FT: Türkiye’de yeni siber güvenlik dönemi: Dijital denetim yetkileri Cumhurbaşkanlığı’nda merkezileşiyor
Türkiye’de yeni siber güvenlik düzenlemesi dijital denetim yetkilerini Cumhurbaşkanlığı’nda merkezileştirdi. Eleştirmenler “dijital sansür” riski görüyor.
9 Ağustos 2026

Türkiye’de temmuz sonunda yürürlüğe giren yeni siber güvenlik düzenlemesi, internet üzerindeki devlet denetimini önemli ölçüde merkezileştiriyor. Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Siber Güvenlik Başkanlığı’na internet hizmetleri ve dijital platformlar konusunda geniş yetkiler tanınırken, insan hakları ve ifade özgürlüğü savunucuları düzenlemenin Türkiye’de “dijital sansür” kapasitesini artırabileceği uyarısında bulunuyor. Hükümet cephesi ise değişiklikleri ulusal güvenlik, kritik altyapının korunması ve kurumlar arasındaki yetki karmaşasının ortadan kaldırılması açısından savunuyor.
Türkiye’de siber güvenlik alanındaki yetkilerin Cumhurbaşkanlığı bünyesinde merkezileştirilmesini öngören yeni düzenleme, dijital haklar konusunda yeni bir tartışma başlattı.
Temmuz ayının sonunda yürürlüğe giren yasayla dijital gözetim ve müdahale yetkileri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın makamına bağlı Siber Güvenlik Başkanlığı bünyesinde toplandı.
Yeni yapı, güvenlik kurumlarından gelecek talepler üzerine veya kendi inisiyatifiyle acil önlemler belirleyebilecek.
Telekom operatörleri, erişim sağlayıcıları ve diğer çevrimiçi platformların verilen talimatları iki saat içinde uygulaması gerekecek. Kararlar ise uygulamaya konulduktan sonra yargı denetimine sunulacak.
Eleştirilerin odaklandığı noktalardan biri de tam olarak bu: Yargısal incelemenin müdahaleden önce değil, karar uygulandıktan sonra gerçekleşmesi.
Hükümet: Siber alan geleneksel savunma kadar önemli Düzenlemenin gerekçesinde siber alan, Türkiye'nin dijital egemenliğinin, kritik altyapısının ve kamu düzeninin korunması açısından “geleneksel savunma kadar hayati” bir alan olarak tanımlanıyor.
İktidara göre yetkilerin tek merkezde toplanması, farklı devlet kurumlarının aynı görevleri tekrar etmesini de önleyecek.
AKP Milletvekili Ersan Aksu, kurumlar arasındaki mükerrer görevlerin ortadan kaldırılması sayesinde yaklaşık 30 milyar TL tasarruf sağlanacağını savunuyor.
Ancak insan hakları kuruluşları, siber tehditlerle mücadele ihtiyacını kabul etmekle birlikte bu kadar geniş yetkilerin yürütmenin kontrolündeki tek bir kurumda toplanmasının ciddi riskler yarattığı görüşünde.
Human Rights Watch: Yeterli denetim mekanizmaları bulunmalı Human Rights Watch Teknoloji ve Haklar Bölümü kıdemli araştırmacısı Tomiwa Ilori, düzenlemenin bilgi üzerindeki devlet kontrolünü güçlendirebileceği uyarısında bulundu.
Ilori, siber güvenlik yetkilerinin yürütmenin elinde yoğunlaşmaması gerektiğini savunarak sistemin güçlü hukuki güvencelere ve denetim mekanizmalarına tabi olması gerektiğini belirtti.
Eleştirilerin arkasında Türkiye'nin mevcut medya ve ifade özgürlüğü tablosu da bulunuyor.
Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) değerlendirmesine göre Türkiye’de ulusal medyanın yaklaşık yüzde 90’ı hükümet kontrolünde bulunuyor. Türkiye, kuruluşun son basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 163’üncü sırada yer alıyor.
Bu nedenle X, YouTube ve Instagram gibi platformlar, hükümeti eleştiren gazeteciler ve muhalif kesimler açısından geleneksel medyaya alternatif başlıca iletişim kanalları arasında bulunuyor.
“Dijital itaat rejiminin komuta merkezi” İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi ve dijital haklar uzmanı Prof. Dr. Yaman Akdeniz ise değişikliğin basit bir bürokratik yetki transferinden çok daha ileri gittiğini savunuyor.
Akdeniz’e göre yeni sistem, Türkiye'deki dijital alanın kontrolünün tek merkezde toplanmasına yol açarak bir “dijital itaat rejiminin komuta merkezi” haline gelebilir.
Bilgisayar ve elektrik mühendislerinin meslek örgütleri de düzenlemeyi eleştirerek yetkilerin kapsamının “dijital sansür” riskini artırdığını belirtti.
Muhalefet cephesinden CHP Milletvekili Tahsin Ocaklı ise sınırları yeterince açık tanımlanmayan yetkilerin Türkiye’yi bir “dijital hapishaneye” dönüştürebileceğini öne sürdü.
Sosyal medya daha önce de yavaşlatıldı Eleştirilerin önemli bir başka dayanağı, Türkiye'nin geçmiş yıllarda sosyal medya platformlarına yönelik uygulamaları.
Yetkililer zaman zaman bant genişliği daraltma yöntemine başvurarak belirli sosyal medya hizmetlerine erişimi fiilen son derece zor hale getirdi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınmasının ardından başlayan kitlesel protestolar sırasında X, YouTube, Instagram ve WhatsApp dahil çeşitli hizmetlere erişim yaklaşık iki gün boyunca ciddi şekilde yavaşlatılmıştı.
İfade Özgürlüğü Derneği’nin (İFÖD) verilerine göre aynı dönemde toplam takipçi sayısı 25 milyonu aşan yaklaşık 1.000 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi.
Bunlar arasında İmamoğlu'nun 9 milyondan fazla takipçiye sahip ana Türkçe X hesabı da bulunuyordu.
Geçen hafta ise bir Türk mahkemesi İmamoğlu'na ait başka bir hesabın erişime kısıtlanmasına karar verdi. X, kararı Türkiye'de uygularken hukuki olarak itiraz edeceğini açıkladı.
Gazeteci ve sosyal medya kullanıcılarına yönelik davalar tartışılıyor Yeni yasanın yarattığı endişeler, gazeteciler ve internet üzerinden açıklama yapan kişilere yönelik soruşturmaların arttığı bir döneme denk geliyor.
Son dönemde Deutsche Welle muhabiri Alican Uludağ, aralarında cumhurbaşkanına hakaret iddiasının da bulunduğu suçlamalar kapsamında tutuklandı.
Fotoğrafçı Bennu Gerede ise bir YouTube söyleşisindeki açıklamalarının ardından “müstehcenlik” suçlamasıyla gözaltına alındı.
Eleştirmenlere göre yeni siber güvenlik yetkileri, mevcut internet düzenlemeleri ve ceza soruşturmalarıyla birlikte değerlendirildiğinde çevrimiçi ifade özgürlüğü üzerindeki baskının daha da artmasına yol açabilir.
15 yaşından küçüklere sosyal medya yasağı Siber güvenlik düzenlemesi, Türkiye'nin çocukların sosyal medya kullanımını sınırlandırmaya yönelik ayrı bir adım attığı dönemde yürürlüğe girdi.
Yeni düzenlemeye göre 15 yaşından küçük çocukların sosyal medya hesabı açması yasaklanıyor.
Avustralya ve Fransa'da da benzer yaş sınırlamaları gündeme gelirken, Türkiye'deki uygulamanın kimlik doğrulama sistemiyle birleştirilmesi ihtimali dijital hak savunucularının dikkatini çekiyor.
Yetkililerin yaş doğrulamasının e-Devlet üzerinden yapılması seçeneğini değerlendirdiği belirtiliyor.
Tartışmanın yeni başlığı: Sosyal medya hesabı ile gerçek kimlik eşleşir mi?
Eleştirmenlere göre yaş doğrulamasının e-Devlet üzerinden gerçekleştirilmesi halinde sistem yalnızca çocukların yaşını kontrol etmekle kalmayabilir.
Yeterli veri koruma mekanizmalarının bulunmaması durumunda sosyal medya hesaplarının gerçek kimliklerle eşleştirilmesinin teknik altyapısı da ortaya çıkabilir.
Yaman Akdeniz, böyle bir sistemde kullanıcıların kimliklerini açıklamak zorunda kalabileceğini ve devletin hangi sosyal medya hesabının kime ait olduğunu, dolayısıyla kullanıcıların paylaşım geçmişini tespit edebileceğini savunuyor.
Akdeniz bu ihtimali “dijital panoptikon” olarak tanımlıyor.
Siber güvenlik mi, dijital kontrol mü?
Yeni düzenleme Türkiye’de giderek büyüyen iki farklı güvenlik yaklaşımını karşı karşıya getiriyor.
Hükümet açısından siber saldırılar, kritik altyapıya yönelik tehditler ve dijital egemenlik modern devletlerin karşı karşıya bulunduğu en önemli ulusal güvenlik meseleleri arasında. Bu nedenle yetkilerin tek merkezde toplanması daha hızlı karar alınmasını ve kurumlar arasındaki koordinasyonun güçlenmesini sağlayabilir.
Eleştirmenler ise aynı yetkilerin bağımsız yargı denetimi ve güçlü veri koruma güvenceleri bulunmadan kullanılmasının, siber güvenlik sınırlarını aşarak siyasi içerik ve sosyal medya üzerindeki devlet kontrolünü genişletebileceğinden endişe ediyor.
Dolayısıyla tartışmanın merkezinde artık yalnızca Türkiye'nin siber saldırılara karşı nasıl korunacağı bulunmuyor.
Asıl soru, siber güvenlik adına oluşturulan yeni yetkilerin sınırlarının nerede başlayıp nerede biteceği.
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.


