Sosyal Medya

Genel

Yöneylem Anketi: Her iki seçmenden biri erken seçim istiyor!

Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi'nin 7 ilde 3140 görüşme yapılarak gerçekleştirilen mayıs ayı gündem araştırmasının sonuçlarına göre, seçmen, kötü yönetimin sorumlusu olarak önce Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni, ardından da bu sistemi getiren ve uygulayıcısı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı görüyor...

Yöneylem Anketi: Her iki seçmenden biri erken seçim istiyor!

Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin 7 ilde 3140 görüşme yapılarak gerçekleştirilen mayıs ayı gündem araştırmasının sonuçlarına göre, seçmen, kötü yönetimin sorumlusu olarak önce Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni, ardından da bu sistemi getiren ve uygulayıcısı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı görüyor. Ayrıca, her iki seçmenden biri de erken seçim istiyor.

Sözcü’den Hande Zeyrek’e konuşan Yöneylem Sosyal Araştırma Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Genel Koordinatörü, siyaset bilimci Doç. Dr. Derya Kömürcü, Mayıs ayına ait Türkiye Gündemine ilişkin araştırma sonuçlarının detaylarını açıkladı.

– Yöneylem’in oluşturduğu Türkiye Siyaset Paneli nedir?

Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi olarak Aralık 2019’dan itibaren her ay düzenli olarak Türkiye gündemini, seçmen tercihleri ve algısını ölçerek kamuoyunun dikkatine sunduğumuz Gündemetre çalışmasını Ocak 2021 itibariyle Türkiye Siyaset Paneli’ne dönüştürdük. Bulgularımızı beş aydır düzenli olarak hem kamuoyuyla paylaşıyor, hem de raporlaştırarak abonelerimizin dikkatine sunuyoruz.

Türkiye Siyaset Paneli, Türkiye seçmen evrenini temsil eden 26 bölge, 27 ile yayılmış 3 binin üzerindeki panelistlerimizden oluşan örneklemden elde edilen canlı bir veri setidir. Bu panelden elde ettiğimiz verilerle ülke gündemini, seçmenlerin siyasi tutum, düşünce ve eğilimlerini çok daha hızlı, sağlıklı ve güvenilir biçimde ölçmeyi, aynı panel örneklemi içinde meydana gelen değişimi düzenli olarak takip etmeyi hedefliyoruz.

– Mayıs ayı Türkiye Gündemine ilişkin araştırmanız 27 ilde 3140 kişiyle CATI yönetimi uygulanarak görüşme sonucu ortaya çıkan verilerden oluşuyor. Kişiler ve bölgeler her ay değişiyor mu? Nasıl belirleniyor?

Türkiye’deki seçmen evrenini, tüm seçmen profillerini temsil eden bir örneklemimiz var. TÜİK’in istatistiki bölge birimleri sınıflandırması 2. Düzeye göre tespit edilen 26 bölgede 27 ilde bulunan panelistlerimizle gerçekleştiriyoruz araştırmalarımızı. Toplumdaki değişimin panelimize yansıması için görüştüğümüz panelistler içinde her ay yüzde 25-30 oranında bir yenileme gerçekleştiriyor, var olan panelistlerimize yenilerini de ekliyoruz.

– Bu araştırmaya katılanların çoğunluğu Türkiye için umutlu değil. Siz nasıl yorumlarsınız araştırma sonuçlarını?

Evet ne yazık ki Türkiye toplumu giderek daha karamsar bir toplum haline gelmeye başladı. İnsanlar, yalnızca geçmişe bakıp ülkenin durumunun kötüye gittiğini görmüyor, geleceğe baktığında da bir ışık göremiyor. Düşünün geçtiğimiz yılı değerlendirirken 4 seçmenden 3’ü önceki yıldan daha kötü diyor, ama önümüzdeki yıla baktığında yüzde 54 oranında da gelecek yılın bundan da kötü olacağını düşünüyor. Dahası, bu karamsarlık Türkiye’nin durumuyla da sınırlı değil. İnsanlar kendi yaşamlarıyla ilgili gelecek beklentilerini sorduğumuzda da yüzde 50’ye varan oranda “daha kötü olacak” diyor. “Daha iyi olacak” diyenlerse sadece yüzde 17 seviyesinde.

“Bir ütopyaya ihtiyaç var”

Koronavirüs pandemisi, ekonomik krizi daha da derinleştiren bir etki yaptı, yapmaya devam ediyor. Hem genel olarak ülke ekonomisini, büyüme rakamlarını, işsizliği vb. olumsuz etkiledi, hem de hane halkı ekonomisi üzerinde çok ciddi tahribata yol açtı. Bugün seçmenlerin yarısı geçtiğimiz ay içinde ödeyemediği bir faturası ya da karşılayamadığı bir temel ihtiyacı olduğunu ifade ediyor. Bu tür sıkıntıları, tanımadığınız bir anketöre söylemenin zorluğunu da göz önünde bulundurduğunuzda, durumun çok daha vahim olduğu düşünülebilir.

Araştırma bulgularına göre iki haneden birinde en az bir işsiz olduğu görülüyor. Dolayısıyla tüm bu sorunlar içinde, kötü yönetildiğini düşündükleri bir ülkede umudu bulmak çok da kolay değil. Ancak yine de bireyler gibi toplumlar da umudunu çok hızla geri kazanabilir. Bunun için “o parti gidecek bu parti gelecek” söyleminin ötesinde yeni bir yaşam vaadine, insanları heyecanlandıracak bir ütopyaya ihtiyaç var.

– Sedat Peker’in videoları ve iddiaları gündemi belirlemeye devam ederken yayınladığı 7 videonun izlenmesi 50 milyona yaklaştı. Sedat Peker’in anlattıkları halkta nasıl karşılık buluyor?

Şu bir gerçek; beğenelim beğenmeyelim Sedat Peker’in açıklamaları, sadece medyanın ve siyasetin değil, toplumun da gündemi haline gelmiş durumda. Gündemin bu kadar yoğun olduğu ve hızla değiştiği bir ülkede bunu sağlamak hiç de kolay değil, ama araştırma bulgularımız seçmenlerin bu konudan hem haberdar olduğunu, hem de konuyu dikkatle takip ettiğini gösteriyor. Belki bundan daha önemlisi, Sedat Peker’in açıklamalarından haberdar olanların yüzde 53’ünün bu açıklamaların doğru olduğuna inanıyor olması. Hatta bu oran, 18-24 yaş aralığındaki gençlerde yüzde 67’e yükseliyor. Normalde, Türkiye siyasetindeki aşırı kutuplaşmanın etkisiyle araştırmalarımızda seçmenlerin belirli konulardaki tutumlarının çok keskin bir biçimde parti aidiyetine göre şekillendiğini görürüz. Ancak Peker’in açıklamalarının inandırıcılığı konusunda yalnızca muhalefete oy verme eğilimindekiler değil, iktidar bloğuna oy verme eğilimindekiler de azımsanmayacak bir oranda “bu açıklamalar doğrudur” diyor.

– Geçmişe uzanan siyaset mafya ilişkisinin halen devam ettiğini düşünenlerin oranı oldukça yüksek. Bu veri sizce de ürkütücü değil mi?

Evet, Türkiye’deki 100 seçmenden 77’si şu veya bu şekilde siyaset kurumu ile organize suç dünyasının iç içe geçtiğini düşünüyor. Ama yaşadığımız gerçek ne kadar ürkütücüyse, bu oran da o kadar ürkütücü. 1990’lardan bugüne hâlâ Mehmet Ağar ise gündemimiz, bu ülkede düzeltemediğimiz çok önemli bir sorun var demektir. Sonuç olarak Kurtlar Vadisi ve onun türevi dizilerin ne kadar popüler olabildiğine baktığımız zaman bile suç örgütlerinin hayatımızda kapladığı yere dair bir fikir edinebiliriz.

– Araştırmaya göre yüzde 50,1’lik dilim Türkiye’nin kötü yönetildiğini düşünüyor ve sorunlarının çözümü için erken seçim talep ediyorlar. Erken seçim için nasıl bir tablo çıkıyor karşımıza?

Türkiye seçim yorgunu bir ülke olmasına rağmen her iki seçmenden biri erken seçim istiyor. Çünkü Türkiye gerçekten kötü yönetiliyor. Ekonominin durumundan corona virüsü salgınına, eğitimden aşı meselesine varana kadar pek çok konu seçmende ülkenin kötü yönetildiği fikrini pekiştirdi. Eskiden bu tür sorunlar karşısında iktidar partisinin oyları erir ya da ilgili bakanın popülaritesinde düşüş yaşanırdı.

Bugün gözlemlediğimiz şey şu: seçmen kötü yönetimin sorumlusu olarak öncelikle “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ni, ardından da bu sistemi getiren ve uygulayıcısı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı görüyor. Seçmenlerin yüzde 60’a yakını parlamenter sisteme geri dönülmesini isterken, yürürlükteki sistemden memnun olanların oranı yüzde 32 seviyesinde. Düzenli olarak sorduğumuz “Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olması durumunda Recep Tayyip Erdoğan’a oy verir misiniz?” sorusuna “Asla oy vermem” şeklinde yanıt verenler her ay biraz daha artarak yüzde 50’yi geçmiş durumda.

Partiler söz konusu olduğunda AKP ve MHP’den kopan seçmenler ağırlıklı olarak kararsız ve oy kullanmayacaklar içinde kendisini yeniden konumlandırırken, cumhurbaşkanlığı seçiminde daha net bir biçimde kendilerini Erdoğan karşısındaki adayın yanında konumlandırabiliyorlar.

– “Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olması durumunda Recep Tayyip Erdoğan’a oy verir misiniz?” sorusuna asla vermem diyenlerin oranı yüzde 50.5 gibi ciddi bir oran. Buna rağmen “Seçimleri kim kazanır” sorusunda Erdoğan ve muhalefet başa baş gidiyor. Burada aday faktörü mü devreye giriyor?

Mayıs ayı araştırmamız bence Türkiye siyasetinde yeni bir gelişmeye işaret ediyor. Öyle görünüyor ki, psikolojik üstünlük muhalefete geçmiş durumda ve bu, seçmene de yansıyor. “Kendi oy verme davranışınız bir yana”, yani AKP’ye, MHP’ye ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a oy veriyor olsanız da, “sizce önümüzdeki Pazar Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak olsa seçimleri kim kazanır?” şeklinde sorulduğunda artık muhalefetin kazanacağı fikri öne geçmiş durumda. Yüzde 54 muhalefet kazanır derken, yüzde 39 Erdoğan diyor. Bu oranlar şunu söylüyor, AKP’ye, MHP’ye Tayyip Erdoğan’a oy vermeye devam eden seçmenlerin de bir kısmı artık seçimin kaybedileceğini düşünüyor.

Kuşkusuz bu noktada muhalefet için cumhurbaşkanlığı seçiminde nasıl bir strateji izleneceği, adayın kim olacağı ve benzeri konular çok önemli. Ancak bu ay, yine yeni bir gelişme olarak muhalefet adayının kim olacağından bağımsız bir şekilde seçmenlere “Cumhurbaşkanı Erdoğan’a mı, muhalefet adayına mı oy verirsiniz” diye sorduğumuzda yüzde 42 kim olduğuna bakmaksızın muhalefet adayına, yüzde 40’ı “Erdoğan’a oy veririm” şeklinde yanıt veriyor. Dolayısıyla muhalefet partilerinin doğru bir strateji ve ortak bir adayla birinci turda cumhurbaşkanlığı seçimini kazanma ihtimalinin ortaya çıktığı söylenebilir.

– Tüm araştırmalar Türkiye’nin en büyük sorunu ekonomi, geçim sıkıntısı, işsizlik diyor. Ülkenin daha kötüye gideceğini düşünenlerin oranı yüzde 53.7… En kötü senaryo umutsuzluk değil mi?

Kötü yönetildiğini düşündüğünüz ve gördüğünüz bir ülkede umudun yeşermesi hiç kolay değil. Koronavirüs pandemisi de bu “kötüye gidiyoruz” hissine katkı sağladı. Öte yandan sorunlara çözüm üretmek konusunda muhalefet de iktidar kadar seçmeni ikna etmenin uzağında görünüyor Ama bir an gelir ve umut çok hızlı yeşerir ve birden bire herkes “her şey çok güzel olacak” demeye başlayabilir.

