Gündem
Türkiye ve Suudi Arabistan İran İçin Neden El Ele Verdi?
ABD’nin bölgeye USS Abraham Lincoln uçak gemisini sevk etmesi ve Başkan Trump’ın İran’a yönelik askeri müdahale imaları, bölgede ezber bozan bir ittifakı tetikledi. Ezeli rakipler Türkiye ve Suudi Arabistan, İran rejiminin çöküşünün bir ‘Pandora’nın Kutusu’ açmasından korkarak Tahran’ın arkasında saf tuttu.
ABD’nin bölgeye USS Abraham Lincoln uçak gemisini sevk etmesi ve Başkan Trump’ın İran’a yönelik askeri müdahale imaları, bölgede ezber bozan bir ittifakı tetikledi. Ezeli rakipler Türkiye ve Suudi Arabistan, İran rejiminin çöküşünün bir ‘Pandora’nın Kutusu’ açmasından korkarak Tahran’ın arkasında saf tuttu.
ANKARA / RİYAD – Orta Doğu jeopolitiği, 28 Aralık 2025’te İran’da patlak veren protestoların ardından son yılların en tuhaf sahnesine tanıklık ediyor. Yıllarca İran’ın bölgesel yayılmacılığından şikayet eden Ankara ve Riyad, bugün Washington’un İran’a yönelik olası bir askeri harekatını engellemek için kulis yapıyor. Bu beklenmedik yakınlaşmanın temelinde ise iki büyük korku yatıyor: Etnik parçalanma ve İsrail nüfuzunun genişlemesi.
USS Abraham Lincoln Bölgede: Bakım mı, Baskın mı?
CENTCOM’un dün yaptığı açıklama, suları bir kez daha ısındırdı. USS Abraham Lincoln uçak gemisinin “rutin bakım” adı altında Hint Okyanusu’ndan Orta Doğu’ya kaydırılması, uluslararası medyada “İran’a saldırı hazırlığı” olarak yorumlandı. Her ne kadar Trump, İran’ın anlaşma masasına oturmak istediğini söylese de, askeri tahkimat bölge başkentlerinde alarm zillerini çaldırıyor.
Türkiye ve Suudi Arabistan’ın ‘Ortak Kabusu’: Pahlavi ve İsrail
Ankara ve Riyad’ı birleştiren ilk büyük endişe, protestolar sırasında yükselen “Rıza Pahlavi” sesleri oldu. 1979 devrimiyle devrilen hanedanın varisi olan Pahlavi’nin İsrail ile olan yakın ilişkileri, her iki başkentte de “rejim sonrası İran”ın bir İsrail uydusuna dönüşeceği korkusunu doğurdu.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın protestoların arkasında İsrail’in olduğunu ima eden sert açıklamaları, Ankara’nın Tahran’daki istikrarsızlığı bir ulusal güvenlik tehdidi olarak gördüğünü tescilledi. Riyad ise kaos içindeki bir İran yerine, kendi iç meselelerine odaklanmış zayıf ama ayakta bir İran rejimini tercih ediyor.
Etnik Pandora’nın Kutusu: Kürt ve Azeri Faktörü
Anketler ve saha raporları, İran’daki merkezi otoritenin sarsılması durumunda ülkenin bir etnik iç savaşa sürüklenebileceğini gösteriyor. 1925’te kurulan modern İran ulus-devletinin altında yatan etnik gerilimler, Ankara ve Riyad için asıl “korku tüneli”:
-
Türkiye’nin Kürt Endişesi: İran’da 7 ila 15 milyon arasında olduğu tahmin edilen Kürt nüfusun hareketlenmesi, Türkiye’nin sınır güvenliği için doğrudan tehdit. Ankara, olası bir otorite boşluğunda oluşacak yeni bir “Kürt oluşumu”na karşı Tahran’ı istihbaratla destekliyor.
-
Suudi Arabistan ve Petrol Yolları: Riyad, Vizyon 2030 projelerinin selameti için Hürmüz Boğazı ve çevresinde tam istikrar istiyor. İran’ın etnik temelli bir iç savaşa sürüklenmesi, Suudi petrol ihracat yollarının ateşe atılması anlamına geliyor.
Orta Doğu’da Yeni Bloklaşma: ‘Yaşlılar’ vs. ‘Gençler’
Bölgedeki bu yeni saflaşma, ülkelerin statükoya bakışına göre şekilleniyor:
| Blok | Ülkeler | Temel Hedef |
| Statükocu 'Yaşlılar' | Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Umman, Mısır | Sınırların korunması, etnik istikrar, rejim bekası. |
| Değişim Yanlısı 'Gençler' | İsrail, BAE, Azerbaycan Cumhuriyeti | İran'ın zayıflatılması, bölgesel güç dengesinin yeniden kurulması. |
Sonuç: Trump’ın Kararı Bölgeyi Belirleyecek
Şimdilik Trump’ın askeri müdahale söylemini yumuşatması, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın başını çektiği "statüko bloğu"na nefes aldırdı. Ancak USS Abraham Lincoln’ün bölgedeki varlığı, bu dengenin her an bozulabileceğini hatırlatıyor. Eğer Washington düğmeye basarsa, Orta Doğu’da 1925’ten beri süregelen tüm dengeler, sınırlarla birlikte tarih olabilir.
