Borsa
SABAH Analizi: Jeopolitik fay hattı kırıldı; risk iştahı zayıf fakat panik fiyatlanmıyor!
Geride bıraktığımız hafta, diplomasi trafiği hız kesmeden sürüyor ve müzakere masası çalışıyor gibi görünse de, ABD’nin bu denli askerî yığınak…
Geride bıraktığımız hafta, diplomasi trafiği hız kesmeden sürüyor ve müzakere masası çalışıyor gibi görünse de, ABD’nin bu denli askerî yığınak yapmışken sessiz sedasız evine dönmeyeceğini savunmuş; bu nedenle savaş ihtimalini yüksek, hatta kaçınılmaz gördüğümüzü ifade etmiştik. Savaşın her türüne ilkesel olarak karşı olsak da, işimize duyduğumuz sorumluluk ve piyasalara karşı taşıdığımız saygı gereği, İran’a yönelik saldırıların muhtemel piyasa yansımalarını böylesi zor bir günde soğukkanlılıkla değerlendirmeye çalışacağız.
İran Savaşı: Jeo-stratejik boyut
- İsrail’in Tahran’a yönelik hava saldırılarını genişletmesi ve İran’ın dini lideri Ali Khamenei’nin öldüğünün açıklanması, Orta Doğu’da dengeleri kökten sarsan yeni bir dönemin kapısını araladığını peşinen söylemek gerekiyor. Kısa süreli olması beklediğimiz savaşa karşı İsrail operasyonların süreceğini belirtirken, İran’da geçici bir liderlik konseyi görevi devraldığını okuyoruz. Saldırının ise ABD Kongresi ve uluslararası onay alınmadan yapılması konunun başka ve belki de en önemli bacağını oluşturuyor. Savaşın uzaması ve ABD’nin elindeki mühimmatı azaltması ise süper güçler tarafından stratejik bir fırsat olarak takip ediliyor!
- Savaş devam ederken, sahadaki tabloyu farklı açılardan da okumamız gerekiyor. Ekonomik cephede enerji ve lojistik hatlarının âdeta alarm verdiğini söyleyebiliriz. Dünyanın petrol vanasının beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı çevresinde petrol ve LNG tankerinin demirlemesi, arz akışında ciddi bir risk algısına işaret ediyor. Küresel hava trafiği sekteye uğrarken, arzın kesintiye uğrayacağı beklentisi ile haftayı 72,87 dolar seviyesinden tamamlayan Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı, bu sabah ilk işlemlerde %10’dan fazla artarak 82,37 dolar seviyesine kadar yükselmesi ardından 77 dolar seviyesinde denge buldu. Her ne kadar resmî olarak Hürmüz Boğazı kapandı duyurusu olmasa da, artan askerî varlık ve güvenlik uyarıları navlun, sigorta ve teslimat sürelerinde ciddi belirsizlik yaratıyor.
Petrolü yakından takibe aldık
OPEC+, ABD–İsrail’in İran’a yönelik operasyonları ve Tahran’ın misillemeleri nedeniyle Hürmüz Boğazı hattında sevkiyatın aksadığı bir dönemde, Nisan ayı için günlük yalnızca 206 bin varillik oldukça sınırlı bir üretim artışı kararı aldı. Bu temkinli adım, piyasaya güçlü bir arz mesajı vermekten ziyade, gelişmeleri izleme yaklaşımının ağır bastığını gösteriyor. Körfez’de sevkiyatın hızla normale dönüp dönmeyeceğini ve çatışmanın uzayıp uzamayacağını dikkate alarak petrol fiyatlarının seyrini yakından takip edeceğiz. Her ne kadar yükselen petrol fiyatları net enerji ihracatçısı ülkeler açısından kâğıt üzerinde olumlu görünse de, ABD’de Kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde artan akaryakıt fiyatlarının tüketici cephesinden siyasi maliyet yaratacağı açık. Bu çerçevede yüksek enerji fiyatlarının ABD’de arzulanan bir tablo olmadığını, özellikle de iç talebin hassaslaştığı bir konjonktürde siyasi dengeyi zorlayabileceğini düşünüyoruz.