Türkiye toplumu 90’ların ikinci yarısını, 2000’lerin başını, AKP’nin tek başına iktidara geldiği 2002 seçimlerinin öncesini de çok karamsar yaşadı. Bugün 2002 öncesi döneme çok benzeyen bir süreçten geçtiğimizi düşünüyorum. Sorun, daha güzel bir yaşam vaadini üretecek ve seçmeni ona ikna edecek siyasi aktörün bir türlü çıkamıyor olması.

 

Yazının Kaynağına Buradan Ulaşabilirsiniz

BAKMADAN GEÇME

  • Wall Street Kaygılı: Yeni Fed Başkanı Trump’a Rağmen Bağımsız Kalacak mı?

    ABD Başkanı Donald Trump’ın Fed üzerindeki baskısı artarken, Wall Street yeni atanacak Fed başkanının göreve geldikten sonra siyasi değil veriye dayalı hareket edeceği beklentisine tutunuyor. Bankacılar, kısa vadede daha güvercin bir para politikası riskini kabul ederken, Fed’in kurumsal bağımsızlığının korunmasının piyasa istikrarı için hayati olduğunu vurguluyor.

  • Türkiye “Vatandaşlık Maaşı” Dönemine Geçiyor: Gelir Tamamlayıcı Destek Sistemi Hakkında Her Şey Burada

    Kamuoyunda "Vatandaşlık Maaşı" olarak bilinen Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemi (GETAD) için geri sayım başladı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın 2026 yılını işaret ettiği bu devrim niteliğindeki sosyal yardım reformu, hanelerin gelirini belirli bir eşiğe tamamlayacak. Peki, sistem nasıl işleyecek, bütçeye maliyeti ne olacak? İşte merak edilen tüm detaylar.

  • İSO Başkanı Erdal Bahçıvan: “Sistemin Yenilenmesi Daha Fazla Ertelenmemelidir”

    İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi’nin Ocak 2026 toplantısında kürsüye çıkan İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, sanayi dünyasının karşı karşıya olduğu temel sorunlara dikkat çekti. Bahçıvan, sanayicinin omuzlarındaki en ağır yüklerden birinin Gümrük Birliği olduğunu ifade ederek mevcut yapının rekabet gücünü zayıflattığını dile getirdi. Küresel ölçekte kalıcı hale gelen "yeni normal" belirsizlik ortamına karşı kapsamlı yapısal reformlara ihtiyaç olduğunu vurguladı.

  • Konut ve Dövizde Hiç Yanılmadım – Atilla Yeşilada ve Perihan Tantuğ video

    Emtialardaki çılgınlık nereye kadar devam edecek? Borsadaki rallinin esas sebebi ne? Borsada düşüşler alım fırsatı mı? Konut ve döviz neden bir yere gitmez? Yurt dışı piyasalarında neler oluyor? Altın mı bitcoin mi? Hepsi ve çok daha fazlası, Atilla Yeşilada ve Perihan Tantuğ'un katıldığı Piyasanın Efendisi'nde…

  • TÜROB: Uluslararası Turizm Platformlarına Yasak Değil, Düzenleme Gerekli

    Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Müberra Eresin, Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği’nin (TÜRSAB) Airbnb ve Expedia’nın da aralarında yer aldığı yabancı turizm platformlarına yönelik açtığı yasaklama davasını değerlendirdi. Eresin, uluslararası online seyahat platformlarının erişime kapatılmasının Türkiye turizmi açısından ciddi riskler barındırdığını ifade ederek, turizm ile teknolojinin artık küresel bir yapı içinde ilerlediğini dile getirdi. Tartışmanın yalnızca “kapatılsın mı, kapatılmasın mı” çerçevesine sıkıştırılmaması gerektiğini belirten Eresin, doğru yaklaşımın yasaklama yerine düzenleme ve entegrasyon olduğunu vurguladı.

