Dolar/TL50,15
0.04%
Euro/TL56,19
0.03%
Gram Altın6.540,93
1.33%
BIST 10011.333,27
1.26%
Brent Petrol$99,85
1.59%
Gümüş/Ons$51,47
1.74%
Gedik Yatırım
Dünya Ekonomisi

ABD seçimlerinden sonra Avrupa'da siyasi risk alarmı: Borç krizi korkusu yeniden gündemde

ABD seçimlerinin ardından Avrupa'da borç krizi ve siyasi risk endişeleri büyüyor. Fransa'daki kriz ve yüksek faizler Türkiye ihracatını da tehdit ediyor.

6 Kasım 2026

ABD seçimlerinden sonra Avrupa'da siyasi risk alarmı: Borç krizi korkusu yeniden gündemde

Özet: ABD ara seçimlerinde Demokratların zaferinin ardından küresel piyasaların dikkati Avrupa'nın siyasi ve ekonomik risklerine çevriliyor. ODI Global Kıdemli Araştırmacısı Phyllis Papadavid'e göre Fransa'daki bütçe krizi, yükselen tahvil faizleri, toplumsal protestolar ve Avrupa Merkez Bankası'ndaki yaklaşan liderlik değişimi, kıtanın ekonomik görünümünü zorlaştırıyor. Enerji fiyatlarındaki artış ve zayıflayan büyüme, Avrupa'da yeni bir borç krizi endişesini gündeme getirirken Türkiye'nin ihracatı da risk altında bulunuyor.

ABD'deki mavi dalganın ardından gözler Avrupa'ya çevrildi

ABD'de 3 Kasım'da gerçekleştirilen ara seçimlerin ardından küresel yatırımcılar, Amerikan siyasetindeki değişimin ekonomik sonuçlarını değerlendirmeye devam ediyor.

Demokratların Kongre'de çoğunluğu ele geçirmesiyle sonuçlanan seçimler, Washington'daki siyasi güç dengesini önemli ölçüde değiştirdi.

Ancak ODI Global Kıdemli Araştırmacısı Phyllis Papadavid'e göre küresel piyasalar açısından siyasi risklerin merkezi yalnızca ABD değil.

Avrupa'da yaklaşan seçimler, bütçe anlaşmazlıkları, artan kamu borçlanma maliyetleri ve ekonomik durgunluk endişeleri de yatırımcıların gündeminde giderek daha fazla yer tutuyor.

Papadavid, ABD'deki siyasi değişimin ticaret ve dış politikada köklü bir dönüşümü garanti etmediğini belirtiyor.

Buna karşılık hem ABD'de hem Avrupa'da siyasi kararların ekonomik gelişmeler ve finansal piyasalardaki dalgalanmalar tarafından giderek daha fazla şekillendirileceğini vurguluyor.

Özellikle enerji fiyatlarındaki yükseliş, kamu borçlarının finansmanı ve merkez bankalarının faiz politikaları, 2027'ye girilirken küresel ekonomik görünümün belirleyici unsurları arasında bulunuyor.

Emtia fiyatlarında yüzde 23, enerjide yüzde 32 artış beklentisi

Küresel ekonominin karşı karşıya olduğu temel risklerden biri, yüksek emtia fiyatları.

Papadavid'in değerlendirmesinde aktarılan tahminlere göre 2026 sonunda genel emtia fiyatlarının bir önceki yıla kıyasla yüzde 23 yükselmesi bekleniyor.

Enerji fiyatlarındaki yıllık artışın ise yüzde 32'ye ulaşacağı öngörülüyor.

Bu tablo, özellikle enerji ithalatçısı ekonomiler açısından önemli maliyet baskıları yaratıyor.

Petrol ve doğal gaz fiyatlarının yüksek seyretmesi, sanayi üretiminin maliyetlerini artırırken hanehalklarının satın alma gücünü de olumsuz etkiliyor.

Gıda, enerji ve konut harcamalarındaki artış, seçmenlerin ekonomik beklentilerini ve siyasi tercihlerini etkileyen unsurlar arasında öne çıkıyor.

Papadavid'e göre ekonomik güvensizlik, yaklaşan seçim dönemlerinde siyasi sonuçlar doğurabilecek temel sorunlardan biri haline geliyor.

Fed'in aralık kararı küresel piyasalar için kritik

ABD Merkez Bankası'nın (Fed) para politikası da yatırımcıların yakından izlediği başlıklar arasında bulunuyor.

Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC), 28 Ekim toplantısında politika faizini yüzde 3,75-4,00 aralığında sabit tuttu.

Ancak toplantıda iki üyenin derhal faiz artırılması yönünde oy kullanması, aralık ayında faiz artışı ihtimalinin güçlendiği şeklinde değerlendiriliyor.

Papadavid, Fed'in para politikasına ilişkin iletişim stratejisindeki değişimin küresel piyasalar açısından önem taşıdığını belirtiyor.

ABD ile İran arasındaki gerilimin yeniden tırmanma ihtimali de petrol fiyatları ve küresel arz koşulları üzerinde risk oluşturuyor.

Demokratların Kongre'deki zaferine rağmen ABD'nin ticaret ve dış politikasında hızlı bir değişiklik yaşanacağı kesin değil.

Bununla birlikte siyasi güç dengesindeki değişim, yönetimin ekonomi politikalarında hareket alanını daraltabilir.

ABD'nin bütçe açığının milli gelirin yaklaşık yüzde 6'sına ulaşması da mali politika açısından önemli bir sınırlama yaratıyor.

Avrupa Merkez Bankası'nda sürpriz liderlik değişimi

Avrupa'da ise para politikasına ilişkin belirsizliklere yeni bir gelişme eklendi.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde'ın Şubat 2027'de görevinden erken ayrılacağını açıklaması, kurumun geleceğine ilişkin tartışmaları hızlandırdı.

Lagarde'ın halefi, ekonomik büyümenin yavaşladığı, enflasyonun yeniden yükseldiği ve üye ülkelerin borçlanma maliyetlerinin birbirinden ayrıştığı bir dönemde göreve başlayacak.

Euro Bölgesi'nde eylül ayında enflasyonun yüzde 3,8'e ulaşması, ECB'nin orta vadeli yüzde 2 hedefinin neredeyse iki katına işaret ediyor.

Piyasalarda aralık ayında faiz artırımı yapılabileceği ihtimali de değerlendiriliyor.

Papadavid'e göre Avrupa ekonomisinin karşı karşıya olduğu sorunlar yalnızca enflasyonla sınırlı değil.

Ekonomik faaliyetlerdeki yavaşlama ve ülkeler arasındaki finansman maliyeti farklılıkları, para politikasının uygulanmasını daha karmaşık hale getiriyor.

Ücret artışlarının hız kesmeye başlaması da ekonomik görünümdeki zayıflığa işaret eden unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor.

Fransa Avrupa'nın en kırılgan halkası haline geldi

Avrupa'daki siyasi ve ekonomik risklerin en belirgin biçimde görüldüğü ülke Fransa.

Ülkede bütçe görüşmelerinin çıkmaza girmesi, siyasi istikrarsızlık ve yaygın protestolar finansal piyasalarda baskı yaratıyor.

Fransa'nın 10 yıllık devlet tahvili faizi, bütçe krizinin etkisiyle yüzde 5'in üzerine çıktı.

Bu seviye en son 2002 yılında görülmüştü.

Borçlanma maliyetlerindeki yükseliş, yüksek kamu borcu ve zayıf ekonomik büyümeyle mücadele eden Fransa açısından yeni sorunlar yaratıyor.

Kamu borcunun daha yüksek faizlerle çevrilmesi, bütçe üzerindeki yükü artırırken hükümetin ekonomik destek ve yatırım harcamaları için kullanabileceği kaynakları sınırlıyor.

Papadavid, Fransa'daki gelişmelerin yatırım ortamını ve tüketici güvenini olumsuz etkilediğini belirtiyor.

Fitch Ratings'in Fransa'nın kredi notunu düşürmesi de ülkenin mali görünümüne ilişkin endişeleri artıran gelişmeler arasında yer alıyor.

Hayat pahalılığı protestoları Avrupa'ya yayılıyor

Fransa'da başlayan protestoların temel nedenleri arasında yüksek yaşam maliyetleri ve ekonomik koşullara yönelik toplumsal tepki bulunuyor.

Gıda, enerji ve konut harcamalarındaki artış, hanehalkı bütçelerini zorlamaya devam ediyor.

Papadavid'in değerlendirmesine göre toplumsal huzursuzluk yalnızca Fransa ile sınırlı değil.

İtalya ve Almanya dahil diğer Avrupa ülkelerinde de ekonomik koşullara ilişkin protestolar görülüyor.

Bu gelişmeler, Avrupa'nın geçmiş borç krizi dönemleriyle karşılaştırılmasına yol açıyor.

Ancak mevcut koşullar ile geçmiş krizler arasında önemli farklılıklar da bulunuyor.

Avrupa, önceki borç krizi sırasında oluşturulan finansal kurumlar ve koruma mekanizmaları sayesinde daha güçlü bir dayanıklılık altyapısına sahip.

Buna rağmen siyasi istikrarsızlık, yüksek borçlanma maliyetleri ve düşük büyümenin aynı anda yaşanması önemli riskler oluşturuyor.

Avrupa'da yeni bir borç krizi yaşanabilir mi?

Papadavid'in analizinde Avrupa'nın karşı karşıya olduğu temel tehlike, ekonomik yavaşlama ile borçlanma maliyetlerindeki yükselişin birbirini beslemesi.

Büyümenin zayıflaması vergi gelirlerini baskılayabilir.

Yükselen tahvil faizleri ise kamu borcunun çevrilmesini daha pahalı hale getirerek bütçe dengelerini bozabilir.

Hükümetlerin mali hareket alanının daralması, ekonomik yavaşlamaya karşı uygulanabilecek destek politikalarını sınırlandırabilir.

Merkez bankalarının enflasyonla mücadele amacıyla faiz artırması da kredi koşullarını sıkılaştırarak yatırımları ve tüketimi olumsuz etkileyebilir.

Bu koşullar altında siyasi istikrarsızlık ve toplumsal protestolar, ekonomik sorunların çözümünü daha da zorlaştırabilir.

Analiz, Avrupa'da yeni bir borç krizinin kaçınılmaz olduğunu ileri sürmüyor.

Ancak mevcut risklerin bir araya gelmesinin geçmiş borç krizi dönemlerini hatırlatan kırılganlıklar yarattığına dikkat çekiyor.

Almanya ve İtalya da risk altında

Euro Bölgesi'nde ekonomik faaliyetlerin yavaşlaması, yalnızca Fransa'yı değil, Avrupa'nın diğer büyük ekonomilerini de etkileyebilir.

Almanya açısından en önemli risklerden biri otomotiv ve makine ihracatında talebin zayıflaması.

Avrupa sanayisindeki yavaşlama, Alman üreticilerin satışlarını ve yatırım kararlarını olumsuz etkileyebilir.

İtalya'da ise imalat sanayisinin performansı ve kamu borcunun yeniden finansman maliyetleri öne çıkıyor.

Yüksek borç stokuna sahip ülkelerde faizlerin yükselmesi, kamu maliyesi üzerindeki baskıyı artırabilir.

Fransa açısından temel sorun, siyasi belirsizlikle birlikte yükselen devlet tahvili faizlerinin ekonomik faaliyetler üzerindeki etkisi.

Papadavid, Avrupa'daki ekonomik sorunların sanayi üretimi, kamu borcu, kredi koşulları ve siyasi parçalanma arasında karşılıklı etkileşim yarattığını belirtiyor.

Türkiye'nin ihracatı için önemli risk

Avrupa ekonomisindeki yavaşlamanın etkileri AB sınırlarının ötesine uzanabilir.

Papadavid, Euro Bölgesi'nde talebin zayıflamasının Türkiye dahil komşu ihracatçı ekonomileri olumsuz etkileyebileceğini vurguluyor.

Türkiye'nin Avrupa sanayisinin üretim ve tedarik zincirlerine entegre olması, AB'deki ekonomik gelişmeleri Türk ihracatçıları açısından önemli hale getiriyor.

Özellikle Avrupa'daki sanayi faaliyetlerinin yavaşlaması, Türkiye'den yapılan ara malı ve nihai ürün ithalatına yönelik talebi baskılayabilir.

Almanya'nın otomotiv ve makine sektörlerinde yaşanabilecek bir daralma, bu sektörlerle bağlantılı tedarik zincirlerini de etkileyebilir.

Avrupa'da tüketici harcamalarının zayıflaması ise farklı ihracat kalemlerinde talep kaybına neden olabilir.

Analiz, Türkiye'ye yönelik olası ihracat kaybının büyüklüğüne ilişkin sayısal bir tahmin içermiyor.

Ancak Avrupa'daki ekonomik yavaşlamanın Türkiye açısından önemli bir dış talep riski oluşturduğunu belirtiyor.

İspanya ve Yunanistan'da turizm de etkilenebilir

Euro Bölgesi'ndeki yavaşlama, sanayi üretiminin yanı sıra hizmet sektörlerini de etkileyebilir.

Papadavid, özellikle İspanya ve Yunanistan'ın turizm sektörlerinin Avrupa'daki ekonomik zayıflamadan olumsuz etkilenebileceğine dikkat çekiyor.

Hanehalklarının satın alma gücündeki gerileme ve ekonomik belirsizlik, seyahat harcamalarının kısılmasına neden olabilir.

Turizm gelirlerine önemli ölçüde bağımlı ekonomilerde bu durum büyüme ve istihdam üzerinde baskı yaratabilir.

Böylece Avrupa'daki ekonomik sorunların etkileri, sanayi üretimi ve finansal piyasalardan tüketici hizmetlerine kadar geniş bir alana yayılabilir.

Avrupa kaynaklı kriz neden farklı?

Papadavid, Avrupa'daki olası ekonomik yavaşlamanın Çin veya ABD kaynaklı bir daralmadan farklı sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor.

Çin ekonomisindeki büyüme kaybı öncelikle sanayi emtialarına yönelik küresel talebi azaltabilir.

ABD ekonomisindeki yavaşlama ise finansal varlıkların yeniden fiyatlanmasına ve küresel tüketici talebinin zayıflamasına neden olabilir.

Euro Bölgesi kaynaklı riskler ise daha karmaşık bir yapıya sahip.

Avrupa'da sanayi üretimindeki yavaşlama, kamu borcu sorunları, sıkılaşan kredi koşulları ve siyasi parçalanma aynı anda etkili olabilir.

Bu unsurların birbirini güçlendirmesi, ekonomik sorunların çözümünü zorlaştırabilir.

Dolayısıyla Avrupa'nın karşı karşıya olduğu risk, yalnızca büyümenin yavaşlaması değil, ekonomik ve siyasi kırılganlıkların aynı dönemde yoğunlaşması.

Avrupa rekabet gücünü nasıl artırabilir?

Analizde Avrupa'nın ekonomik dayanıklılığını güçlendirebilecek politika seçeneklerine de yer veriliyor.

Papadavid'e göre stratejik sektörlere yapılacak yatırımlar, Avrupa'nın rekabet gücünü ve uzun vadeli üretim kapasitesini artırabilir.

Dijitalleşme, finansal altyapı ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı bu alanların başında geliyor.

AB'nin dış ekonomik ilişkilerinde kullandığı NDICI–Global Europe aracı ve Global Gateway girişimi de önemli fırsatlar sunuyor.

Bu programlar aracılığıyla altyapı bağlantılarının güçlendirilmesi, tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve kritik ham maddelere erişimin güvence altına alınması hedefleniyor.

Avrupa'nın stratejik sektörlerde yatırım kapasitesini artırması, dış ekonomik şoklara karşı dayanıklılığını güçlendirebilir.

Dijital euro ve finansal dayanıklılık

Papadavid, dijital euronun da Avrupa'nın stratejik özerkliğini destekleyebilecek araçlardan biri olduğunu belirtiyor.

Dijital euro, daha rekabetçi bir finansal ekosistemin geliştirilmesine ve Avrupa'nın finansal altyapısının güçlendirilmesine katkıda bulunabilir.

Analizde ayrıca Euro Bölgesi'nin geçmiş borç krizi sırasında oluşturduğu kurumların ve finansal koruma mekanizmalarının önemine dikkat çekiliyor.

Bu yapılar, Avrupa'nın yeni finansal dalgalanmalara karşı dayanıklılığını artırabilecek unsurlar arasında değerlendiriliyor.

Ancak finansal altyapının güçlendirilmesi tek başına yeterli görülmüyor.

Ekonomik büyümenin desteklenmesi, kamu borcunun sürdürülebilirliğinin korunması ve toplumsal maliyetlerin yönetilmesi de önem taşıyor.

Hayat pahalılığı siyasi dengeleri değiştiriyor

Avrupa'da hanehalkları yüksek gıda, enerji ve konut maliyetleriyle karşı karşıya bulunuyor.

Buna istihdam güvencesine ilişkin endişeler ve teknolojik dönüşümün iş gücü piyasası üzerindeki etkileri ekleniyor.

