Sosyal Medya

Dünya Ekonomisi

Dünya Bu Planı Konuşuyor: Çin Aslında Savaş İstiyor mu? (The Diplomat)

Çin’in İran’a yönelik bakış açısı, kısa vadeli diplomatik hamlelerin ötesinde derin stratejik hesaplara dayanıyor. Pekin, Tahran’ı Batı dünyasının ve özellikle…

Dünya Bu Planı Konuşuyor: Çin Aslında Savaş İstiyor mu? (The Diplomat)

Çin’in İran’a yönelik bakış açısı, kısa vadeli diplomatik hamlelerin ötesinde derin stratejik hesaplara dayanıyor. Pekin, Tahran’ı Batı dünyasının ve özellikle ABD’nin uluslararası sistemdeki hakimiyetine karşı dengeleyici bir ortak olarak görüyor. Bu nedenle Çin, İran’ı hem diplomatik hem de ekonomik olarak desteklemeye devam ediyor. Askeri alanda ise doğrudan silah satışı yerine, drone ve füze üretiminde kullanılabilecek çift kullanımlı teknolojik bileşenlerin tedarik edilmesi gibi daha kapalı yöntemleri tercih ediyor. Bu yöntem, Çin’in resmi askeri ittifaklara girmeden veya büyük ölçekli silah transferlerinin risklerini almadan İran’ı güçlendirmesine olanak tanıyor.

Stratejik açıdan bakıldığında, ABD ile İran arasındaki gerilimin —topyekün bir savaşa dönüşmediği sürece— Çin’in çıkarlarına hizmet ettiği söylenebilir. Uzun süren bir gerginlik ve periyodik çatışmalar, Washington’ın dikkatini Orta Doğu’da tutarak ABD askeri ve siyasi kaynaklarının buraya bağlanmasına neden oluyor. Bu durum, Çin’e Hint-Pasifik bölgesinde, özellikle Tayvan üzerinde baskı kurmak için daha geniş bir hareket alanı sağlıyor. ABD Orta Doğu’daki krizlerle meşgulken, Pekin kendi bölgesinde daha rahat hamleler yapma fırsatı buluyor.

Ekonomi mi, Strateji mi? Enerji Hatlarındaki Belirsizlik

Olası bir savaş senaryosu, Çin’in stratejik çıkarları için karmaşık sonuçlar doğurabilir. Bir yandan, tam ölçekli bir savaş Çin’in en büyük petrol tedarikçilerinden biri olan İran’dan enerji akışının kesilmesine yol açabilir. Benzer bir durumun Venezuela’da da yaşanmış olması, enerji güvenliği konusunda Pekin’in endişelerini artırıyor. Ancak diğer yandan, bir savaşın ABD’yi tamamen Orta Doğu’ya hapsedecek olması, Çin’e bölgede ve küresel ölçekte kendisini kanıtlaması için uzun vadeli bir stratejik fırsat sunabilir. Pekin yönetiminin, uzun vadeli stratejik kazançlar için kısa vadeli ekonomik kayıpları göze alma konusunda tarihsel bir kararlılığa sahip olduğu biliniyor.

Yine de bu stratejinin Çin için ciddi riskleri de bulunuyor. Çatışmaların şiddetlenmesi durumunda İran, Pekin’den daha derin bir askeri destek talep edebilir. Bu durum, Çin’in doğrudan çatışmaya dahil olmasına ve ABD’nin misilleme yapmasına zemin hazırlayabilir. Zaten Washington, Ukrayna savaşında kullanılan İran drone’larında Çin menşeli bileşenlerin bulunması nedeniyle Pekin’i sert bir dille eleştiriyor. ABD ve İran arasındaki bir savaşta Çin’in görünür desteğinin artması, iki dev güç arasındaki gerilimi geri dönülemez bir noktaya taşıyabilir.

Körfez Ülkeleri ve İran Arasındaki Hassas Denge

Çin için bir diğer önemli zorluk ise Orta Doğu’daki müttefikleri arasındaki dengeyi korumaktır. Pekin, son dönemde İran’ı uzun vadeli bir tehdit olarak gören Körfez ülkeleriyle de bağlarını derinleştiriyor. Ancak son olaylar, Çin’in bu çelişkili ilişkileri yönetebileceğine inandığını gösteriyor. Özellikle bölgedeki çatışmaların ardından Pekin, bir yandan İran ve Körfez ülkeleriyle diyaloğunu sürdürürken, diğer yandan ABD’nin bölgedeki etkisine karşı ortak bir cephe oluşturmaya çalışıyor.

ABD ile İran arasında yaşanacak gerçek bir diplomatik başarı, ironik bir şekilde Çin’in stratejisini zorlaştırabilir. Eğer ilişkiler düzelirse, İran’ın Çin’e olan bağımlılığı azalacak ve iki ülkenin ortak düşman algısı zayıflayacaktır. Bölgesel istikrar ekonomik yatırımlar için iyi olsa da, daha az izole edilmiş bir İran, Çin için stratejik olarak daha az “kullanışlı” bir ortak haline gelebilir. Bu karmaşık denklemde Çin’in, barışçıl bir çözüm istiyormuş gibi görünürken aslında gerilimin kontrollü bir şekilde devam etmesini tercih ettiği söylenebilir.

Çıkış Yolu: Savaş mı, Yeni Bir Barış mı?

Orta Doğu, küresel güçlerin satranç tahtası haline gelmiş durumda. Bir yanda askeri seçenekleri masada tutan ancak diplomatik kapıları da aralayan bir ABD, diğer yanda ise gerilimi kendi lehine çevirmeye çalışan bir Çin bulunuyor. Bölge halkı ise bu devasa güç savaşının ortasında, huzur ve güvenlik içinde bir yaşamın özlemini çekiyor.

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler