Sosyal Medya

Genel

Kışanak: İktidar kesinlikle oy kaybedecek ve çekim merkezi olmaktan çıkacak

Kışanak: İktidar kesinlikle oy kaybedecek ve çekim merkezi olmaktan çıkacak. Anayasa değişikliği gündemi ortaya atacak, bence muhalefetin de ‘acil demokratikleşme…

Kışanak: İktidar kesinlikle oy kaybedecek ve çekim merkezi olmaktan çıkacak

Kışanak: İktidar kesinlikle oy kaybedecek ve çekim merkezi olmaktan çıkacak. Anayasa değişikliği gündemi ortaya atacak, bence muhalefetin de ‘acil demokratikleşme paketiyle’ karşılık vermesi gerekir

 

Eski HDP Milletvekili Leyla Zana‘nın yaptığı açıklamanın ardından son dönemde yeniden alevlenen “olası yeni çözüm süreci” tartışmalarını değerlendiren DEM Parti Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan adayı Gültan Kışanak, “Seçimden sonra yeni bir sürecin başlama ihtimali çok zayıf”  dedi. Çözümün muhatabı olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gösterilmesi ve “CHP’nin derin devleti ikna edemeyeceği” tartışmasını da çarpıcı bir noktadan değerlendiren Kışanak, “Derin devlet konusunu da herkes unuttu. Oysa bu yapının ortaya çıkartılmasında CHP geleneğinin önemli bir rolü vardı” dedi, ancak çözüm konusunda AKP kadar muhalefete de ciddi eleştiriler getirdi.

Muhalefeti, Kürt meselesinde iktidarın çizdiği sınırların dışına çıkmamakla eleştiren Kışanak, CHP’nin “isterse sorunu çözebileceğini”, bu konuda da cumhuriyetin kurucu partisi olarak sorumluluğu olduğunu belirtti. İktidarın ve muhalefetin hâlâ Kürt sorunu üzerinden birbirini vurduğunu ifade eden Kışanak, sorunun ancak partiler üstü bir politikayla çözüleceğine işaret ederken, bundan sonraki süreç için de net mesajı verdi: “AKP çözmek istese CHP karşı çıkar, CHP çözmeye kalkışsa AKP ‘ihanetle’ suçlar. AKP iktidarının bizlere ne yaşattığını biliyoruz; hala da yaşıyoruz. İktidarlar gelir geçer, Kürt sorunu kalır; cumhuriyetin yüzyılı böyle geçti. İkinci yüzyıl da böyle geçsin istemiyoruz.”

AKP-MHP blokunun başta Kürtler olmak üzere kendi tabanında da ciddi rahatsızlıklar yarattığını ve bu durum 31 Mart sonuçlarına da yansıyacağını söyleyen Kışanak’a göre, AKP “kendi gidişatıyla yüzleşecek” ve Özellikle DEM Parti ile Cumhur İttifakı’ndan kopan Yeniden Refah’ın alacağı oy birçok dengeyi değiştirebilecek.

Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan DEM Parti Ankara Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan adayı Gültan Kışanak, seçim kampanyası ve siyaset gündemine dair gazetecilerin sorularını yanıtladı. Kışanak’ın avukatları aracığıyla 14 gazetecinin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

 

“Yeni bir sürecin başlama ihtimali çok zayıf, muhalefete büyük sorumluluklar düşüyor”

Gökçer Tahincioğlu: DEM Parti, yerel seçime kendi adayları ile girdi. Buna karşılık Erdoğan, CHP ile DEM Parti’nin gizli bir ittifak kurduğunu söylüyor. Diğer yandan AKP ile de görüşmeler yapıldığına yönelik açıklamalar, haberler kamuoyuna yansıyor. Olası bir yeni çözüm süreci konusunda muhatabın Erdoğan olduğuna yönelik de açıklamalar yapılıyor. Kapatma davası sürerken, siz ve benzer durumdaki siyasetçiler mevzuata, yargı kararlarına rağmen tahliye edilmezken böyle bir güven ilişkisi mümkün mü? DEM Parti, bu seçimde neyi amaçlıyor ve seçim sonrasında gerçekten yeni bir sürecin başlaması beklentisi var mı?