Dolayısıyla uzun soluklu bir operasyon ya da petrol arzının kalıcı biçimde sekteye uğrayarak fiyatların 100 dolar ve üzerine yerleştiği bir senaryo, mevcut aşamada bizim baz senaryomuz olmadığının altını çizelim.
Konuyu bağlamak gerekirse, Reuters/Ipsos anketine göre, Amerikalıların yalnızca dört birinin İran’a yönelik ABD saldırılarını desteklediğini görürken, %43’ünün ise karşı çıktığını okuyoruz. Katılımcıların %56’sı Başkan Trump’ın askerî gücü kullanma konusunda fazla istekli olduğunu düşünüyorlar. Kamuoyunun, yeni ve maliyetli bir Orta Doğu çatışmasına temkinli yaklaştığını anlıyoruz. Bu minvalde, iki asimetrik gücü karşılaştırdığımızda, İran’ın ABD’ye karşı çok şansı olmasa da, yakın coğrafyada ABD üslerini hedef aldığını da not etmemiz gerekiyor. İran’ın misilleme dalgası bu minvalde Doğu Akdeniz’e kadar uzandı. İngiltere Savunma Bakanı John Healey, Kıbrıs yönüne iki balistik füze atıldığını ve bunların önlendiğini açıkladı. Londra, Kıbrıs’ın ve adadaki İngiliz üslerinin doğrudan hedef alındığına dair kesin bir kanaat olmadığını vurgulasa da, bölgede güvenlik riskinin ciddi biçimde arttığı not etmemiz gerekiyor.
Dubai’nin güvenli liman algısı sarsıldı
Hâliyle, Körfez ve Doğu Akdeniz’de enerji–lojistik hatlarına yönelik endişeler tırmanırken, Dubai’nin “güvenli liman” algısının da ilk kez ciddi biçimde sarsıldığını görüyoruz. Yüzlerce drone ve füzenin Abu Dhabi’de ABD üslerini hedef alırken çoğu mühimmat havada imha edilmesi lâkin düşen parçaların Palm Jumeirah ve Burj Al Arab çevresinde hasarlara yol açtığını ve bunun da bir miktar da olsa huzursuzluk yarattığını bizzat teyit ettik. Geçen hafta iş ziyareti maksatlı gittiğim Dubai’de nüfusunun yaklaşık %90’ı yabancılardan oluştuğunu gözlemlerken, “parlayan vitrin” olarak lanse edilen Dubai’nin ilk kez savaşın gölgesini bu kadar yakından hissettiğini anlıyoruz. Olayın bir de bölge geneline yayılma riskini göz ardı etmemek gerekiyor. İran’ın Körfez’deki Amerikan üslerine misilleme saldırısına karşı henüz bölge ülkeleri İran’a karşılık vermediğini görüyoruz. Körfez ülkelerinin meseleye dâhil olmak istemeyeceklerini düşünüyoruz.
Küresel gündemin iki ana satır başlığını şu şekilde okuyoruz: Savaş mevcut hâliyle mi kalacak, yoksa kapsamı genişleyecek mi?
Ve belki de en önemlisi, bu tablo ne kadar sürecek? Mali piyasalar açısından mesele tam da burada düğümleniyor. Belirsizlik ne kadar uzarsa, fiyatlamalar üzerindeki etkisi de o kadar kalıcı olacaktır. Petrol, navlun, sigorta primleri ve risk algısı zincirleme şekilde yukarı taşınmaya devam ederse, enflasyon beklentilerinden merkez bankası projeksiyonlarına kadar geniş bir alanı yeniden şekillendirebileceğini göz ardı etmemek gerekiyor. Konuyu biraz daha somutlaştırmak gerekirse, dünyanın en yoğun ve en stratejik havalimanlarından biri olan Dubai’de, geçen hafta sabaha karşı indiğimde gözlemlediğim o müthiş trafik akışının uzun süre durduğunu gelin birlikte düşünelim. Böyle bir merkezin uzun süre kapalı kalmasını yalnızca uçuşların iptal olması olarak ele almanın doğru olmayacağını düşünüyorum!
