Borsa
Remzi Özdemir: Halka Arzın Vebali
Son dönemde Türkiye borsasında art arda gelen halka arzlar, küçük yatırımcı açısından ciddi kayıplara yol açarken, piyasanın denetim ve değerleme mekanizmaları sert biçimde sorgulanıyor. Gazeteci-yazar Remzi Özdemir, sorunlu ve borçlu şirketlerin yüksek değerlemelerle borsaya taşınmasını “vicdani bir vebal” olarak nitelendiriyor.
Özet:
Son dönemde Türkiye borsasında art arda gelen halka arzlar, küçük yatırımcı açısından ciddi kayıplara yol açarken, piyasanın denetim ve değerleme mekanizmaları sert biçimde sorgulanıyor. Gazeteci-yazar Remzi Özdemir, sorunlu ve borçlu şirketlerin yüksek değerlemelerle borsaya taşınmasını “vicdani bir vebal” olarak nitelendiriyor.
Borsa mı, Kahvaltı Salonu mu?
Son dönemde borsaya gelen şirketlere bakıldığında, yatırımcı açısından iç acıtıcı bir tablo ortaya çıkıyor. Halka arz adı altında öyle şirketler piyasaya sürüldü ki, insan ister istemez “Burası borsa mı, yoksa kahvaltı salonu mu?” diye soruyor. Sanayi şirketi bulmak zor; sütçü, reçelci, peynirci, zeytinci derken, son olarak simitçi bile halka arz edildi. Üstelik bu şirketler, büyük bir furyayla sorgusuz sualsiz para topladı.
Bu dalganın doğal sonucu olarak yatırımcı sayısı 8 milyona dayandı. Herkes adeta altına hücum eder gibi borsaya koştu. Ancak sonuç ağır oldu: Yaklaşık 4 milyon yatırımcı ciddi kayıplar yaşadı. Kimi patron oyunlarına, kimi spekülatif hareketlere maruz kaldı. Birikimler eridi, umutlar söndü.

Borçlu Şirketler, Süslü Değerlemeler
Borsaya getirilen şirketlerin önemli bir kısmı, faaliyetlerini sağlıklı biçimde sürdüremediği için halka açıldı. Borcunu çeviremeyenler, inşaatını bitiremeyenler, nakit sıkışıklığını yatırımcı parasıyla aşmaya çalışanlar… Bugün borsanın gündeminde dolaşan büyük skandal da bunun somut bir örneği.
Bir otomobil kiralama şirketinin hissesi, sadece iki ay içinde 33 liradan 3 liraya düştü. Nedeni açık: Mali kriz. Oysa bu şirket yaklaşık 1,5 yıl önce halka açılmış, küçük yatırımcıdan 1,3 milyar lira toplamıştı. Bugün borçlarını ödeyemiyor, çekleri yazılıyor, son olarak 450 milyon liralık kupon ödemesini gerçekleştiremedi. Konkordato ihtimali konuşuluyor, ancak olan yine yatırımcıya oldu: Yüzde 85’e varan zarar.
Uyarılar Duyulmadı
Bu tablo bir gecede ortaya çıkmadı. Şirket borsaya geldiği gün birçok analist uyarıda bulundu. “Borçlu, sorunlu, riskli” denildi. Ancak bir aracı kurumun yoğun çabalarıyla halka arz gerçekleştirildi. Değerleme raporları süslendi, riskler arka plana itildi, olumsuzluklar görmezden gelindi.
Bu noktada eleştirilerin odağında yalnızca şirket yönetimleri değil, halka arz süreçlerine onay veren kurumlar da var.
SPK ve Aracı Kurumlara Sert Soru
Remzi Özdemir, başta Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) olmak üzere, aracı kurum yetkililerine şu soruyu yöneltiyor:
“Bunun vebali kimin boynuna?”
Para piyasalarında kazanmak da kaybetmek de mümkündür. Ancak batma aşamasındaki bir şirketi, hak etmediği bir değerlemeyle halka sürmenin sadece hukuki değil, vicdani bir sorumluluğu da vardır. Özdemir’e göre asıl sorun tam da burada başlıyor.
Borsa İstanbul’da Halka Arz Rüzgârı: Yılın Başında 4 Milyar TL Aşıldı
Sağlıksız Bir Piyasa Yapısı
Bugünkü borsa tablosu, piyasanın ne kadar dengesiz hâle geldiğini gösteriyor. Bir yanda yüzde 4.000 yükselmiş hisseler, diğer yanda yüzde 80–90 erimiş şirketler. Bazı fonlar uçarken, küçük yatırımcı adeta yerlerde sürünüyor.
SPK Başkanı’nın “Bazı fonlar manipülasyon yapıyor, biliyoruz” açıklaması ise eleştirileri daha da artırmış durumda. Aradan aylar geçmesine rağmen somut bir adım atılmaması, yatırımcı güvenini ciddi biçimde zedeliyor. Bu ortamda yatırımcı neden borsaya gelsin? Neden izin verilen halka arzlara güvenip parasını ortaya koysun?
Küçük Yatırımcıya Net Uyarı
Özdemir, mevcut şartlar altında küçük yatırımcıya borsaya girmesini tavsiye etmediğini açıkça söylüyor. Ona göre ortada sağlıklı işleyen bir piyasa yok. Sırf komisyon ve kâr uğruna niteliksiz, sorunlu şirketleri borsaya taşımak, milyonlarca insanın vebalini üstlenmek anlamına geliyor.
“Halka arz skandallarını yazmaya devam edeceğim,” diyen Özdemir, bu meselenin yalnızca bir para kaybı değil, aynı zamanda bir vicdan meselesi olduğunun altını çiziyor.