Seçim dönemi olduğu için doğal olarak Kürt sorunu daha fazla tartışılıyor. Malum Kürtler de yurttaşlar ve oyları var. Kürt siyasi aktörler bu oy gücünü, çözüm için değerlendirmek istiyor. Bu siyasetin doğasında var. Ancak bir de suyu bulandırıp, bulanık suda balık avlamak isteyenler var. DEM Parti’nin tavrı nettir; kendi adaylarını çıkardı ve mücadelesini güçlü bir şekilde sürdürüyor. AKP-MHP bloku, hem ulusalcı/milliyetçi oyları çekmek, hem de DEM Parti seçmeninin kafasını karıştırmak için kara propaganda yapıyor. Zaten yıllardan beri “terörle işbirliği”, “beka” diye iktidarda kaldılar. Aynı oyunu sahnelemek istiyorlar.

Burada önemli olan artık demokratik kamuoyunun, bu söylemlere itibar etmeyen bir tutum almasıdır. Sıkıntının kaynağı muhalefetin, Kürt meselesinde iktidarın çizdiği sınırlar dışına çıkmamasıdır. Bu durum siyasette bir açmaz yaratıyor. Satranç oynayanlar bilir, en etkili taktik, rakibin önemli taşlarını açmaza almaktır, böylece kendisi daha rahat hareket edebilir. Muhalefetin, DEM Parti’ye ve Kürtlere yönelik siyasal yaklaşımını değiştirmesi gerekir.

Seçimden sonra yeni bir sürecin başlama ihtimali çok zayıf. Ancak DEM Parti, Kürt meselesine demokratik ve barışçıl bir çözüm bulunması için güçlü bir mücadele yürütecektir. Demokrasiye ve barışa inanan tüm kesimlerden de bu mücadeleye katkı sunmasını bekliyoruz. Olması gereken budur. Kürt sorunu sadece iktidarla çözülebilecek bir mesele değildir, toplumsal mutabakatla çözülebilecek bir konudur. Çözüm için muhalefete büyük sorumluluklar düşüyor.

Uzun oldu ama bir cümle daha söylemek istiyorum: Hem iktidar hem de CHP bu yerel seçimlerin çok önemli olduğuna dair bir algı yaratarak, oyları konsolide etmek istiyor. Tabii ki her seçim gibi bu seçimde önemlidir, ancak bir kader seçimi değildir. Kaderimizi izlediğimiz politikalar belirliyor. Muhalefetin artık güçlü demokratik bir programla sorunların çözümüne talip olması ve siyaseti sandığa indirgemekten vazgeçmesi gerekir.

Yıldız Tar: Zor zamanlarda, yola nasıl çıkıldığını unutturacak kadar umutsuzluğa kapılabiliyor toplumlar. Gazetecilikten siyasete, sizin yaşam öykünüz tam da bu zor zamanlarda ilham verici bir yerde duruyor. Sizle aynı coğrafyadan, hemen yan köyünüzdenim ve sizin hikayenizin coğrafyamızdaki birçok genç açısından ilham verici olduğunu biliyorum. Ancak bir yandan da aynı coğrafyada yaşanan katliamlar, baskıyla birlikte hayatta kalabilmek için sessiz kalmanın tercih edildiğini de görüyoruz. Siz, sessiz kalmamayı tercih edenlerdensiniz. Neden? Sizi, ömür boyu sürecek bir mücadeleye yönlendiren neydi?

Baskı ve korkunun iki sonucu olur. Biri sizin de dediğiniz gibi sinerek fırtınanın geçmesini beklemek; diğeri de mücadele. Bilemiyorum, belki de çocukluğumda dinlediğim, “hayatta kalmak için sessiz kalma” öyküleri, bende mücadele etmek gerektiği yönünde bir duygu oluşturmuştur. İçine doğduğum toplumda “haklının hakkını alması, rızalık verilmesi” gibi kavramlar, kültürel olarak öğretiliyordu, bunun da etkisi olmuştur. Genel olarak bizim kuşak, hak arama bilinciyle büyüdü. Bunu çok önemsiyorum. Haklarının farkına varmak ve haksızlığı kabul etmemek, kişinin benliğini koruyor. Demokrasilerde buna, “aktif yurttaşlık bilinci” diyorlar.

Son otuz yıl Türkiye çok değişti, nüfusun çok bir kısım kentlerde yaşıyor. Kürt, Türk, Alevi fark etmiyor, kentli bir toplumuz artık. Eşit yurttaşlık haklan, kentli haklan, demokratik hukuk kuralları, demokrasi ve adalet gibi kavramlar siyasetin ana konusu olmak durumunda. Demokratik toplum düzeni ancak böyle kurulabilir. Halkı “taraftar” durumuna düşüren mevcut siyaset tarzı, toplumu çürütüyor.

“Siyasi operasyonlarla Kürt siyasetinin deneyim biriktirmesi engelleniyor”

Tuğba Tekerek: Ankara büyükşehir belediye başkan adayısınız. Ankara’nın bir Kürt siyasetçi olarak sizin için anlamı nedir? Ankara’nın en sevdiğiniz yanı nedir?

Evet bu bir yerel seçim ancak, Ankara herhangi bir kent değil, cumhuriyetin başkenti. Bu nedenle, bir Kürt siyasetçi olarak Ankara’dan aday olmamın politik mesajları var. Genel seçimde bu mesajları vermek çok kolay olmayacaktı, çünkü işin ucunda milletvekili seçilmek, dokunulmazlık kazanmak vardı. Bu bir yerel seçim, ayrıca iddialı iki partinin adayı da milliyetçi, DEM Parti seçmeni daha rahat, partimizin birilerine kazandırma ya da kaybettirme politikası yok. Bu durum, politik misyonlar ve politik meseleler konusunda çok daha rahat konuşma imkanı sunuyor.

Kürt sorunu tarihi geçmiş olmakla birlikte, yüz yıllık cumhuriyet tarihinin çözemediği bir sorundur. Ben de bir Kürt kadın siyasetçi olarak, ikinci yüzyıla girdiğimiz bir dönemde cumhuriyetin başkentinde, Kürt çözümünü konuşmak, herkesi çözüm konusunda sorumluluk almaya davet etmek için aday oldum. Kadınlar açısından barış ilkesel bir konudur, çünkü tüm savaşlar ve çatışmalar şunu gösteriyor: Savaşın, çatışmanın, göçün yükü kadının omuzlarındadır.

Sibel Yükler: Selahattin Demirtaş, verdiği son söyleşide, özellikle 2016’dan itibaren yoğunlaşan tutuklama ve baskıların Kürt siyaseti hareketini ciddi bir kadro erozyonuna uğrattığını; bunun da tüm alanlarda ciddi bir nitelik zayıflaması yarattığını söylemişti. Bu süreçte tutuklanan ve hâlâ cezaevinde olan o siyasetçilerden birisiniz. Şimdi bir kez daha aday oldunuz. Son 8 yılı, özellikle son seçimlerle birlikte önünüze koyduğunuzda bu tespite katılıyor musunuz? Sizce, Kürt siyasi hareketinde halktan tabana ciddi bir değişim yaşandı mı?

Doğrudur, sürekli siyasi operasyonlarla Kürt siyasetinin deneyim biriktirmesi engelleniyor. Bu kadar baskı, bu kadar tutuklama hangi siyasi partiye yapılsa, bir daha belini doğrultamaz. Keşke hukukçular bir bilanço çıkartsa; 2015 sonrası kaç bin kişi gözaltına alındı, tutuklandı, ceza verildi ya da yurt dışına çıkmak zorunda kaldı.

Bütün bunlara rağmen ortada çok güçlü bir halk iradesi var. Siyasal bilinci yüksek, bir toplumsal yapı var. DEM Parti, genç politikacı yetiştirme konusunda en avantajlı parti konumundadır. Eminim ki önümüzdeki süreçte, DEM Parti kadro olarak çok daha güçlenecektir. “Boynuz, kulağı geçer” sözü en çok da siyaset için geçerlidir. Siyasetin dönüştürücü gücü var ancak bu tek taraflı işleyen bir mekanizma değildir. Siyasi mücadele, sürekli yenilenmek ve toplumsal yapıdaki ayak uydurmak zorundadır. Biz buna “eyleyerek değişmek ve birlikte dönüşmek” diyoruz.

 

“AKP çözmek istese CHP karşı çıkar, CHP çözmeye kalkışsa AKP ‘ihanetle’ suçlar”

Seyhan Avşar: Sayın Leyla Zana’nın yaptığı bir açıklamayla yeni bir çözüm süreci mi başlatılacak konusu kamuoyunda tartışılmaya başlandı. Sonrasında Sayın Ahmet Türk, Kürt sorununun çözümü için, “CHP yapamaz. Neden? Derin devleti ikna edemez çünkü. Erdoğan isterse ikna edebilir. Sorunu çözebilirler” dedi. Sayın Selahattin Demirtaş ise Kürt sorunu için muhatapların Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Abdullah Öcalan olduğunu söyledi. Sizce CHP Kürt sorununu çözemez mi? Sayın Türk’ün, “CHP derin devleti ikna edemez söylemine katılıyor musunuz?” Tüm bunlara bağlantılı olarak Kürt halkına tüm yaşatılanlara rağmen çözümün muhatabı Erdoğan mıdır? Yanıtınız ‘Evet’ ise, Erdoğan iktidar da olduğu için mi muhatap yoksa derin devleti ikna edebileceğini düşündüğünüz için mi?