Konunun Türkiye ile ilgisine de bakmak gerekiyor.
Bir süredir Türkiye-İsrail ilişkilerinde herhangi bir tansiyon artışı gözlemlemiyoruz. Bu noktadan sonra da pek bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Türkiye’nin askerî gücünün kara harekâtı kapsamında ne kadar etkin olduğunu bilsek de, gerek 12 gün savaşında gerekse de son gelişmelerde gördüğümüz üzere, hava savunma sistemi ya da süpersonik füzelerinin öneminin bir kez daha pekâlâ anlamış olduk! Türkiye’nin net enerji ithalatçısı olduğu gerçeğinden hareketle, ekonomik açıdan bakıldığında, artan enerji fiyatlarının gerek enflasyonla mücadele gerekse cari açıkla savaşta negatif bir unsur olarak ön plana çıkacağına kesin gözüyle bakıyoruz. Lâkin, petrol fiyatlarında artışın uzun soluklu olmayacağı baz senaryomuzdan hareketle, etkinin de uzun soluklu olmasını beklemiyoruz.
TCMB rezervleri krize dayanıklı
Madalyonun bir tarafında enerji fiyatları olumsuzluk unsuru olarak bulunsa da, diğer tarafta ise altın fiyatlarının bulunduğunu unutmamak gerekiyor. TCMB'nin net yabancı pozisyonunda altının aslan payını oluşturması, hane halkının %55'inin altına yatırım yaparım dediği, gerçek kişilerin kıymetli metal depo hesaplarının toplam döviz mevduatının %61'ini kapsadığı bir durumda, altının yükselişinin de petrol fiyatlarının yarattığı tahribat etkisini bir nebze de olsa dengeleyeceğini düşünüyoruz. Kuşkusuz, yaşanan gelişmeler havacılık şirketleri, bankacılık sektörü üzerinden borsa endeksleri üzerinde baskı kuracak olsa da, savunma sanayi, siber güvenlik hisseleri ise, uzun bir süredir savunduğumuz üzere, Trump'ın yapıcı (constructive) değil de yıkıcı (destructive) politikalar izlediği yeni dünya düzeninde parlamaya devam edeceğini düşünüyoruz.
Sırada değerli metaller var
Bu minvalde sabah erken saatlerde bültenimizi yazarken, altının ve gümüşün ons fiyatının spot piyasada sırası ile 5,390 ve 96,40 dolar seviyesine kadar yükselmesi ardından 5,350 ve 9,50 seviyelerine tıpkı petrolde olduğu üzere gerilediğini görüyoruz. Altın cephesinde 5,050 dolar ortalama fiyatla üç kademe uzun pozisyon taşırken, gümüşte ise 81 dolar seviyesinden uzun pozisyonumuz bulunuyor. Öte yandan büyük bir heyecanla takip ettiğimiz kripto cenahının amiral gemisi bitcoin ise ilk tepki olarak hafta sonu 63bin dolar seviyesine kadar gerilemesi ardından 66 bin dolar seviyelerinde yataylaştığını ve önemli bir değişim kaydetmediğini görüyoruz. Piyasalarda bir miktar huzursuzluk olsa da, ya da risk iştahı hâliyle olumsuz olsa da, panik olacak bir durumun da pekâlâ olmadığının altını kalınca çizmemiz gerekiyor!
Döviz cephesi
İran'la sınır komşusu olan Türkiye'de ise USDTRY kuru haftaya 43,9600 seviyelerinden kendi dünyasında başlarken, CDS risk primi ise 238 baz puana yükselerek son üç ayın en zayıf seviyesine geldiğini görüyoruz. Yaşanan gelişmeler ardından dün akşam TCMB'den bazı önlemlerin geldiğini de not etmemiz gerekiyor. Döviz piyasasının sağlıklı çalışması, döviz kurlarında gözlenebilecek oynaklıkların engellenmesi ve döviz likiditesinin dengelenmesi amacıyla TCMB nezdinde TL uzlaşmalı vadeli döviz satım işlemlerine başlandığını duyuruldu. Öte yandan, hafta sonu yaşanan gelişmeler de dikkate alınırsa, 1 hafta vadeli repo ihalelerine bir süreliğine ara verilmesi kararlaştırıldı. TCMB'nin politika faizinin %37 seviyesinde olduğu düşünülürse, döviz talebinin önüne geçilmesi amacıyla ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin kademeli olarak %37 seviyesinden faiz koridorunun üst bandı olan %40 seviyesine kadar yükselebileceğini not edelim. Daha basit bir anlatımla, tedirginlik dinene kadar, üstü kapalı da olsa otoritenin faiz artırımına gittiğini söyleyebiliriz. Bu adım beraberinde para piyasası fonları ya da mevduat faizlerinin yukarı gitmesine neden olacaktır. Otoritenin devrede olması takdire şayan bir durum!
Asya piyasaları kırmızıda
Bu sabah Asya piyasalarında kırmızı rengin hâkim olduğunu görüyoruz. Gösterge endeks Tokyo borsası %1,3 gerilerken, Hong Kong borsası %1,5 düşüşle başı çekiyor. ABD borsalarını vadeli işlemlerinde de %1 civarında düşüşler gözümüzden kaçmıyor. Orta Doğu'da savaş devam ederken, yapay zekânın kazananı ile kaybeden arasında başka bir 'savaşın' da devam ettiğini not etmemiz gerekiyor. Yapay zekânın özellikle yazılım ve finans sektöründe iş modellerini sarsabileceği endişesi teknoloji hisselerinde dalgalanma yaratmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Daha da basit bir anlatımla, ABD borsaları Şubat ayında son bir yılın en zayıf aylık performansını kaydederken, AI devriminin kimin lehine, kimin aleyhine işleyeceğini henüz tam olarak netleşmiş değil.
Gözler her haftanın ilk cuması olduğu üzere ABD'de açıklanacak istihdam verisinde olacaktır.
Güçlü veri faiz indirimi beklentilerini öteleyebileceği gibi, zayıf bir veri ise ekonomide yavaşlama senaryosunu güçlendirebilir. Piyasalar teknolojik kırılma ile para politikasının yönü arasında sıkışmaya devam ederken, güvenli liman olarak görülen 10 yıllık gösterge ABD tahvil faizinin de haftaya %3,97 seviyesine kadar gerileyerek son 11 ayın en düşük seviyesinden başladığını not etmek gerekiyor.
Hafta sonu İTO, İstanbul için Şubat ayı enflasyon verisini açıkladı. Buna göre, aylık TÜFE artışı %3,85 olurken yıllık gerçekleşmeyi de %36,15 seviyesinden %37,88 seviyesine taşındı. Raporun alt kalemlerine baktığımızda, gıda kaleminin %6,9 ile en yüksek artışı kaydettiğini görüyoruz. İstanbul'da hayatın Türkiye genelinin üzerinde olduğu düşünülürse, yarın açıklanacak resmî enflasyonun ise %3 civarında geleceğini düşünüyoruz. Bugün dünya genelinde PMI verileri, Türkiye'de ise büyüme verisi takip edilebilir.
Emre Değirmencioğlu (@emredegirmenci5)
Grup Müdürü • Group Manager
Hazine Bölümü • Treasury Department
