Körfez ülkelerinde “Hürmüz B Planı”: Yeni boru hatları, limanlar ve savunma yatırımları
İran savaşı uzarken Körfez ülkeleri Hürmüz’e bağımlılığı azaltmak için yeni liman ve boru hatlarına, güvenlik için ise yeni ortaklıklara yöneliyor.
9 Eylül 2026

İran savaşının uzaması ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin büyük ölçüde durması Körfez ülkelerini enerji ihracatı ve güvenlik stratejilerini yeniden tasarlamaya zorluyor. BAE yeni boru hatlarını hızlandırırken Hürmüz dışındaki limanlar hızla büyüyor. Savunmada ise Türkiye, Güney Kore ve Ukrayna gibi yeni ortaklar öne çıkıyor. Körfez’de artık temel yaklaşım net: “Her ülke bir B Planı üzerinde çalışıyor.”
ABD-İran savaşının sona ereceğine ilişkin beklentilerin zayıflaması, yıllarca istikrarıyla öne çıkan Körfez ülkelerinde yeni bir stratejik dönemi başlatıyor.
İran’ın misilleme saldırılarının önemli bölümünün Körfez’deki ABD müttefiklerini hedef alması, bölge ülkelerini hem savunma kapasitelerini güçlendirmeye hem de dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından Hürmüz Boğazı’na bağımlılıklarını azaltmaya yöneltiyor.
Birleşik Arap Emirlikleri yeni boru hattı yatırımlarını hızlandırırken, BAE ve Umman’ın Hürmüz dışında kalan limanları hızla büyüyor. Aynı zamanda Körfez ülkeleri, geleneksel güvenlik ortağı ABD’nin yanında yeni savunma ortaklıkları geliştiriyor.
Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü ve Başbakan Danışmanı Majed al-Ansari’ye göre bölgenin karşı karşıya olduğu en önemli tehlikelerden biri artık savaşın “normalleşmesi.”
Al-Ansari, Abu Dabi’de düzenlenen Hili Forum’da, krizin artık başlangıç ve bitiş tarihi olan geçici bir gelişme şeklinde görülmediğini belirterek, “Giderek daha fazla yeni normal olarak görülüyor” değerlendirmesinde bulundu.
Hürmüz'den gemi geçişleri minimuma indi
Savaş öncesinde küresel petrol ve doğalgaz arzının yaklaşık yüzde 20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu.
ABD Başkanı Donald Trump son günlerde Amerikan ordusunun boğazdan “milyonlarca varil” petrolün geçişine yardımcı olduğunu söyledi.
Ancak deniz taşımacılığı takip şirketlerinin verileri, Hürmüz’den geçen gemi sayısının savaş öncesine kıyasla son derece düşük seviyelere gerilediğine işaret ediyor.
Bu durum özellikle enerji ihracatını Hürmüz üzerinden gerçekleştirmek zorunda olan Körfez ekonomileri açısından savaşın en önemli ekonomik sonuçlarından birini oluşturuyor.
BAE, Suudi Arabistan ve Umman coğrafi avantajları sayesinde boğaz dışında kalan limanlarını kullanarak petrol ihracatını ve mal ithalatını sürdürebiliyor.
Buna karşılık Kuveyt, Katar ve Bahreyn aynı ölçüde alternatif güzergâhlara sahip değil. Hürmüz’ü aşmalarını sağlayacak liman veya kara bağlantılarının yetersizliği bu ülkeleri krize daha açık hale getiriyor.
Katar saldırısı enerji güvenliğindeki kırılganlığı gösterdi
Katar’ın yaşadığı saldırı, Körfez enerji altyapısının ne kadar kırılgan olabileceğini de ortaya koydu.
Al-Ansari, İran’ın tek bir insansız hava aracıyla Katar’ın sıvılaştırılmış doğalgaz kapasitesinin kritik bir bölümünü devre dışı bırakabildiğine dikkat çekti.
Katar’ın küresel LNG arzının yaklaşık yüzde 20’sini temsil etmesi, bölgedeki askeri gerilimin yalnızca Körfez ülkeleri için değil dünya enerji piyasaları açısından da taşıdığı riski gösteriyor.
Savaşın uzaması halinde enerji tesisleri, boru hatları, limanlar ve deniz ulaşım yollarının korunması Körfez başkentleri için giderek daha önemli hale gelecek.
BAE: ABD önemli ama artık tek başına yeterli değil
Körfez ülkeleri onlarca yıldır güvenliklerinin temel garantörü olarak ABD’ye dayanıyor.
