde önem arz eden bir diğer gösterge ise, devlet harcamaları ve bunların finansmanıdır. Gerek bütçe dengesi gerekse dış ticaret dengesi borçlanma ile ilişkili kavramlardır ve ekonomideki gidişat üzerinde yönlendirici bir etkisi olur. Borçlanmanın amacı, yatırımları arttırmak gibi görünür ama çoğu zaman daha fazla tüketim sağlamak amacına hizmet eder. Aslında bu iki dengenin toplamının adı “Tasarruf Dengesi” olarak ifade edilebilir.

Bütçe dengesizlikleri ve dış ticaret hareketleri hükümetler tarafından etkilenebilen değişkenler olduklarından, aslında ekonomiye müdahale araçlarıdır ve piyasalardaki oynaklıkların da temel sebeplerindendir. Devletin gelirleri vergiler ve hizmet harçları ile devletin kestiği para cezalarından oluşur. Devletin özelleştirme gelirleri de bir kereye mahsus gelir olarak düşünülebilir.

Devletin harcamaları ise, temelde personele ödenen maaş ve devletin piyasadan aldığı mal ve hizmetler oluşturur. Ayrıca devletin sosyal güvenlik kurumlarına yaptıkları destekler de devlet harcamasıdır. Devlet harcamalarının gelirlerinden fazla olması hali yani bütçenin açık vermesi devletin borçlanması ile mümkün hale gelir.

Fakat borç faizleri yeniden borçlanarak karşılanabildiğinden bunların ayrı bir hesap ve denge olarak takip edilmesi gerekir. Aksi taktirde devletin aldığı borcu da gelir olarak kabul etmek gerekir ki bu doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Keza borç anapara geri ödemesini de bu yaklaşımla bütçe gideri olarak görmemek gerekir.

Faiz yeniden borçlanılmadığında bir gider kalemidir ve bu sebeple devlet bütçesi giderleri arasında yer alır. Bu işlemlerde faizin ne kadarının borçlanıldığının tam anlaşılmaması bütçe giderlerinin cari büyüklüğünün anlaşılmasını zorlaştırır. Bu sorunun üstesinden gelmek için biraz da borç dinamiklerinden bağımsız olarak bütçe performansını ölçmek amacıyla bütçe dengesi faiz dahil ve faiz hariç olarak iki şekilde hesaplanır.

Bütçe Dengesi (milyonTL)

Vergi aslında toplumun ürettiği kaynakların kendisi tarafından harcanmayarak devlet tarafından harcanması anlamına gelir. Devlete vergi olarak aktarılan kaynakların alternatifi, devletin piyasadan borçlanması ise ve borç almak için faiz ödendiği de göz önünde tutulacak olursa, devletin topladığı vergilerin maliyetinin sıfır değil, piyasa faizi kadar olduğu unutulmamalıdır.

Hükümetlerin harcamalarının vergilerle karşılanması gerçeği ve vergilerin ne kadar olacağının önceden bilinmemesi, bütçe dengesi kontrolünün ancak harcamaları kısmak veya borçlanmayı arttırmak yöntemiyle olmasını zorunlu kılar. Devlet harcamalarının artması demek iç talebin canlanması anlamına gelebilir, bu özellikle tasarruf eğiliminin arttığı, faizlerin çok düşük olduğu ancak yatırımların artmadığı dönemlerde geçerlidir.

Merkezi Yönetim Bütçe Finansmanı (milyonTL)

Bazı dönemlerde ekonomi küçülme eğilimine girebilir. Toplumun tükettiği miktar azalmasa bile ekonomi küçülebilir. Bu durum yatırımların bir önceki seneye göre çok sert düşmesi halinde görülür. Böyle durumlarda da hükümetler bütçe açığını göz önüne alarak altyapı yatırımlarını arttırmak suretiyle ekonomik büyümeyi hızlandırmaya çalışırlar. (Örn.2001,2009,2020)

Bu yöntemde devlet borçlarının düşük olduğu ve ekonomik büyüme oranının iyi olduğu dönemlerde tercih edilebilir. Devletin ekonomik büyümeyi hızlandırmak adına yaptığı müdahaleler çoğunlukla enflasyona sebep olacaktır.

Toplanan vergilerin üzerinde harcama yapmak, ancak devletin halktan veya yurtdışından borç alması ile mümkün olabilir. Bir diğer borç alma yöntemi ise «sıfır» maliyetle merkez bankasından borç almaktır. Hazinenin Merkez Bankasından borç alması, faiz ödese bile karşılıksız bir borçtur. Hazine bu durumda borçlarını ödemek için Merkez Bankasına kendisinin ihraç ettiği DİSB’lerden verir. Merkez Bankası ise, bunların faizinden elde ettiği kârı yıl sonlarında tekrar Hazineye geri devreder.

Büyümenin Kaynakları (harcamalar yöntemiyle,bir önceki yılın GSYH’sına % oran)

Devlet harcamalarının ne kadarının yatırıma ve ne türde yatırımlara ayrılacağı en önemli ayrımdır. Maaş ve Cari Alımlara ayrılan kaynaklar ise, çoğunlukla tüketime yönelecek kaynaklar olacaktır. Örneğin devletin memur sayısını arttırması veya sosyal güvenliğe ayrılan desteklerin arttırılması, tüketim talebini ve enflasyonu arttıracak gelişmeler olarak düşünülebilir.

Gelirler tarafında, vergi artışları mali piyasa üstünde olumsuz etki yaratır. Perakende satışlar üzerinden alınan KDV gibi vergi artışları, enflasyonu arttırdığı gibi aynı zamanda geliri düşük geniş halk yığınlarının tüketim gücünü gerileterek ekonomik büyümeyi yavaşlatır. Girdiler üzerinden alınan vergi artışları ise, maliyet enflasyonuna sebep olacaktır.

Kurumlar vergisindeki artış şirketlerin yatırım istekliliğini törpüler, bu yüzden şirketlerden alınan kurumlar vergisi diğer vergilere kıyasla düşük tutulmaya çalışılır. Kişi gelirleri üzerinden alınan gelir vergisi ise, maliye politikasında kullanılmak için en elverişli ve yan etkileri en az olan vergi türüdür.

Fakat bu vergi türü de, Türkiye gibi kişisel vergilerin beyannameye dayalı olmadığı, işverenler tarafından toplanılan sistemlerde istenilen sonuçları vermez. Vergi kaçağının düşük olduğu ülkelerde gelir vergisi oranları ile oynamak, iç talep üzerinden faiz değişikliklerinin yarattığı benzer sonuçları verir.

Bütçe açıkları azaltılmak istendiğinde ilk akla gelen vergi artışlarıdır, çünkü harcamaları kısmak söz konusu olduğunda, hükümetlerin değişik bakanlıklarının çıkarları çatışır. Vergi arttırmak ise, çoğunlukla beklenen gelir artışını getirmez. Türkiye gibi vergi gelirlerinin devletin maaşlar ve cari harcamalara ancak yettiği ülkelerde vergi indirimleri, vergi toplama etkinliğini arttıracak olsa bile kabul görmez, çünkü devletin gelir kaybetmeye tahammülü yoktur.

Devletin borçlanma maliyetlerinin artması piyasalar için en kötü haberlerden birisidir. Çünkü devletin en sağlam borç ödeyicisi varsayımıyla düşünüldüğünde devlet borçlanması faizleri piyasadaki en düşük referans faizi temsil eder. Devletin borçlanma faizlerinin artması tüm sistemdeki faiz oranlarını artacağı anlamına gelir.

Devletin borçlanma faizinin artması enflasyon artışı beklentisiyle şekillenir ve genellikle enflasyon artışından da devletin kendisi sorumludur. Devlet sebep olduğu bütçe açığını kapatmak için o bütçe açığının yarattığı enflasyon yüzünden daha yüksek faiz öder. Daha yüksek faiz de daha fazla bütçe açığına sebep olur.

Şayet enflasyon artışına rağmen devlet borç stoğunu arttırmaya devam ederse borç verenler daha yüksek faiz talep etmeye başlarlar. Zira borç stoğu arttıkça enflasyonda öngörülemeyen artış riski de yükselecektir. Bu kısır döngü ancak devletin bütçe açıklarını kısıcı ciddi tedbirleri gündeme getirmesiyle aşılabilir.

Son Söz: “Hayat biter, devletlerin borçları hiç bitmez…”

 

Prof.Dr.Evren Bolgün | Beykoz Üniversitesi Öğretim Üyesi

HAFTALIK RAPOR
Haftalık quant yatırım raporuna erişin
AI model tahminleri
Hisse giriş seviyeleri
Hedef fiyatlar
Makro piyasa analizi
Detaylı analizi gör

BAKMADAN GEÇME

  • Aracı Kurumlar Borsa İçin Ne Yorum Yaptı?

    Bu analiz, 12 Mart 2026 tarihli piyasa açılışı öncesinde Türkiye ekonomisinin makro dengelerini ve Borsa İstanbul’un teknik görünümünü, üç farklı aracı kurumun (İnfo Yatırım, Yapı Kredi Yatırım ve Ünlü & Co) sağladığı veriler ışığında derinlemesine incelemektedir. Anahtar Kelimeler: BIST100, TCMB Para Politikası, Jeopolitik Riskler, Petrol Fiyatları, Teknik Analiz, Hürmüz Boğazı, Enflasyon Görünümü, Cari Açık. Meta Açıklama: Türkiye piyasalarında gözler TCMB’nin faiz kararına ve Orta Doğu’daki jeopolitik gelişmelere çevrildi. İnfo Yatırım, Yapı Kredi Yatırım ve Ünlü & Co'nun güncel analizleriyle BIST100 destek-direnç seviyeleri ve küresel enerji maliyetlerinin yerel piyasalar üzerindeki etkileri. Giriş: Küresel Enerji Krizi ve Para Politikası Kıskacında Borsa İstanbul 2026 yılının Mart ayı, Türkiye sermaye piyasaları için hem jeopolitik risklerin hem de makroekonomik belirsizliklerin zirve yaptığı bir dönem olarak kayıtlara geçiyor. ABD ve İran arasındaki gerilimin Hürmüz Boğazı gibi kritik bir enerji koridoruna taşınması, brent petrol fiyatlarını 100 dolar sınırına kadar itmiş durumda. Bu durum, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için hem enflasyon hem de cari açık kanalıyla ciddi bir baskı unsuru oluşturuyor. Aracı kurumlar, bugün gerçekleştirilecek olan Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısından faiz değişimi beklemezken, endekste teknik seviyelerin korunup korunamayacağı yatırımcıların bir numaralı gündem maddesi. 1. İnfo Yatırım: Jeopolitik Riskler ve Enerji Maliyetlerinin Makro Etkisi İnfo Yatırım, piyasa açılışına dair beklentisini "yatay" olarak belirlerken, analizinin merkezine Orta Doğu’daki çatışma ortamının ekonomik faturasını yerleştiriyor. Kurumun değerlendirmesine göre, enerji arz güvenliği şu anki fiyatlamaların ana motoru konumunda. İnfo Yatırım Notu: "ABD ile İran arasında artan jeopolitik gerilim ve devam eden çatışma ortamı, özellikle küresel enerji arzının kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’na ilişkin belirsizlikleri artırıyor... İran’ın Hürmüz Boğaz’ına mayın döşediği de haber merkezlerinde yer alıyor. Söz konusu belirsizlikler petrol fiyatlarında yukarı yönlü baskı oluştururken, enerji maliyetleri üzerinden küresel ve yurt içi enflasyon görünümüne ilişkin yukarı yönlü beklentileri de artırdı." Bu noktada kurum, petrol fiyatlarındaki artışın Türkiye ekonomisi üzerindeki matematiksel etkisine dikkat çekiyor: Enflasyon Geçişkenliği: Brent petroldeki her 10 dolarlık yükseliş, yurt içi enflasyonu yıllık bazda 1,2—1,3 puan yukarı çekiyor. Cari Denge: Aynı yükselişin cari açığa faturası ise 2,5 milyar dolar. Bu veriler ışığında İnfo Yatırım, TCMB’nin elinin kolunun bağlı olduğunu ve para politikasında temkinli duruşun korunması gerektiğini vurgulayarak, bugünkü toplantıda faizlerin sabit bırakılmasını beklediklerini ifade ediyor. 2. Yapı Kredi Yatırım: Teknik Görünüm ve 13.500 Direnci Yapı Kredi Yatırım, piyasanın makro dinamiklerinden ziyade fiyat hareketlerine ve teknik seviyelere odaklanarak yatırımcılara yol haritası sunuyor. BIST100 endeksinin 18 Şubat’ta başlayan düzeltme hareketinden sonra bir "tepki yükselişi" içinde olduğunu belirten kurum, 13.500 puan seviyesini "kritik" olarak tanımlıyor. Yapı Kredi Yatırım Notu: "Endekste 18 Şubat tarihinde başlayan ara düzeltme hareketinin 12,500 desteği üzerinde oluşturduğu tepki yükselişinin, 13,500 hedef direnç noktasına ataklarında dün satış baskısıyla karşılaştığını gözlemliyoruz... Kısa vadeli teknik resimde 13,500 seviyesini kritik direnç noktası olarak izlemeyi sürdürüyoruz." Kurumun sunduğu teknik seviyeler şu şekildedir: Ana Destekler: 12.800 (ilk önemli seviye) ve 12.500 (kısa vadeli ana destek). Dirençler: 13.500 (ara hedef), 13.750, 14.100 ve 14.500 (yeni bir yükseliş trendi için aşılması gereken seviye). Yapı Kredi Yatırım, yatırımcıları direnç noktalarında oluşabilecek başarısız denemeler ve buna bağlı satış baskısı konusunda uyararak, 12.800 üzerinde kalıcılık sağlanmasının yükseliş umutlarını diri tutacağını belirtiyor. 3. Ünlü & Co: Dezenflasyon Patikası ve TL’nin Dayanıklılığı Ünlü & Co, analiziyle hem makro perspektifi hem de Türk Lirası’nın durumunu kapsayan geniş bir çerçeve çiziyor. Yılın başında hakim olan "sürekli faiz indirimi" beklentisinin, Ocak ve Şubat aylarındaki toplam %7,95’lik enflasyon verisiyle sarsıldığını ifade eden kurum, para piyasalarındaki sıkılaşmaya dikkat çekiyor. Ünlü & Co Notu: "Haftalık kanaldan fonlamanın kesilmesi ile ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin %40’a yönelmesi, TCMB’nin Mart ayı toplantısında beklemede kalacağını düşündürüyor... Piyasalar PPK toplantısında bir yandan faiz kararını takip ederken diğer yandan Merkez Bankası’nın görünümü nasıl değerlendirdiğini anlamaya çalışacaktır." Türk Lirası’nın durumu hakkında ise kurum oldukça net bir tablo çiziyor. TCMB’nin likiditeyi çekmesi ve döviz satışlarıyla müdahale etmesi, TL’yi savaş ortamında bile diğer gelişmekte olan ülke (EM) paralarına göre daha dirençli kılmış durumda. Ancak petrolün 120 dolarlardan 85 dolara inip tekrar 100 dolara dayanması, borsa üzerindeki "olağan tepki" sınırlarını zorluyor. Ünlü & Co Borsa İstanbul Analizi: "BIST-100 endeksinin 13.200 puana yükselmesini pozitif bulmakla birlikte, kuvvetli bir eğilim oluşması için öncelikle 13.400 puanın üzerinde kapanışlar yapılması gerektiğini düşünmeye devam ediyoruz... Piyasaların somut adımlar görmek istediğini not etmek gerekir." Ünlü & Co ayrıca 2025 yılı cari açığının 25,2 milyar dolar (GSYH’ye oranla %1,6) seviyesinde kapandığını hatırlatarak, makroekonomik verilerin piyasa iştahı üzerindeki etkisinin sürdüğünü belirtiyor. Genel Değerlendirme: Yatırımcıyı Ne Bekliyor? Üç kurumun ortaklaştığı nokta, piyasanın şu an için "bekle-gör" modunda olduğudur. Bir yandan jeopolitik risklerin (Hürmüz Boğazı ve İran gerilimi) enerji fiyatlarını yukarı itmesi, diğer yandan TCMB’nin enflasyonla mücadele kapsamında faiz indirimlerini ötelemesi, borsada hızlı bir ralli ihtimalini zayıflatıyor. Stratejik Çıkarımlar: Likidite ve Fonlama: Fonlama maliyetinin %40 seviyesinde olması, borsadaki spekülatif hareketleri sınırlayabilir ancak TL varlıkların cazibesini (faiz kanalıyla) koruyor. Hisse Bazlı Ayrışma: Enerji maliyetlerinden doğrudan etkilenen ulaştırma ve sanayi hisseleri baskı altında kalabilirken, kurumsal karlılıkların enflasyon karşısındaki direnci 13.500 direncinin aşılmasında belirleyici olacaktır. Jeopolitik Haber Akışı: ABD Başkanı’nın "savaşın yakında sona ereceği" yönündeki açıklamaları moral verse de, petrol fiyatları 100 dolar sınırında kaldığı sürece piyasa tam bir rahatlama yaşamayacaktır. Sonuç olarak; BIST100 endeksi için 13.000 – 13.400 bandı, haftanın geri kalanındaki yönü belirleyecek olan ana koridordur. Yatırımcıların bugün saat 14:00’te açıklanacak olan TCMB kararını ve karar metnindeki tonlamayı (şahin/güvercin) en önemli veri seti olarak kabul etmesi gerekmektedir.

  • Recep Erçin: Değişken faizli mevduata ilgi yok

    Merkez Bankası (TCMB), Türk lirası cinsinden tasarrufları özendirmek ve bankacılık sistemindeki aktif-pasif uyumsuzluğunu gidermek amacıyla değişken faizli mevduat ürünlerine yönelik…

  • İran Savaşı Piyasaları Sarsıyor: Asya Borsaları Düştü, Petrol 100 Doları Aştı

    Trump yatırımcıları savaşın biteceğine ikan edemdi. İran Hürmüz'ü kitledi. Panik satışlar yine başladı

  • Merkez Bankası’nın Zor Sınavı! Sanayi Toparlanamıyor! & Turizmde İptaller Başladı | Erdal Sağlam – Semih Sakallı video

    Bu hafta Gündemin Şifresi'nde Erdal Sağlam ve Semih Sakallı, tırmanan savaş geriliminin Türkiye ekonomisine, piyasalara ve siyasete olan etkilerini masaya yatırdı.

  • Çetin Ünsalan:  ‘Cambaza bak’ın adı faiz

    Bu ayki faiz kararı ne olur? Muhtemelen dünyadaki gelişmelere, enflasyonist baskılara baktığınızda faiz oranlarının sabit bırakıldığı bir fotoğraf karşımıza çıkacak.

  • İran’dan Uzun Savaş Tehdidi: Trump “Tahran Yenilgiye Yakın” Dedi

    Hürmüz Boğazı çevresindeki çatışmalar enerji piyasalarında büyük dalgalanma yaratırken petrol fiyatlarındaki yükseliş küresel ekonomide yeni bir şok riskini gündeme getirdi.

  • Gazprom: TürkAkım Altyapısına Saldırılar Artıyor, Enerji Piyasasında Baskı Yükseliyor

    Enerji uzmanları ise BOTAŞ’ın artan maliyetler nedeniyle doğal gaz tarifesinde yeni bir artışa gidebileceğini belirtiyor.

  • İran’dan Tehdit: “Dünya 200 Dolarlık Petrol Fiyatına Hazır Olsun”

    ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırılarıyla başlayan savaş küresel enerji piyasalarını sarsmaya devam ediyor. İran güçlerinin Körfez’de ticari gemilere…

  • Mehmet Öğütçü: Orta Doğu’daki Savaş Türkiye Ekonomisini Nasıl Etkiler?

    ürkiye için petrol fiyatlarındaki hızlı yükseliş cari açık, enflasyon ve finansal piyasalarda oynaklık riskini artırıyor. Bununla birlikte kriz, Türkiye’ye yatırım ve lojistik açısından yeni fırsatlar da yaratabilir.

  • Besler, inovasyon ve Ar-Ge stratejileriyle 2025’te sürdürülebilir büyümesini güçlendirdi 

    Besler’in 2025 yılında konsolide cirosu 32,5 milyar TL, brüt kârı ise 8 milyar TL oldu...

  • ANALİZ:  ABD TÜFE Fed’e ne mesaj verdi?

    Her ay söylediğim gibi Trump ve ekibi bilerek ve isteyerek dünyayı ekonomik krize götürüyorlar. Görüşümü koruyor ve krizin 1-3 yıl içerisinde gerçekleşeceğini düşünüyorum.

  • Kron Teknoloji 2025’te Beklentilerin Üzerinde Büyüdü; Gelirler yüzre 31, Yinelenen Gelirler yüzde 43 Arttı!

    Küresel siber güvenlik pazarında 35 ülkede faaliyet gösteren yerli yazılım şirketi Kron Teknoloji, 2025 yılını tüm finansal hedeflerinin üzerinde kapattı...

  • DESA 2025 Yılında Karlılığını Güçlendirdi: Net Kâr %35 Artışla 581 Milyon TL’ye Ulaştı

    Üretim, perakende ve ihracat alanlarında yarım asrı aşan deneyimiyle Türkiye’nin önde gelen deri markalarından DESA, 2025 yılı finansal sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı...

Benzer Haberler