Papadavid'e göre ekonomik güvensizlik, yaklaşan seçim dönemlerinde siyasi sonuçları etkileyebilecek önemli bir unsur.

Hükümetlerin mali hareket alanının daraldığı ve merkez bankalarının sıkı para politikası uyguladığı bir dönemde ekonomik sorunlara çözüm üretmek daha zor hale geliyor.

Bu koşullar, kamu harcamaları ve vergi politikaları üzerindeki siyasi anlaşmazlıkları artırabilir.

Avrupa'da birden fazla seçim sürecinin yaklaşması, ekonomik politikaların siyasi sonuçlarını daha önemli hale getiriyor.

Analiz, hükümetlerin ekonomik dayanıklılığı artırırken hanehalkları ve şirketler üzerindeki maliyetleri de yönetmesi gerektiğini vurguluyor.

Aralık ayında dört kritik gelişme

Papadavid'e göre önümüzdeki haftalarda yaşanacak gelişmeler, 2027'nin başlangıcındaki ekonomik ve finansal görünümü belirleyebilir.

Öne çıkan başlıklar şöyle:

  • Fed'in aralık faiz kararı: ABD para politikasının yönü ve küresel finansman koşulları açısından belirleyici olacak.

  • ECB'nin aralık toplantısı: Avrupa'da yüksek enflasyon ile zayıflayan büyüme arasındaki politika tercihini ortaya koyacak.

  • İspanya'daki erken genel seçim: Avrupa'daki siyasi belirsizliklerin önemli göstergelerinden biri olacak.

  • AB ve Fransa bütçe müzakereleri: Kamu maliyesine ilişkin risk algısını ve devlet tahvili faizlerini etkileyebilecek.

Bu gelişmelerin özellikle Avrupa ülkelerinin borçlanma maliyetleri ve siyasi risk primleri üzerinde etkili olması bekleniyor.

2027'ye girerken Avrupa'nın temel sınavı

Papadavid'in analizine göre Avrupa'nın önündeki temel sorun, güvenlik ve ekonomik dayanıklılık için gerekli yatırımları gerçekleştirirken büyümeyi ve borç sürdürülebilirliğini koruyabilmek.

Kıtanın dijital ve finansal altyapısının dış şoklara karşı dayanıklı hale getirilmesi de bu sürecin önemli parçalarından biri.

Enerji fiyatlarındaki yüksek seyir devam ederken devlet tahvili faizlerinin yükselmesi, hem şirketlerin hem de hanehalklarının maliyetlerini artırabilir.

Bu durum yatırım, tüketim ve istihdam üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilir.

Avrupa'daki ekonomik yavaşlamanın ticaret ve finansal piyasalar üzerinden diğer ülkelere yayılması da mümkün.

Papadavid, ekonomik sorunların siyasi parçalanmayla birleşmesinin yalnızca Avrupa'yı değil, küresel ekonomiyi de etkileyebileceği uyarısında bulunuyor.

Analizin temel mesajı, ABD ara seçimlerinin ardından küresel yatırımcıların Avrupa'nın siyasi risk primini, kamu borcu sorunlarını ve ekonomik dayanıklılığını daha yakından izlemek zorunda kalacağı yönünde.

Güldem Atabay ve Atilla Yeşilada tarafından kaleme alınan GADT Raporlarına abone olmak ister misiniz?

Bize e-mail atın: istanbulanalytics@gmail com

Raporlar ücretlidir, yatırım önerisi içermez.

Piyasalarda yalnız değilsiniz

Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.

Uzman Desteğine Göz Atın
Paylaş

İlgili Haberler

Avrupa’dan Stratejik Hamle: Dış Ticarette Anlaşmalı Pay %53’ü Aşıyor
Dünya Ekonomisi

Avrupa’dan Stratejik Hamle: Dış Ticarette Anlaşmalı Pay %53’ü Aşıyor

Küresel ticaret krizleri ve ABD ile Çin kaynaklı belirsizliklere karşı harekete geçen Avrupa Birliği, Hindistan, Mercosur ve ASEAN ülkeleriyle yeni ticaret anlaşmalarına imza attı. Bu stratejik eksen kayması sayesinde AB'nin serbest ticaret anlaşmaları kapsamındaki dış ticaret payı %53,3'e yükselirken, kritik ham madde tedariki ve yeni pazar erişimi güvence altına alındı.

5 Kasım 2026