Ancak savaş, Washington’la ittifakın devam ettirilmesiyle daha fazla stratejik özerklik oluşturulması arasında yeni bir denge arayışını gündeme getirdi.
BAE Devlet Başkanı'nın diplomasi danışmanı Anwar Gargash, stratejik özerkliğin stratejik izolasyon anlamına gelmediğini söyledi.
Gargash’a göre ABD başta olmak üzere BAE’nin uzun süredir devam eden güvenlik ortaklıkları ülkenin savunmasının vazgeçilmez bir parçası olmaya devam edecek. Ancak ulusal kapasitenin artırılmasıyla bu ittifaklar birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak görülmeli.
Katar’dan al-Ansari de benzer bir noktaya dikkat çekti.
ABD ile stratejik ittifakın ve bölgede uluslararası askeri güçlerin bulunmasının önemli olduğunu söyleyen Katarlı yetkili, bunun artık tek başına yeterli olmadığını savundu.
Al-Ansari’ye göre bundan sonraki yol “güvenlikte kendi kendine yeterlilikten” geçiyor.
İran'la ilişkiler tamamen koparılamaz
Körfez ülkelerinin önündeki diğer sorun ise İran'ın yalnızca askeri bir rakip değil, aynı zamanda değiştirilemeyecek bir komşu olması.
Gargash, İran’ın savaş sonrasında da BAE’nin komşusu olarak kalacağını hatırlatarak, bir noktada yeniden işleyen bir ilişki kurulmasının kaçınılmaz olduğunu söyledi.
Ancak BAE’li yetkiliye göre İran’la fonksiyonel ilişkilerin yeniden kurulmasıyla kaybolan güvenin yeniden inşa edilmesi aynı şey değil.
İlki coğrafyanın dayattığı bir zorunlulukken, ikincisinin çok daha zor olacağını belirtti.
Bu yaklaşım, Körfez ülkelerinin karşı karşıya olduğu hassas dengeyi özetliyor: ABD ile güvenlik ittifakını korumak, İran’ın oluşturduğu tehdide karşı savunmayı güçlendirmek, ancak savaş sonrasında Tahran’la yaşamak zorunda oldukları gerçeğini de unutmamak.
ABD'nin İran stratejisi Körfez'i zorluyor
Trump yönetimi İran ekonomisi üzerindeki baskıyı artırmaya çalışırken, bu politikanın Körfez müttefikleri açısından önemli maliyetleri bulunuyor.
ABD ve İran son haftalarda karşılıklı sınırlı saldırılar gerçekleştirdi.
ABD ordusu cumartesi günü İran’a ait üç petrol tankerini vurduğunu açıklarken, bunlardan birinin ülkenin ana petrol ihracat merkezi olan Kharg Adası yakınlarında bulunduğunu bildirdi. Saldırı, İran’ın iki Amerikan savaş gemisine füze fırlatmasının ardından geldi.
Trump yönetiminin şu aşamada geniş çaplı yeni bir askeri harekât yerine deniz ablukası ve ekonomik yaptırımlarla İran üzerinde baskı kurmayı tercih ettiği belirtiliyor.
Washington’ın hedeflerinden biri Tahran’ı Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı da içeren tavizlere zorlamak.
Ancak bu stratejinin İran yönetimini müzakereye ikna edip etmeyeceği belirsiz.
İranlı yetkililer yaptırımların ekonomi üzerindeki ağır etkisini kabul ederken, Tahran’ın buna yanıtı şimdiye kadar daha fazla taviz vermek değil, saldırıları ve sert söylemi artırmak oldu.
Savaşın bitmesini zorlaştıran “kim kaybetti?” sorunu
Katar, savaşın sona erdirilmesi için arabuluculuk yapan ülkeler arasında bulunuyor.
Ancak al-Ansari’ye göre müzakerelerin önündeki önemli engellerden biri tarafların kendi kamuoylarına anlatacakları siyasi hikâye.
Hem ABD ve İsrail’in hem de İran’ın yenilmiş görünmek istemediğine dikkat çeken Katarlı yetkili, bunun tarafların savaşı sona erdirebilecek ortak bir sonuç üzerinde anlaşmasını zorlaştırdığını belirtti.
Bu nedenle savaşın askeri veya ekonomik maliyeti artsa bile çatışmanın siyasi mantığı devam edebilir.
Körfez ülkelerinin krizi giderek geçici bir savaş değil, uzun süre devam edebilecek bir “yeni normal” olarak görmeye başlamasının temel nedenlerinden biri de bu.
Körfez silahlanıyor: Türkiye de yeni ortaklardan biri
Savaş, Körfez ülkelerinin savunma yatırımlarında da önemli değişiklik yaratıyor.
Dubai merkezli araştırma kuruluşu B’huth’un Genel Direktörü Mohammed Baharoon, Körfez genelinde silah sanayisinin belirgin biçimde büyüdüğünü söyledi.
Baharoon’a göre ülkeler gelecekteki güvenlik ihtiyaçları için ABD dışındaki ortaklara da yöneliyor.
Bu ülkeler arasında Türkiye, Güney Kore ve Ukrayna öne çıkıyor.
Savunma stratejisindeki değişiklik yalnızca saldırıları engelleyecek sistemlerin satın alınmasıyla da sınırlı değil.
Baharoon, geçmişte yaklaşımın ağırlıklı olarak “savunma ve caydırıcılık” üzerine kurulduğunu, artık taarruz kapasitesinin de gündeme geldiğini belirtti.
BAE’nin İran'ın yoğun İHA ve füze saldırılarına hedef olan Bahreyn’e Çin yapımı bir savunma sistemi konuşlandırması da değişen güvenlik mimarisinin işaretlerinden biri olarak gösteriliyor.
Baharoon, ABD’nin bu konuşlandırmaya itiraz etmediğine dikkat çekti.
“Her ülke bir B Planı üzerinde çalışıyor”
Eski BAE hükümet yetkilisi ve ekonomist Nasser Hassan Al Shaikh, Körfez ülkelerindeki yeni yaklaşımı oldukça net bir ifadeyle özetliyor:
“Her ülke bir B Planı üzerinde çalışıyor. Hayatın duramayacağını biliyoruz.”
Bu yaklaşımın en somut biçimde görüldüğü alan ise petrol ve lojistik altyapısı.
Körfez ülkeleri bir daha Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına hazırlıksız yakalanmak istemiyor.
Bu nedenle petrol ihracatını boğaza bağımlı olmadan sürdürebilecek boru hatları, demiryolları ve limanlara yatırımlar hızlandırılıyor.
Fujairah ve Khorfakkan hızla büyüyor
Dubai’deki dev Jebel Ali Limanı’nı işleten DP World, savaş nedeniyle Jebel Ali’de trafiğin sert biçimde gerilemesinin ardından temmuz ayında Hürmüz Boğazı’nın dışında bulunan Fujairah’ta iki yeni derin su terminali inşa edeceğini açıkladı.
Abu Dhabi National Oil Company (ADNOC) ise yaklaşık 320 mil uzunluğundaki yeni boru hattının yapımını hızlandırdı.
Hattın gelecek yıl faaliyete geçmesi bekleniyor.
Aynı zamanda bölgedeki demiryolu projelerinin inşaatı da hızlandırılıyor.
Hürmüz dışında bulunan Khorfakkan Limanı ise savaşın ardından olağanüstü bir trafik artışı yaşadı.
Limanı işleten Gulftainer CEO’su Farid Belbouab’ın verdiği rakamlara göre savaş öncesinde haftada yaklaşık 8 bin konteyner elleçleyen Khorfakkan, bugün 70 bin konteynere ulaşmış durumda.
Bu, yaklaşık dokuz katlık bir artış anlamına geliyor.
Belbouab, amaçlarının Hürmüz Boğazı’nın yerini tamamen almak olmadığını vurguluyor.
Ancak hedef konusunda oldukça açık:
Hürmüz’e olan bağımlılığı radikal biçimde azaltmak.
Körfez'in güvenlik ve enerji mimarisi değişiyor
İran savaşının uzaması Körfez ülkeleri açısından geçici bir kriz yönetiminden daha kapsamlı bir dönüşümü tetikliyor.
Bölge bir taraftan ABD ile geleneksel güvenlik ilişkilerini korurken, diğer taraftan Türkiye, Güney Kore, Ukrayna ve hatta Çin gibi farklı ülkelerle savunma ilişkilerini genişletiyor.
Enerji tarafında ise Hürmüz Boğazı’nın savaş nedeniyle büyük ölçüde kullanılamaz hale gelmesi, onlarca yıldır bilinen ancak yeterince çözülmeyen bir kırılganlığı açığa çıkardı.
Yeni boru hatları, demiryolları ve Hürmüz dışındaki limanlara yapılan yatırımlar bu nedenle yalnızca savaş dönemine yönelik acil önlemler değil, Körfez’in uzun vadeli enerji güvenliği stratejisinin parçaları haline geliyor.
Savaş ne kadar uzun sürerse bu dönüşümün de o kadar kalıcı olması bekleniyor.
Yahoo!
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.