  • S&P 500  Trump’ı Takmadı, Tarihi 7.000 Eşiğini Aştı 

    Küresel teknoloji hisselerindeki güçlü ralli, S&P 500 endeksini tarihinde ilk kez 7.000 seviyesinin üzerine taşıdı. Yapay zekâ yatırımlarına yönelik iyimserlik ve güçlü şirket bilançoları hisse piyasalarını desteklerken, yatırımcıların gözü Fed’in faiz kararları ve mega teknoloji şirketlerinin bilanço açıklamalarına çevrildi.

  • Trump İran’ı tehdit etti, Brent 4 aylık zirve yaptı

    ABD Başkanı Donald Trump, İran’a nükleer program konusunda açık bir ültimatom verdi. “Ya masaya gelirsiniz ya da bir sonraki saldırı çok daha yıkıcı olur” diyen Trump’ın tehditleri, Tahran’dan sert karşılık gördü. Artan askeri tansiyon, Orta Doğu’da arz kesintisi riskini yeniden gündeme taşırken petrol fiyatları dört ayın zirvesine yakın seyrediyor.

  • UPS’te Maliyet Freni: 30 Bin Çalışanla Yolları Ayırmaya Hazırlanıyor

    United Parcel Service Inc. (UPS), giderleri düşürerek kârlılığını artırma hedefi doğrultusunda bu yıl 30 bine varan pozisyonu azaltmayı planladığını duyurdu. Şirketin Mali İşler Direktörü Brian Dykes, söz konusu küçülmenin ağırlıklı olarak doğal iş gücü kaybı ve tam zamanlı sürücüler için sunulacak gönüllü ayrılık programlarıyla hayata geçirileceğini belirtti.

  • Otomobil Pazarında Elektrikli Dönüşüm Hızlandı: Türkiye’de Elektrikli ve Hibrit Araç Satışları Rekor Kırıyor

    Geçen yıl Türkiye otomobil pazarında satılan her 100 araçtan 45’i elektrikli veya hibrit modellerden oluştu. Bu araçların trafikteki oranı da neredeyse iki katına çıkarak dikkat çekti. 2026 yılında çevreci otomobil satışlarının 500 bin adedi aşması bekleniyor.

  • BlackRock Türkiye’ye Yatırımını Artırdı: Borsa İstanbul Fonun Üçüncü Büyük Pazarı Oldu

    Bloomberg’in haberine göre, BlackRock’ın önde gelen fonlarından biri, enflasyonun yavaşlaması ve cazip değerlemeler sayesinde Türkiye’ye yaptığı yatırımı artırarak portföyünün yaklaşık yüzde 10’unu bu ülkeye ayırdı ve Türkiye’yi fonun en büyük üçüncü yatırım pazarı haline getirdi.

  • Ticaret Bakanlığı’ndan Adisyonlarda Şeffaflık Hamlesi: Restoran ve Kafelerde Ek Ücret Dönemi Sona Eriyor

    Yeme-içme sektöründe köklü değişiklikler kapıda. Ticaret Bakanlığı, restoran ve kafelerde tüketicilerin sıklıkla tepki gösterdiği kuver, garsoniye ve servis ücretleri gibi ek bedelleri tamamen kaldırmaya hazırlanıyor.

  • Citi’nin Yeni Kısa Vadeli Tahmini Açıklandı: Gümüşte Büyük Sıçrama mı Geliyor?

    ABD merkezli bankacılık devi Citi, yatırımcıların altından gümüşe kaydığına dikkat çekerek, gümüşün kısa vadeli fiyat tahminini önemli ölçüde yukarı yönlü revize etti. Kurum, 0-3 aylık hedefini önceki ons başına 100 dolardan 150 dolara çıkardı.

  • ABD Türkiye Büyükelçiliği’nden Yeni Vize Uygulaması: Bu Şart Herkesi Şaşırtacak

    ABD’nin Türkiye Büyükelçiliği, 15 Aralık 2025 itibarıyla bazı vize başvurularında sosyal medya hesaplarının gizlilik ayarlarının “herkese açık” olması gerektiğini duyurdu. Bu uygulama, F, M, J, H-1B ve H-4 vizesi almak isteyen kişiler için geçerli olacak ve başvuru sürecindeki güvenlik ile kimlik doğrulama kontrollerini kolaylaştırmayı amaçlıyor.

Benzer Haberler