Sosyal Medya

Genel

Dr Ozan Bingöl:   Vergide Adalet! Ama Nasıl?

Türkiye’de vergi sisteminin gelir dağılımı adaletsizliğini de giderecek şekilde vergi adaletini sağlayacak hale getirilmesi öyle küçük rötuşlarla olacak bir şey değil. Sistemi topyekun yeniden kurgulamak gerek.

Dr Ozan Bingöl:   Vergide Adalet! Ama Nasıl?

Neden Vergi Adaleti?

Adalet, mülkün temelidir. Adaletin aksadığı yerde, Devlet aksar, Devletin temelleri oyulur. Her alanda olduğu gibi vergilemede de adalet ilkesinin hayata geçirilmesi bireylerin en büyük beklentisidir.

 

TÜİK tarafından açıklanan Gelir Dağılımı verilerine göre zaten bozuk olan gelir dağılımı iyice bozulmuştur. En yüksek gelire sahip grubun toplam gelirden aldığı pay yükselirken, en düşük gelire sahip grubun aldığı pay düşmüştür. En yüksek gelirli %10’luk kesim ile en düşük gelirli %10 kesim arasındaki gelir farkı 15 kata çıkmıştır. Daha 2014 yılında 12,6 kat idi. Toplumda gelir dağılımı adaletsizliği toplumsal barışı ve huzuru tehdit eder noktaya gelmiştir. Bir tarafta tüketemeyecekleri varsıllığa sahip olanlar diğer taraftan açlık sınırının altında gelirle ay sonunu getirmeye çalışan, hayatta kalma mücadelesi veren bir kesim vardır.

 

İşte böyle bir ortamda vergi adaletinin önemi ortaya çıkmaktadır. Çünkü, vergide adaleti sağlamadan gelir dağılımında adaleti sağlayamazsınız. Vergilemeyi gelir dağılımı düzeltme aracı olarak kullanmadan gelir dağılımı açısından ortaya çıkan uçurumu kapatamazsınız. Ama Türkiye’de vergi sistemi gelir dağılımı düzeltici olarak değil, aksine bozucu olarak uygulanıyor. Unutmamak gerekir ki; küçük bir azınlığın mutluluğu, büyük bir çoğunluğun yoksulluğu pahasına sürdürülemez.

Vergilemede Adalet Nasıl Sağlanır?

Vergilemede adalet nasıl sağlanır? diye sorusuna “Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınsın.” diye cevap verenler çıkacaktır. Bu talep, vergilemede mali güce göre ilkesinin hayata geçirilmesi talebidir. Ama asıl sorun bunun nasıl gerçekleşeceğidir. Çünkü; Mali güce göre vergileme ilkesi Anayasa’nın “Vergi Ödevi” başlıklı 73. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde şu şekilde yer alır: “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.” Yani, vergilemede adalet için talep edilen husus zaten Anayasa’nın amir hükmüdür.

 

İçinden geçtiğimiz hukuk katliamları da göstermektedir ki; bir ülke Anayasa’ya sahip olmakla, çok güzel kanunlar çıkarmakla hukuk devleti olmuyor. Önemli olan Anayasa ve diğer kanunlarda yazılı kurulları evrensel hukuk kurallarına uygun şekilde hayata geçirmektir. Anayasa’da yazılı bir ifade olarak kalan pek çok husus gibi vergi adaleti ve ödeme gücü ilkesi de sadece Anayasa’da yazılı bir cümleden öteye geçemiyor.

 

Sitemim var…

Olmaz. Bu sistemde adalet olmaz. Öyle bir vergi sistemi kurgusu var ki, bu sistemle vergi adaleti kavramı yan yana gelemez. Deve misali bu sistemin doğru yanı kalmamış. Bu nedenle, Türkiye’de vergi sisteminin gelir dağılımı adaletsizliğini de giderecek şekilde vergi adaletini sağlayacak hale getirilmesi öyle küçük rötuşlarla olacak bir şey değil. Sistemi topyekun yeniden kurgulamak gerek. Umutsuz muyum? Hayır. Umudun bittiği yerde hayat biter. Ama beklentim çok düşük.

 

Demokrasinin gelişimiyle iktidarın vergileme hakkının kısıtlanması arasında doğrudan bir ilişki vardır. Pek çoğunuza biraz ağır gelecek biliyorum. Ama, adaletsiz vergiye karşı ses çıkaramayan, uygun tepki gösteremeyen ve vergilerin oy davranışını etkilemediği bir toplumun vergide adalet bekleme hakkı yoktur. Tek bir sivil toplum örgütünün özveriyle mücadelesi yetmez, bu mücadeleye toplumsal destek gerekir. Vergi artışına karşı Fransız çiftçisinin gösterdiği tepkiyi beklemiyoruz. Henüz ne vatandaşlarımız ne de yöneticilerimiz o demokratik olgunluktadır. Ama en azından şu 25 kuruşluk alışveriş poşetine gösterdiğimiz tepkiyi cebimizi talan eden vergilere gösterebilsek böyle olur muydu?

 

Meclisin bütçe hakkı çöpe atılıp bir vergiyi bir gecede sıfıra kadar indirip %640’a kadar artırma yetkisinin yürütmeye verildiği ortamda, vergileme alanında kontrolsüz bir güç söz konusudur. Kontrolsüz, sınırsız ve sorumsuz gücün sonucuna katlanmak da bizlere düşüyor.

 

 

Dr Ozan Bingöl’ün  blog sitesinden alıntıdır.  Makalenin tamamını okumak için tıklayın

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler