AKP-Tarikat İlişkisi Yeniden Gündemde: Sosyal Yardım, Ekonomik Güç ve Siyasi Sadakat Ağı
AKP, Süleymancılar, Alihan Kuriş, tarikatlar, cemaatler, MASAK, sosyal yardım, sosyal devlet, siyaset
15 Ağustos 2026

Süleymancılar cemaatine yönelik soruşturma, lider Alihan Kuriş ve ailesinin geniş mal varlığı ile cemaat bağlantılı şirketlerde tespit edildiği bildirilen milyarlarca liralık para hareketlerini gündeme taşıdı. Operasyon aynı zamanda AKP iktidarının tarikat ve cemaatlerle yıllardır sürdürdüğü sosyal, ekonomik ve siyasi ilişkinin niteliği konusunda yeni bir tartışma başlattı. Sosyal Bilimci Yavuz Çobanoğlu'na göre bu yapıların sağladığı yurt, iş ve sosyal yardım ağları siyasi tabanın sürekliliğinde önemli rol oynarken, devlet kaynakları da çeşitli kanallardan dini topluluklara aktarılıyor.
Kuriş ailesinin 191 gayrimenkulü olduğu bildirildi
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş ve bağlantılı isimlere yönelik yürütülen soruşturmada yeni ayrıntılar ortaya çıkıyor.
Sabah gazetesinden Nazrin Malikova'nın haberine göre, soruşturma kapsamında incelenen tapu kayıtlarında Kuriş ailesinin üyeleri üzerine kayıtlı toplam 191 gayrimenkul tespit edildi.
Habere göre taşınmazların 138'i Kuriş'in annesi Ayşe Gülderen Kuriş, 26'sı hayatını kaybeden babası Mahmut Sabri Kuriş, 14'ü ise Alihan Kuriş adına kayıtlı.
Ailenin mal varlıkları arasında İstanbul Erenköy'de konutlar, Altunizade'de 9 bin 31 metrekarelik alanda ahşap ev, 922 metrekarelik arsa üzerinde dört katlı apartman ile Kısıklı'da çeşitli ev ve arsaların bulunduğu bildirildi.
MASAK raporunda milyarlarca liralık para trafiği
Soruşturmanın mali ayağı ise çok daha büyük rakamlara işaret ediyor.
İlk MASAK raporunda, şüphelilerle bağlantılı şirketler üzerinden gerçekleştirilen yurt içi ve yurt dışı para transferlerinin incelendiği belirtildi.
168 sayfalık rapora yansıyan bulgular arasında Güleryüz Kuyumculuk'un 66,2 milyar lirayı aşan bankacılık işlem hacmi ve 26,2 milyar liralık nakit yatırma işlemleri dikkat çekiyor.
İstanbul Hisar Turizm'den 8 milyar lirayı aşan para çıkışı tespit edildiği, 1 milyar 358 milyon lira sermayeli İstanbul Hisar Sağlık Yatırım'ın ise yalnızca 34 bin liralık banka hareketinin bulunduğu aktarıldı.
Raporda ayrıca yurt dışından gelen milyonlarca doların kısa süre içerisinde nakit çekilmesi veya başka şirketlere aktarılması ile şirketler arasındaki yüksek tutarlı çift yönlü para hareketlerinin incelendiği belirtiliyor.
Soruşturma kapsamında gözaltına alınanların sayısının 37'ye yükseldiği ve cemaatle bağlantılı şirketlere kayyum atandığı bildirildi.
Bu bulgular soruşturma dosyasındaki iddia ve tespitler niteliğinde; kişiler hakkındaki nihai hukuki değerlendirmeyi yargı süreci belirleyecek.
Bakan Gürlek: Dini yapıya değil, mali yapılanmaya operasyon
Adalet Bakanı Akın Gürlek ise operasyonun Süleymancılar cemaatinin dini kimliğiyle bağlantılı olmadığını savundu.
Gürlek, "Burada kesinlikle dini bir görüşe, dini bir cemaate ya da sivil toplum kuruluşlarına karşı bir operasyon yok. Bu, tamamen mali yapılanmaya yönelik bir operasyon" dedi.
Ancak operasyonun zamanlaması farklı siyasi yorumları da beraberinde getirdi.
Süleymancılar uzun süredir AKP'yle mesafeli ve seçimlerde merkez sağ muhalefete yakın bir dini yapı olarak değerlendiriliyor. Cemaat içinde Kuriş ile eski AKP milletvekili Fatih Süleyman Denizolgun arasında yaşandığı belirtilen liderlik mücadelesi de soruşturmanın siyasi arka planına ilişkin tartışmaları büyütüyor.
Buradaki temel soru şu: Devlet, soruşturmaya konu edilen mali yapının ve servet birikiminin önemli bölümünü neden yıllarca izlemiş ancak şimdi harekete geçmiştir?
BirGün'den Atahan Uğur'un haberinde bu soru, AKP'nin tarikat ve cemaatlerle kurduğu daha geniş sosyal ve siyasi ilişki üzerinden ele alınıyor.
Tarikatların görünmeyen gücü: Sosyal güvenlik ağı
Tartışmanın önemli bir boyutu, dini yapıların yalnızca inanç örgütlenmeleri olmaması.
Tarikat ve cemaatler özellikle düşük gelirli ailelere yönelik öğrenci yurtları, burslar, gıda yardımları, iş bulma ağları ve çeşitli sosyal destek mekanizmaları oluşturuyor.
Sosyal Bilimci Yavuz Çobanoğlu'na göre AKP açısından bu ağların siyasi önemi büyük.
Çobanoğlu, AKP'nin toplumsal tabanını önemli ölçüde bu dini yapıların hayatın farklı alanlarına uzanan faaliyetleri sayesinde koruduğunu savunuyor.
Serbest piyasa ekonomisinin mağdur ettiği kesimlere bir taraftan dini ve kültürel aidiyet üzerinden ulaşılırken, diğer taraftan iş bulmadan öğrenci yurduna kadar uzanan yardımlar sağlandığını belirten Çobanoğlu, bunun "yardım bağımlılığı" yarattığını ifade ediyor.
Bu yorum, AKP-tarikat ilişkisine ilişkin daha geniş bir siyasi ekonomi tartışmasını da beraberinde getiriyor.
Devletin sosyal politika yoluyla doğrudan sağlaması gereken bazı hizmetlerin cemaatler ve tarikatlar tarafından üstlenilmesi, bu yapıların toplum üzerindeki nüfuzunu artırıyor. Sosyal yardım ağları aynı zamanda siyasi mobilizasyon ve seçmen sadakati üretme kapasitesi de yaratabiliyor.
Devlet kaynakları tartışması
İlişkinin diğer tarafında ise ekonomik destek mekanizmaları bulunuyor.
Çobanoğlu, dini yapıların geniş sosyal ağlarını sürdürebilmeleri için önemli mali kaynaklara ihtiyaç duyduğuna dikkat çekerek, geçmiş yıllarda kamu ihaleleri, vergi avantajları, mülk tahsisleri ve çeşitli ekonomik ayrıcalıkların bu tartışmanın parçası olduğunu belirtiyor.
Çobanoğlu şöyle diyor:
"Bütün bu işleyişin devam edebilmesi için bu toplulukların farklı yollarla parasal olarak desteklenmesi gerekiyor."
Bu çerçevede ortaya çıkan model, eleştirel bakış açısından, karşılıklı bağımlılığa dayalı bir sistem olarak tanımlanıyor: Dini yapılar sosyal yardım ve örgütlenme ağları üzerinden toplumsal tabana ulaşıyor; siyasi iktidar ise kamu kaynakları ve kurumsal erişim üzerinden bu yapıların faaliyet alanını genişletebiliyor.
Ancak bu ilişkinin bütün dini gruplar için aynı biçimde işlediğini veya sosyal yardımın doğrudan oy karşılığında yapıldığını gösteren kapsamlı veriler bulunmadığından, bu değerlendirmeleri siyasi ve sosyolojik analiz olarak ele almak gerekiyor.
Süleymancılar operasyonunda asıl soru: Şimdi ne değişti?
Süleymancılar soruşturmasının siyasi açıdan kritik yanı tam da burada ortaya çıkıyor.
Eğer soruşturmaya konu mali hareketler yıllara yayılıyorsa, kamu otoritelerinin neden daha önce müdahale etmediği ve operasyonun neden şimdi gerçekleştirildiği açıklanmaya muhtaç.
BirGün'de aktarılan değerlendirmelere göre operasyon, AKP'nin bütün tarikat ve cemaatlerle ilişkisini sonlandırmasından çok, iktidar ile belirli bir dini yapı arasındaki siyasi dengenin değişmesi olarak okunabilir.
Bu nedenle soruşturmanın bundan sonraki aşaması önemli olacak. Benzer mali ve kurumsal incelemelerin iktidarla daha yakın ilişkileri bulunan dini yapılara da yönelmesi, operasyonun genel bir hukuk ve mali denetim politikasının parçası olduğu tezini güçlendirebilir. Soruşturmanın yalnızca Süleymancılarla sınırlı kalması ise siyasi seçicilik tartışmalarını büyütebilir.
Sonuç: Sosyal devletin boşluğunu kim dolduruyor?
Süleymancılar operasyonu yalnızca bir cemaatin mal varlığı veya şirketlerinin mali hareketleri meselesi değil. Türkiye'de sosyal devlet, dini örgütlenmeler ve siyasi iktidar arasındaki ilişkinin yeniden tartışılmasını gerektiren daha geniş bir tabloya işaret ediyor.
Devletin yeterince karşılamadığı barınma, burs, sosyal yardım ve istihdam ihtiyaçlarının dini yapılara bırakılması, bu kuruluşlara yalnızca sosyal değil, ciddi bir siyasi güç de kazandırıyor.
Dolayısıyla tartışılması gereken temel mesele bir tarikatın iktidarla arasının neden bozulduğu kadar, sosyal güvenlik ve dayanışma mekanizmalarının neden siyasi veya dini örgütlenmelere bağımlı hale gelebildiği.
Süleymancılar soruşturmasının bu yapıyı değiştiren bir başlangıç mı, yoksa siyasi dengelerin değişmesiyle ortaya çıkan seçici bir operasyon mu olduğu ise bundan sonraki gelişmelerle anlaşılacak.



