Sosyal Medya
**8*

Ekonomiden hiç mi umut yok?

29 Mayıs 2019

Twitter’de bir kadın takipçim kelimeleri tokat gibi vuruyor yüzüme:  “Zaten sen hep kara haber vermeye bayılırsın!”. Ablam, iyi haber vardı da biz mi vermedik?  Bak, sen Cuma gününü bekle, 1Ç2019 GSYİH bir önceki çeyreğe göre büyüme gösterecek, Berat Abim hemen gazı verecek:  “Teknik  resesyondan çıktık”. “Hızla normalleşiyoruz”. Ardından tatavacı basın alacak sazı eline:  “Algı operasyonu tutmadı, dış düşmanlar ve onların vatan haini işbirlikçilerinin (bakınız FÖŞ)  tüm çabalarına karşın Türkiye ekonomisi büyüdü!“

 

Bu aldatma ve kaçınılması imkansız akibeti geciktirme operasyonu 23 Haziran seçimlerine kadar devam edecek. Sonra çöküş itiraf edilecek ve IMF huzura çağrılacak.

 

Her gittiğim yerde soruyorlar:  “Hiç mi umut yok ekonomiden? “  “HAYIR” diyorum. “İstikrar programı ve reform yoluna sapılmadan, S-400 krizi bitmeden ve IMF gelmeden umut yok”.  Yıllar sürecek bir koma aşamasındayız.

 

Anlatayım. İlk sebebi Başkanlık Sistemi diye bir objenin varolmaması. Hergün değişen kararlar ve politikalarla yargının tamamen ele geçirilmiş olması kelle başı gelirin 9 bin doları aştığı bu modern ve karmaşık ekonomide planlama zorluğu yaratıyor. Hükümet ve bürokrasi yarın ne olacağını bilmiyorsa, işinsanı yatırım yapmaz, fon yöneticisi ve kreditör de bu ülkeye ayak basmaz. Hepimiz bir felç hali içindeyiz.

 

İkinci neden Gelişmekte Olan Piyasalarda (GOP, Ülkeler = GOÜ) yaşanan karmaşa. Mayıs’da 10-12 milyar dolar para kaçtı bu varlık sınıfından. Bize zaten sıcak para gelmiyordu, bu panik sürdükçe ağzımızla kuş tutsak gelmez. Sıcak paranın fazlası bazen başa beladır, amenna. Ama şu anda en çok ihtiyacımız olan şey. Güçlü bir sıcak para akımı TCMB F/X rezervini besler, TL’nin değer kazanması yoluyla enflasyon ve kredi faizlerini düşürür. Psikolojik olarak tüm topluma rahat bir nefes aldırır.

 

Bizde tam tersi oluyor. Ancak kamu bankası satışlarıyla engellenen doların önlenemez yükselişi yüzünden kurumsal bilançolardaki tahribat artık yıkım boyutlarına erişiyor. Firmalar, kepenk indirmese de, üretimi kısıyor, sabit sermaye yatırımlarından vazgeçiyor, ya da kredi yeniden yapılandırmaya gidiyor.

 

Ekonominin toparlanması için sağlıklı ve şakır şakır çalışan bir kredi mekanizması şart. Ama bizde tek pistona indik. Özel bankalar artık kredi vermiyor.  Çünkü mevduat ve kredi faizleri hükümetin emriyle belirleniyor, o parametreler de ekonomide gözlene kredi (yani batık) riskiyle örtüşmüyor.

 

Sorunları ağırlaştıran bir başka olgu ise hükümetin yanlış teşhisi. İVME paketi gibi ucuz kredi ve ithal ikamesi programları ile ekonomiyi canlandıracaklarını düşünüyorlar. Yani, Ankara resesyonu bir arz katılığı ya da eksikliği olarak okuyor. Halbuki asıl sorun talep eksikliği.  Geçen sene bizi ihracat kurtardı. Bu sene AB’de duraklama yüzünden ihracat iyice yavaşladı. Birinci çeyrekde büyüme tamamen dev bütçe harcamaları sayesinde temin edildi, ama ilk dört ayda TL54  milyar açık verince, Maliye’de herkesin beti benzi soldu. Bu tempoyla gidilemez. Harcamalar fren atıyor, 23 Haziran seçimlerinden sonra başta elektrik ve doğal gaz, çift haneli zamlar ve yepyeni vergi türleriyle gelir tarafı tahkim edilecek. Daralan faiz-dışı bütçe açığı da ekonomiden talebin emilmesi anlamına gelir.