En başta net olarak söyleyeyim. Kürt sorun ancak partiler üstü bir politikayla çözülür. Aksi takdirde AKP çözmek istese CHP karşı çıkar, CHP çözmeye kalkışsa AKP ‘ihanetle’ suçlar. Geçen süreçte bunu yaşayarak öğrendik. Hala da her iki parti, birbirini Kürt sorunu üzerinden vuruyor.

CHP isterse, Kürt sorununu rahatlıkla çözebilecek bir partidir. Cumhuriyetin kurucu partisi olması nedeniyle bu konuda büyük bir sorumluluk altındadır. Ama “isterse” kelimesinin özellikle altını çiziyorum. Şunu görmek gerekir, Türkiye’de milliyetçilik ulusalcılık üzerinden yükseliyor ve her iki kesimi de giderek sağcılaştırıyor. Bu nedenle Kürt sorunu, sadece Kürtlerin meselesi değildir, Türkiye’nin demokrasi sorunudur.

Derin devlet konusunu da herkes unuttu. JİTEM teşhir olmuş, hakkında davalar açılmış, derin devleti mahkum etme imkanı ortaya çıkmıştı. Ancak JİTEM elemanları tek tek beraat ettirildi. Doğru dürüst haberi bile yapılmadı. Oysa bu yapının ortaya çıkartılmasında CHP geleneğinin önemli bir rolü vardı. AKP döneminde ise sanki derin devlet yokmuş gibi davranılıyor, özellikle Kürtlerle ilgili olayların peşine kimse düşmüyor. Derin devleti “ikna etmek” değil, teşhir etmek gerekiyor.

Sanırım Ahmet Türk, AKP’nin iktidar olması nedeniyle, tüm devlet kurumları üzerindeki etkisine işaret etmek istemiştir. AKP iktidarının bizlere ne yaşattığını biliyoruz; hala da yaşıyoruz. Defalarca mahkemede söyledim, bir kez daha söyleyeyim; Eğer, bizleri hapishanede tutmak Kürt sorununu çözüyorsa, bizi edin, bu mesele bitsin. Bizim açımızdan, ne bedel ödediğimiz değil, sorunun nasıl çözüleceği önemlidir. Ortada tüm ülkeyi ve milyonlarca Kürt yurttaşı ilgilendiren son derece önemli bir sorun var. Beklentimiz, artık bu konunun iç politika malzemesi yapılmadan, temel haklar ekseninde, demokrasi içinde çözülmesi, toplumsal barışın sağlanmasıdır. İktidarlar gelir geçer, Kürt sorunu kalır; cumhuriyetin yüzyılı böyle geçti. İkinci yüzyıl da böyle geçsin istemiyoruz. Bir şey daha söylemesem içimde kalır. Keşke, AKP’nin Kürtlere kötü davrandığı, sadece seçim zamanı hatırlanmasa.

Sedat Bozkurt: Ülkede artık “profesyonel politik tutuklu/hükümlüler” var. Her dönem bunları “içeride” görebiliriz. Kendiniz böyle hissediyor musunuz?  Memlekette kim “içeride” kim “dışarıda” belli degil. Dönem dönem bu topraklarda bunlar yaşandı. Ama önceki dönemlere göre bu dönem umut çok eksik. Katılır mısınız?

“Profesyonel tutuklu” ilginç bir tanımlama olmuş. Bir yönüyle doğru çünkü Kürtler memleketin değişmeyen “ötekisi”. İktidarlar değişiyor, bazı “ötekiler” muktedir oluyor ama Kürt sorunu hep aynı kalıyor. Maşallah bende de tüm öteki kimlikler birleşmiş, ne diyeyim.

Stefan Zweig, Vicdan Zorbalığa Karşı isimli kitabında, “sistemin özgürlüğü zorbalıkla bastırdığı yerde üç yol vardır” der. Biri açıktan mücadele ederek bedel ödemek. İkincisi kanaatini saklamak, zorbalık döneminin geçmesini beklemek. Üçüncüsü de göç etmek.

Sanırım gelinen aşamada, artık son ikisinin işe yaramadığını büyük bir kesim anlamış gibi görünüyor. Baskı döneminin bu kadar uzun sürmesi bir yönüyle umudu törpülese de sorunların ve tepkilerin de büyümesine neden oldu. Bu seçim yeni umutların yeşerdiğini gösterecek diye düşünüyorum.

 

 

 

 

t24.com.tr

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler