Dolar/TL47,90
0.08%
Euro/TL55,55
0.31%
Gram Altın6.860,77
0.48%
BIST 10014.082,10
0.64%
Brent Petrol$88,62
0.11%
Gümüş/Ons$65,86
1.16%
Gedik Yatırım
Politika

Ali Bilge: Fon krizini Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden bağımsız değerlendirmek yanıltıcı olur

Ali Bilge, fon krizini değerlendirdi; SPK ve BDDK’nın denetim kapasitesini eleştirerek finansal sorunların yönetim sistemiyle bağlantılı olduğunu savundu.

26 Eylül 2026

Ali Bilge: Fon krizini Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden bağımsız değerlendirmek yanıltıcı olur

Ekonomist Ali Bilge, Türkiye’de son dönemde gündemin merkezine yerleşen yatırım fonları krizini değerlendirirken denetim mekanizmalarının işleyişine sert eleştiriler yöneltti. Bilge, finansal piyasalarda yaşanan sorunların Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden bağımsız ele alınamayacağını savunarak, “Otokrasi denetlemez ya da istediği zaman denetler” dedi. Bilge ayrıca Borsa İstanbul’daki şirket performansları, yabancı yatırımcı algısı, İran bağlantılı bankalara yönelik gelişmeler ve Karadeniz’de Türk ticaret gemilerinin karşı karşıya kaldığı riskler hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Ekonomist Ali Bilge, Ömer Madra ve Özdeş Özbay ile gerçekleştirdiği söyleşide Türkiye’nin gündemindeki yatırım fonları krizini değerlendirdi.

Fonlarda yaşanan sorunların uzun süredir gündemde olduğunu belirten Bilge, Türkiye’nin geçmişte de çok sayıda banka, yatırım ve finans skandalıyla karşı karşıya kaldığını hatırlattı.

Bilge, 1980’li ve 1990’lı yıllardaki bankacılık krizlerinden İmar Bankası ve İhlas Finans’a, YİMPAŞ ve Kombassan’dan Çiftlik Bank ve Thodex’e kadar çok sayıda örnek sıraladı.

Dünya Bankası raporlarına atıfta bulunan Bilge, geçmişteki bankacılık krizlerinin kamuya çok yüksek maliyetler yüklediğini söyledi.

“Fonlardaki sorunlar 2,5 yıldır konuşuluyordu”

Son fon krizinin sürpriz olmadığını savunan Bilge, piyasalardaki sorunların yaklaşık 2,5 yıldır konuşulduğunu ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in de yaklaşık bir yıldır bazı gelişmelere dikkat çektiğini ifade etti.

Bilge, finansal piyasalardaki son gelişmelerin yalnızca şirketler veya yatırım fonları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini savundu.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin denetim mekanizmalarını zayıflattığını ileri süren Bilge şöyle konuştu:

“Bu tür mali soygunları, skandalları Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen otokratik rejimle ilişkilendirmeden bakmamak gerekiyor.”

Bilge, Merkez Bankası, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), yargı ve diğer düzenleyici kurumlarda karar alma mekanizmalarının aşırı merkezileştiğini savunarak bunun bürokrasi, Parlamento, medya ve kamuoyunun denetim kapasitesini azalttığını ileri sürdü.

Bilge’nin ifadesiyle:

“Otokrasi denetlemez ya da istediği zaman denetler; demokraside, yani ileri bir demokraside ise sistem her daim denetlemeye hazırdır.”

Bilge: Borsadaki hisselerin büyük bölümü dolar bazında zararda

Ali Bilge, Borsa İstanbul’un 2026 performansına ilişkin bazı rakamlar da paylaştı.

Bilge’nin aktardığı verilere göre, yeni halka arz edilen şirketler dışarıda bırakıldığında Borsa İstanbul’da işlem gören 593 hissenin yalnızca 142’si dolar bazında pozitif performans gösterirken, 451 hisse negatif bölgede bulunuyor.

BIST 100’deki hisselerin yalnızca 32’sinin pozitif performans gösterdiğini söyleyen Bilge, BIST 30’da ise 30 şirketten 13’ünün dolar bazında yatırımcısına kazandırdığını belirtti.

Bilge, buna karşın kamuoyunda çok az tanınan bazı şirketlerin çok kısa sürelerde olağanüstü fiyat artışları yaşamasının uzun süredir piyasa uzmanları ve gazeteciler tarafından sorgulandığını ifade etti.

Bu durumun daha önce de kamuoyunda tartışıldığını söyleyen Bilge, düzenleyici kurumların zamanında harekete geçmediğini savundu.

SPK ve BDDK’ya denetim eleştirisi

Bilge, Türkiye’de sermaye ve finans piyasalarının denetlenmesi amacıyla SPK ve BDDK gibi kurumların bulunduğunu hatırlatarak, mevcut sistemde bu kurumların görevlerini gerektiği şekilde yerine getiremediğini öne sürdü.

“Günlük yaşama, demokratik hak ve özgürlüklere olağanüstü baskı uygulanırken, her şeye müdahale edilirken vatandaşın tasarrufları korunamıyor” diyen Bilge, finansal piyasalardaki gözetim ve denetimin zayıfladığını savundu.

Bilge ayrıca siyasi, bürokratik ve ekonomik aktörler arasındaki ilişkilerin “ahbap çavuş kapitalizmi” olarak nitelendirdiği bir yapı oluşturduğunu ileri sürdü.

Mahfi Eğilmez: Yüksek risk almak ile kandırılmak aynı şey değil

Programda Ömer Madra, ekonomist Mahfi Eğilmez’in fon krizine ilişkin değerlendirmelerini de gündeme getirdi.

Eğilmez’in değerlendirmesine göre, fon krizinde üç ayrı sorumluluk alanının incelenmesi gerekiyor: Sistemi kuran ve işletenler, gerekli denetimi yapmakla görevli kamu otoriteleri ve yatırımcılar.

Eğilmez, yatırımcının normal piyasa riskini üstlenmesinin doğal olduğunu ancak yüksek risk almak ile kandırılmanın birbirinden ayrılması gerektiğini belirtti.

Olağanüstü getirilerin genellikle olağanüstü risk anlamına geldiğine dikkat çeken Eğilmez, fon krizinin maliyetinin sisteme hiç dahil olmayan vatandaşların üzerine bırakılmaması gerektiğini savundu.

Ali Bilge de geçmiş finansal krizlerde zararların önemli bölümünün kamu tarafından karşılandığını hatırlatarak benzer bir durumun yeniden yaşanabileceğini ileri sürdü.

“Yabancı yatırımcılar da yaşananları izliyor”

Bilge, fon krizinin Türkiye’nin yabancı yatırımcılar nezdindeki algısını da etkileyebileceği görüşünde.

Türkiye’nin dış finansmana ihtiyaç duyduğunu hatırlatan Bilge, yabancı yatırımcıların hisse senetleri, devlet tahvilleri ve mevduat gibi finansal araçlara yatırım yaparken piyasanın işleyişini ve düzenleyici kurumların performansını da yakından izlediğini söyledi.

Fonlarda ve bazı hisselerde yaşanan olağan dışı fiyat hareketlerinin yabancı kurumların raporlarına da yansıdığını belirten Bilge, sermaye piyasalarındaki güven kaybının Türkiye’nin uluslararası finans sistemindeki konumuna zarar verebileceğini savundu.

Bilge ayrıca yaşanan gelişmelerin ardından bürokrasi veya siyasette herhangi bir istifa olmamasını da eleştirdi.

İran bağlantılı bankalar da gündemde

Söyleşide Türkiye ile İran arasındaki finansal ilişkiler de ele alındı.

Bilge, İran sermayeli Bank Mellat’ın Türkiye’deki faaliyetlerinin durdurulduğunu hatırlattı.

ABD’nin İran yaptırımlarını genişletmesinin ardından Golden Global Yatırım Bankası’nın da yaptırım listesine alındığını ve daha sonra bankaya TMSF tarafından el konulduğunu belirten Bilge, bu gelişmelerin Ankara-Washington ilişkileri bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Bilge, söz konusu adımların ABD ile gerçekleştirilecek üst düzey görüşmeler öncesinde atılmasına dikkat çekerek bunları Ankara’nın Washington’a yönelik bir jesti olarak yorumladı.

Karadeniz’de 147 Türk bağlantılı ticaret gemisine saldırı iddiası

Bilge’nin gündeme getirdiği bir başka konu ise Karadeniz’de ticari gemilerin karşı karşıya kaldığı güvenlik riskleri oldu.

Türk Armatörler Birliği tarafından yayımlanan bir rapora atıfta bulunan Bilge, Rusya-Ukrayna savaşının başladığı Şubat 2022’den Eylül 2026’ya kadar Türkiye sahipli, kontrollü, Türk bayraklı veya Türk işletmeciler tarafından yönetilen 147 ticari geminin saldırıya uğradığını söyledi.

Bilge’nin aktardığı verilere göre bu olaylarda 37 kişi hayatını kaybetti, 48 kişi yaralandı.

Karadeniz’in giderek daha yüksek riskli bir ticaret bölgesine dönüştüğünü belirten Bilge, bunun gemilerin sigorta maliyetlerini de artırdığına dikkat çekti.

Türk Armatörler Birliği’nin Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi bünyesindeki Deniz Hukuku Araştırma Merkezi’nden destek istediğini belirten Bilge, ticari gemilerin uluslararası ve iç hukuka uygun biçimde kendilerini nasıl koruyabileceklerinin araştırıldığını söyledi.

Bilge’ye göre gündemdeki seçenekler arasında saldıran insansız hava araçlarının elektronik sistemlerini bozabilecek jammer benzeri savunma sistemleri de bulunuyor.

Çinli otomotiv üreticilerine verilen teşvikleri de eleştirdi

Ali Bilge söyleşinin son bölümünde Türkiye’nin Çinli otomotiv üreticilerine yönelik yatırım ve ithalat politikalarını da değerlendirdi.

Bir Çinli üreticiye Türkiye’de fabrika kurması karşılığında ithalat ve vergi avantajları sağlandığını ancak yatırımın gerçekleşmediğini belirten Bilge, Türkiye’nin bu uygulamalar nedeniyle Dünya Ticaret Örgütü nezdinde sorun yaşadığını söyledi.

Bilge, Yeni Parti Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın hesaplamalarına dayanarak Türkiye’nin yıllık yaklaşık 100 milyon dolarlık bir maliyetle karşı karşıya kalabileceğini aktardı. Bilge ayrıca sürecin henüz kesinleşmediğini ve Türkiye’nin itiraz hakkının bulunduğunu belirtti.

Bilge, fon krizinden sermaye piyasalarının denetimine, Karadeniz’deki gemi güvenliğinden dış politikaya kadar yaşanan sorunların ortak noktasının yönetim ve denetim mekanizmalarındaki zayıflık olduğunu savundu.

Piyasalarda yalnız değilsiniz

Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.

Uzman Desteğine Göz Atın
Paylaş