ANALİZ: Türkiye-İsrail geriliminde tampon bölgeler daralıyor—Doğrudan çatışma riski büyüyor
Türkiye ile İsrail arasındaki tampon alanlar Suriye, Doğu Akdeniz ve istihbarat sahasında daralıyor. Analiz, yanlış hesaplama riskinin büyüdüğü uyarısını yapıyor.
12 Eylül 2026

Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim uzun yıllar diplomatik açıklamalar ve dolaylı rekabet üzerinden yürüdü. Ancak yeni bir analiz, Suriye, Doğu Akdeniz ve istihbarat alanlarında iki ülkeyi birbirinden ayıran stratejik tamponların hızla ortadan kalktığını savunuyor. Ankara’nın deniz gücünü ve bölgesel caydırıcılığını artırması, İsrail’in ise güvenlik alanını sınırlarının ötesine taşıyan stratejisi, iki bölgesel gücün giderek daha fazla aynı coğrafyalarda karşı karşıya gelmesine yol açıyor.
Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerde uzun süredir devam eden siyasi ve diplomatik gerilim artık farklı bir aşamaya geçiyor olabilir.
Yeni bir analiz, iki ülkeyi geçmişte birbirinden ayıran coğrafi, askeri ve istihbari “tampon bölgelerin” giderek daraldığını ve bunun Ankara ile Tel Aviv arasında doğrudan temas riskini artırdığını savunuyor.
Analize göre özellikle Suriye, Doğu Akdeniz ve istihbarat operasyonları, iki ülke arasındaki rekabetin en kritik üç alanına dönüşmüş durumda.
Bu görüşe göre Türkiye artık İsrail'in bölgesel askeri operasyonlarına yalnızca diplomatik açıklamalarla karşılık vermiyor; sahada caydırıcılık yaratmaya yönelik daha aktif bir güvenlik politikası geliştiriyor.
Doğu Akdeniz'de rekabet sertleşiyor
Türkiye-İsrail rekabetinin giderek görünür hale geldiği alanların başında Doğu Akdeniz geliyor.
Bölgedeki anlaşmazlıklar uzun süre doğal gaz aramaları, münhasır ekonomik bölgeler ve deniz yetki alanları üzerinden değerlendirildi.
Ancak son yıllarda enerji rekabetine giderek daha güçlü bir güvenlik boyutu eklendi.
İsrail'in Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği enerji ve savunma ilişkileri Ankara tarafından yakından takip ediliyor.
Fransa'nın bölgedeki siyasi ve askeri varlığının artması da Türkiye'nin güvenlik hesaplarının bir parçası haline geldi.
Analizin yazarına göre Ankara, bu işbirliği ağını giderek kendisini Doğu Akdeniz'de sınırlamaya yönelik bir yapılanma olarak değerlendiriyor.
Bu algı Türkiye'nin Mavi Vatan doktrininin askeri boyutunu daha görünür hale getiriyor.
Mavi Vatan artık yalnızca diplomatik tez değil
Mavi Vatan uzun yıllar Türkiye'nin deniz yetki alanları konusundaki siyasi ve hukuki yaklaşımının ifadesi olarak tartışıldı.
Ancak analiz, doktrinin artık daha aktif bir deniz stratejisine dönüştüğünü öne sürüyor.
Türk Deniz Kuvvetleri'nin Doğu Akdeniz'deki devriyeleri, denizaltı faaliyetleri ve tatbikatları bu çerçevede değerlendiriliyor.
Yazara göre Ankara'nın amacı yalnızca Türk sondaj ve araştırma gemilerini korumak değil.
Türkiye aynı zamanda Doğu Akdeniz'de kurulacak enerji ve güvenlik mimarisinin kendisini dışlayarak şekillenmesini engellemeye çalışıyor.
Bu nedenle Türk donanmasının bölgedeki varlığı İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasında gelişen güvenlik ve enerji işbirliğine karşı bir caydırıcılık aracı olarak görülüyor.
Denizde henüz doğrudan silahlı çatışmadan söz edilmiyor.
Bunun yerine karşılıklı gemi takibi, yoğun devriye faaliyetleri, askeri tatbikatlar ve ileri deniz konuşlanmaları üzerinden yürüyen bir “sinir savaşı” ortaya çıkıyor.
Enerji yolları da rekabetin parçası
Doğu Akdeniz'deki mücadelenin önemli boyutlarından biri enerji.
İsrail'in doğalgaz kaynaklarının Avrupa'ya nasıl ulaştırılacağı yıllardır bölgesel enerji diplomasisinin önemli başlıklarından biri.
Boru hatları veya Mısır'daki LNG terminalleri üzerinden geliştirilecek seçenekler farklı ekonomik ve siyasi sonuçlar yaratıyor.
Türkiye ise kendi katılımı olmadan oluşturulacak kalıcı bir Doğu Akdeniz enerji ve güvenlik mimarisine karşı çıkıyor.
Analize göre Ankara'nın artan deniz gücü bu nedenle yalnızca egemenlik iddialarının değil, gelecekteki bölgesel enerji düzeninin de önemli unsurlarından biri haline geliyor.
İkinci cephe: İstihbarat savaşı
Türkiye ile İsrail arasındaki rekabetin daha az görünür fakat giderek önem kazanan başka bir boyutu istihbarat faaliyetleri.
Analiz, MİT ile Mossad arasındaki geleneksel istihbarat rekabetinin son yıllarda daha operasyonel bir karakter kazandığını ileri sürüyor.
Türkiye'de 2021'den itibaren İsrail adına casusluk yaptığı iddiasıyla çeşitli şebekelere yönelik operasyonlar gerçekleştirildi.
Kaynakta, sonraki yıllarda yabancı uyrukluların ve siyasi isimlerin izlenmesi, şantaj ve gözetim faaliyetleriyle suçlanan farklı hücrelere yönelik operasyonların da bu sürecin devamı olduğu belirtiliyor.
2024 yılında İstanbul'da Mossad'ın finans koordinatörü olduğu öne sürülen bir kişinin yakalanmasının ise Türkiye'deki operasyonlarla Suriye'deki faaliyetler arasındaki bağlantıyı ortaya koyduğu iddia ediliyor.
Analiz, Ankara'nın karşı-istihbarat faaliyetlerinin artık Türkiye sınırlarıyla sınırlı kalmadığını da savunuyor.
Suriye, Irak ve Lübnan yeni rekabet alanları
Yazara göre Türk istihbaratı Suriye, Irak ve Lübnan gibi üçüncü ülkelerde de İsrail'in bölgesel operasyon kapasitesini sınırlamaya yönelik daha aktif bir politika izliyor.
Bu değerlendirmeye göre İsrail zayıf devlet yapılarının bulunduğu ülkelerde yerel aktörlerle ilişkiler kurarak etki alanı yaratmaya çalışırken, Ankara da kendi bölgesel bağlantılarını güçlendiriyor.
Böylece geçmişte büyük ölçüde üçüncü aktörler ve vekiller üzerinden yürütülen rekabet daha doğrudan hale geliyor.
İki ülkenin istihbarat örgütlerinin aynı coğrafyalarda giderek daha fazla faaliyet göstermesi yanlış hesaplama riskini de artırıyor.
Asıl kritik bölge Suriye
Türkiye-İsrail ilişkileri açısından en hassas alanlardan biri ise Suriye.
Esad sonrası ortaya çıkan yeni güvenlik düzeninde Ankara, merkezi devlet otoritesinin güçlendirilmesini ve silahlı devlet dışı aktörlerin etkisinin azaltılmasını destekliyor.
İsrail ise kendi sınır güvenliğini gerekçe göstererek Suriye'deki askeri kapasite ve güvenlik yapılanmalarını yakından izliyor ve gerekli gördüğü durumlarda önleyici askeri müdahalelere başvuruyor.
Bu iki güvenlik anlayışının aynı coğrafyada karşı karşıya gelmesi, Türkiye ile İsrail arasındaki fiziksel tamponun daralmasına yol açıyor.
Analizin temel uyarısı da burada ortaya çıkıyor:
Türk ve İsrail askeri unsurlarının aynı sahalarda faaliyet göstermesi, siyasi olarak planlanmamış bir askeri temas ihtimalini artırabilir.
Batı gerilimi yalnızca Filistin üzerinden mi okuyor?
Analizin yazarı, Washington, Londra ve Brüksel'in Türkiye-İsrail gerilimini büyük ölçüde Filistin meselesi ve iç politika üzerinden değerlendirmesini yetersiz buluyor.
Ona göre iki ülke arasındaki sorun artık yalnızca Gazze veya diplomatik söylemlerden kaynaklanmıyor.
Ortadoğu'nun gelecekteki güvenlik mimarisinin nasıl kurulacağı konusunda daha yapısal bir rekabet yaşanıyor.
Türkiye ve İsrail bölgenin en güçlü orduları arasında bulunurken iki ülkenin Suriye, Doğu Akdeniz ve istihbarat alanında birbirine giderek yaklaşması, doğrudan çatışma riskinin ayrıca değerlendirilmesini gerektiriyor.
Ankara “aktif caydırıcılık” stratejisine mi geçiyor?
Analize göre Türkiye'nin yeni yaklaşımı aktif caydırıcılık olarak tanımlanabilir.
Bu strateji askeri kapasitenin yanı sıra diplomatik araçların kullanılmasını da içeriyor.
Ankara'nın amacı, yazara göre İsrail'in bölgesel askeri müdahalelerinin hareket alanını sınırlarken Türkiye'nin yeni Ortadoğu güvenlik düzenindeki rolünü güçlendirmek.
Avrupa'da özellikle İspanya gibi ülkelerin İsrail politikalarına yönelik eleştirilerinin artması da Ankara'nın diplomatik manevra alanını genişletebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Ancak bu görüşler analizin yazarının değerlendirmeleri; Batılı hükümetlerin veya Türkiye'nin açıklanmış ortak bir “İsrail'i çevreleme doktrini” bulunduğu anlamına gelmiyor.
Çözüm: Yeni bir çatışmasızlık mekanizması
Analiz, doğrudan çatışma riskini azaltmak için Batılı ülkelerin iki alanda devreye girmesi gerektiğini savunuyor.
Bunlardan ilki Suriye'de Türkiye ile İsrail arasında yeni bir çatışmasızlık mekanizması kurulması.
Böyle bir düzenlemede tarafların kırmızı çizgilerinin belirlenmesi ve sahadaki askeri faaliyetlerin doğrudan temas yaratmasının engellenmesi öneriliyor.
Yazara göre Washington'ın Türkiye'nin Suriye'deki devlet kapasitesini güçlendirme çabalarını yalnızca İsrail açısından bir tehdit olarak değil, bölgesel istikrarın potansiyel bir unsuru olarak değerlendirmesi gerekiyor.
Ankara'nın hedefinin merkezi devletin güç kullanma tekeline sahip olduğu ve devlet dışı silahlı örgütlerin etkisinin azaltıldığı bir Suriye oluşturmak olduğu savunuluyor.
Doğu Akdeniz için kapsayıcı güvenlik düzeni çağrısı
İkinci öneri ise Doğu Akdeniz'e ilişkin.
Analiz, ABD ve NATO'nun Türkiye, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasındaki rekabeti daha da sertleştirecek bloklaşmalar yerine kapsayıcı bir deniz güvenliği mimarisini teşvik etmesi gerektiğini savunuyor.
Bu yaklaşıma göre Türkiye'nin bölgenin en büyük deniz güçlerinden biri olduğu gerçeği kabul edilmeden kalıcı bir Doğu Akdeniz güvenlik sistemi oluşturmak zor.
Türkiye'nin dışlandığını düşündüğü güvenlik ve enerji projelerine karşı askeri caydırıcılığını artırması, bölgedeki silahlanma yarışını daha da hızlandırabilir.
Buna karşılık tarafların deniz güvenliği, enerji yolları ve askeri faaliyetler konusunda ortak mekanizmalar geliştirmesi yanlış hesaplama riskini azaltabilir.
Türkiye ile İsrail savaşa mı sürükleniyor?
Analizin ortaya koyduğu tablo, Türkiye ile İsrail arasında savaşın kaçınılmaz olduğu anlamına gelmiyor.
Ancak iki ülkeyi geçmişte birbirinden ayıran tampon alanların daralması önemli bir risk yaratıyor.
Doğu Akdeniz'de donanmalar daha aktif.
Suriye'de güvenlik çıkarları giderek daha fazla kesişiyor.
İstihbarat örgütlerinin bölgesel faaliyet alanları birbirine yaklaşıyor.
Bütün bunlar, diplomatik ilişkiler kötüleştiğinde küçük bir askeri veya istihbari olayın çok daha büyük sonuçlara yol açabileceği bir ortam yaratıyor.
Dolayısıyla asıl tehlike iki tarafın bilinçli biçimde savaş istemesinden ziyade caydırıcılık amacıyla atılan karşılıklı adımların yanlış hesaplama sonucu kontrolden çıkması.
Türkiye-İsrail ilişkilerinin önümüzdeki dönemindeki temel soru da bu olacak:
Ankara ve Tel Aviv yeni kırmızı çizgiler ve çatışmasızlık mekanizmaları oluşturabilecek mi, yoksa Ortadoğu'da ortadan kalkan tampon bölgeler iki bölgesel gücü giderek daha tehlikeli biçimde karşı karşıya mı getirecek?
War on Rocks
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.