 

Ekonomide nihai harcamaların %55-60’i özel tüketim. Ama hanehalkının tüketecek gücü kalmadı. Bunu ispat etmek  çok kolay. Dün yayınlanan ISO-500 anketine bakıyorum, Türkiye’nin sanayi devleri 2018’de ortalama %20 zam yapmışlar çalışanlara, yani enflasyon kadar. Daha ufak firmaların bu kadarını yaptığını dahi sanmıyorum. Bir başka deyişle, emek sınıfının reel geliri ya büyümüyor ya da çok az büyüyor.  Buna karşın gıda gibi en zaruri ihtiyacın fiyatının ortalama %30 artması, ihtiyari harcamalara ayrılacak payı kısarak  perakendeden sağlığa kadar çok geniş bir pazar zincirinde talep sıkıntısı yaratıyor.

 

Ocak-Şubat-Mart  dönemini kapsayan istihdam anketine göre son 12 ayda tarım-dışı sektörlerde takriben 500 bin kişi işini kaybetmiş. Bu sene en iyimser büyüme tahmini %0. Biz %3 daralma bekliyoruz. Bu tahmin aralığında net istihdam yaratılmaz. Yani sene sonuna kadar istihdam kaybı 1 milyonu aşar. Aritmatik basit. Kişi başı harcanabilir gelir reel olarak sabit, ama çalışan kişi sayısı 1 milyon azalmış. Nasıl tüketecek bu ekonomi?

 

Krediyle tüketemez mi?  Hayır, tüketmiyor işte. Çünkü hükümet firmalara kredi aksın diye bireysel kredi faizini serbest bıraktı onlar da %30’da. Neticede son 12 ayda bireysel kredi hacmi sadece %1 büyüdü, yani reel olarak nerdeyse %20 daraldı.

 

Bunlar seçime bağlı tedirginlikler olmasın?  23 Haziran’da iki tarafın da “meşru” kabul  edeceği bir sonuç açıklanırsa (Yani AKP-MHP sonunda Ekrem İmamoğlu’nun kazandığını itiraf ederse) psikoloji düzelir, harcamalar artar mı?  Evet, kısmen ama yetmez. Çünkü sırada S-400 krizi var. Washington’dan dönen güvendiğim uzmanlarla konuştum, Trump yönetimi hala çare arıyor, ama Kongre niyeti bozmuş. S-400 sınırımızdan içeri girdiği anda CAATSA yaptırımları geliyor. Trump da bunları affedemez. CAATSA’nın en sıkıcı tarafı askeri yaptırımlar değil, mali kısmı. Türkiye’ye kredi ve sıcak para girişi iyice kuruyacak. Döviz yükselecek, kredi pahalılaşacak.

Twitter’de bunları yazıyorum, yüzlerce troll haykırıyor:  “Özgürlüğümüz uğruna aç kalırız”. Kalmazsın, bir ay sonra “Teslim oldum” diye bağırırsın. Daha da ötesi, ulan ABD’den Patriot almayıp Putin’den S-400 almak bağımsızlık mı oluyor? Elin Moskofu ebesinin hayrına mı veriyor sana o silahı. Akıllı olun.

 

Seçimler ve S-400 krizi atlatıldığında, ki selametle atlatacağız eminim, banka ve şirket bilançolarında kanserli doku gibi 50-60 milyar dolarlık bir delik açıldığını göreceğiz. O delik IMF parasıyla yamanmadan da ekonomide umut yok. Bağırıp çağırarak, slogan atarak ekonomi kurtarılmaz canlarım.

 

 

FÖŞ

 

Videolarımı seyretmek için tıklayın

 

Yorumlar

Banner

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları