FTSE Russell Türkiye’nin statüsünü korudu: Şimdi gözler MSCI’nın kritik kasım kararında
FTSE Russell Türkiye’nin Gelişmiş Gelişmekte Olan Piyasa statüsünü korudu. Fon krizinin ardından gözler 11 Kasım’daki kritik MSCI değerlendirmesinde.
7 Ekim 2026

Küresel endeks sağlayıcısı FTSE Russell, fon krizinin piyasalarda yarattığı sert dalgalanmaya rağmen Türkiye’nin “Gelişmiş Gelişmekte Olan Piyasa” statüsünü değiştirmedi. Türkiye olası statü değişikliklerinin izlendiği gözlem listesine de alınmadı. Ancak piyasalar açısından daha kritik sınav 11 Kasım’da MSCI’dan gelecek.
Küresel endeks sağlayıcısı FTSE Russell, salı günü yayımladığı yıllık ülke sınıflandırması değerlendirmesinde Türkiye’nin Advanced Emerging Market – Gelişmiş Gelişmekte Olan Piyasa statüsünü korudu.
Türkiye ayrıca olası bir sınıflandırma değişikliği için oluşturulan izleme listesine de alınmadı.
Karar, FTSE Russell’ın Eylül 2026 endeks değerlendirmesinde Türkiye ile ilgili bazı değişiklikleri ertelemesinin ve eylül ortasında bazı yatırım fonlarının yatırımcıların geri ödeme taleplerini karşılayamamasıyla başlayan piyasa krizinin ardından geldi.
FTSE Russell serbest dolaşım konusunu izlemeye devam ediyor
Statü değişikliği yapılmamasına rağmen FTSE Russell’ın Türkiye piyasasına ilişkin bazı soru işaretleri devam ediyor.
Endeks sağlayıcısı, halka açık hisselerin serbest dolaşım oranlarına ilişkin verilerin daha ayrıntılı ve şeffaf hale getirilmesi konusunda Borsa İstanbul ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ile görüşmelerini sürdürdüğünü açıkladı.
Türkiye piyasasında fiyat oluşumu ve piyasa şeffaflığına ilişkin uzun süredir devam eden tartışmalar, özellikle bazı yatırım fonlarının düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde büyük pozisyonlar alması nedeniyle son aylarda daha fazla gündeme gelmişti.
SPK fon kurallarını sıkılaştırdı
SPK, bu sorunlara yönelik olarak 28 Ağustos'ta Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber'de kapsamlı değişiklikler yaptı.
3 Eylül'de alınan bir başka kararla ise payların fiili dolaşım oranlarının hesaplanma yöntemi değiştirildi.
Düzenlemeler özellikle para piyasası fonları ve serbest hisse fonlarının ilişkili taraflarla gerçekleştirdiği işlemler üzerinden olağan dışı fiyat hareketleri ve sistemik risk yaratma ihtimalini sınırlamayı amaçlıyor.
SPK aynı zamanda piyasa şeffaflığının ve yatırımcıların korunmasının güçlendirilmesini hedefliyor.
Fon krizinde 131 fon tasfiye ediliyor
FTSE Russell kararı, Türkiye sermaye piyasalarında son yılların en büyük fon soruşturmalarından birinin devam ettiği dönemde geldi.
Eylül ayında bazı portföy yönetim şirketlerinin yoğunlaştıkları hisselerde sert satışların başlamasının ardından likidite sıkıntısına düşmesi ve yatırımcıların fonlardan çıkış taleplerinin karşılanamaması piyasalarda ciddi dalgalanmaya yol açtı.
SPK, yedi portföy yönetim şirketinin yönettiği 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar verdi.
Söz konusu fonlarda kararın alındığı dönemde 455 bin 758 yatırımcının 19 milyar doların üzerinde varlığı bulunuyordu.
Soruşturmada 217 şüpheli
Savcılıkların yürüttüğü soruşturma da genişlemeye devam ediyor.
Borsa İstanbul'da işlem gören 26 hissedeki işlemler, piyasa manipülasyonu şüphesiyle inceleniyor. Yetkililer aynı zamanda olağan dışı büyüklükte kazanç sağlayan kişi ve hesaplarla bağlantılı para transferlerini araştırıyor.
Soruşturma kapsamında şüpheli sayısı 217'ye ulaşırken, bunların 85'i tutuklandı, 98'i ise adli kontrol altına alındı.
Tutuklananlar arasında Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera yöneticileri Emre Alkin ve Kerem Alkin, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk ve Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan da bulunuyor.
Yetkililer ayrıca şirket yöneticileri ve yakınlarının 2024 yılına kadar uzanan banka hesaplarını, para transferlerini ve yurtdışındaki kripto para hareketlerini inceliyor.
Onlarca şüphelinin mal varlığı dondurulurken, soruşturmayla bağlantılı olduğu ileri sürülen lüks araçlara, özel jetlere ve yatlara da el konuldu.
Asıl kritik sınav 11 Kasım’da: MSCI
FTSE Russell’ın Türkiye’nin statüsünü değiştirmemesi piyasalar açısından önemli olmakla birlikte, önümüzdeki haftalarda çok daha yakından izlenecek başka bir değerlendirme bulunuyor.
Küresel fonların yatırım kararlarında temel referanslardan biri olan MSCI, 11 Kasım'da 2026 Endeks Değerlendirmesi'ni gerçekleştirecek.
Türkiye halen MSCI Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi'nde yer alıyor.
Ancak MSCI haziran ayında Türkiye'ye ilişkin önemli uyarılarda bulunmuştu.
Kurum özellikle hissedarlık yapısının şeffaflığı, koordineli işlemler, fiili dolaşım oranları ve fiyat oluşumu konusunda sorunlara dikkat çekmişti.
MSCI, bu alanlarda yeterli, somut ve güvenilir ilerleme görülmemesi halinde Türkiye'nin ve MSCI endekslerine dahil edilmeye uygun Türk hisselerinin statüsüne ilişkin bir istişare süreci başlatabileceği uyarısında bulunmuştu.
Bu nedenle SPK'nın ağustos sonunda yaptığı fon düzenlemeleri ve eylül ayında fiili dolaşım hesaplamalarında gerçekleştirilen değişiklikler, MSCI değerlendirmesi açısından da önem taşıyor.
MSCI kararı yabancı yatırımcı açısından neden önemli?
MSCI endeksleri dünya genelinde trilyonlarca dolarlık yatırım portföyü için referans niteliğinde.
Özellikle MSCI Emerging Markets endeksini takip eden pasif fonların yanı sıra aktif küresel yatırım fonları da ülke ve şirket ağırlıklarını belirlerken MSCI sınıflandırmalarını dikkate alıyor.
Bu nedenle Türkiye'nin statüsüne veya Türk hisselerinin endekslere dahil edilme kriterlerine ilişkin olası bir değişiklik, yabancı yatırımcıların Borsa İstanbul'daki pozisyonları açısından önemli sonuçlar doğurabilir.
FTSE Russell'ın Türkiye'yi gözlem listesine almaması bu açıdan kısa vadede rahatlatıcı bir gelişme olarak öne çıkarken, 11 Kasım MSCI değerlendirmesi piyasaların önündeki bir sonraki önemli eşik olacak.
Petrol ve ABD tahvil faizleri de Türkiye için risk oluşturuyor
Türkiye piyasalarının karşı karşıya olduğu riskler yalnızca fon soruşturması ve küresel endeks sağlayıcılarının değerlendirmeleriyle sınırlı değil.
Orta Doğu'daki belirsizlik sürerken petrol fiyatlarının 100 doların üzerinde kalması, Türkiye'nin enerji ithalatı, cari açığı ve enflasyon görünümü açısından önemli bir risk oluşturuyor.
Özellikle yüksek dizel ürün marjlarının akaryakıt fiyatlarına yansıması, enflasyon ve dolayısıyla TCMB'nin para politikası açısından yakından izleniyor.
Bir diğer önemli küresel risk ise ABD tahvil piyasası.
ABD'nin 10 yıllık tahvil faizinin %5'in üzerinde seyretmesi ve kamu borcunun 40 trilyon doları aşması, küresel yatırımcıların ABD'ye borç vermek için giderek daha yüksek getiri talep ettiğine işaret ediyor.
Enerji fiyatlarındaki yükseliş de “yüksek enflasyon-yüksek faiz” riskini güçlendiriyor.
Bu tablo gelişmekte olan piyasalar açısından küresel finansman koşullarının daha uzun süre sıkı kalabileceği anlamına geliyor.
Türkiye piyasaları için üçlü sınav
Önümüzdeki dönemde Türkiye piyasalarının seyri açısından üç başlık öne çıkıyor:
Fon krizinin nasıl çözüleceği, MSCI'nın 11 Kasım değerlendirmesi ve küresel faiz-enerji fiyatları görünümü.
FTSE Russell'ın Türkiye'nin Gelişmiş Gelişmekte Olan Piyasa statüsünü koruması ilk cephede olumlu bir sinyal verdi.
Ancak fon krizinin piyasa şeffaflığı ve fiyat oluşumu konusunda ortaya çıkardığı soru işaretleri nedeniyle MSCI'nın kasım değerlendirmesi Türkiye piyasaları açısından çok daha kritik bir test olmaya devam ediyor.
Turkiye Today
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.




