Dünya Ekonomisi
Amiral Cihat Yaycı’dan Çarpıcı Değerlendirme: “İran Sahada mı, Sahnede mi?”
Orta Doğu’da artan askeri hareketlilik ve ABD-İran gerilimi sürerken, emekli Tümamiral Cihat Yaycı’dan dikkat çeken değerlendirmeler geldi. Bölgedeki uçak gemisi…
Orta Doğu’da artan askeri hareketlilik ve ABD-İran gerilimi sürerken, emekli Tümamiral Cihat Yaycı’dan dikkat çeken değerlendirmeler geldi. Bölgedeki uçak gemisi sevkiyatını, nükleer tartışmaları ve İran içindeki güvenlik zaaflarını yorumlayan Yaycı, yaşananların yalnızca görünen askeri gerilimle açıklanamayacağını savundu. Ona göre mesele sadece nükleer program ya da füze kapasitesi değil; daha derinde ekonomik, jeopolitik ve küresel güç mücadelesi var.
Yaycı, özellikle ABD’nin bölgeye birden fazla uçak gemisi görev grubu göndermesini “gambot diplomasisi” olarak nitelendirdi. Bu kavram, savaş ilan etmeden güç gösterisi yoluyla baskı kurma anlamına geliyor.
Uçak Gemileri Ne Anlama Geliyor?
Son dönemde ABD’nin Basra Körfezi ve Doğu Akdeniz hattına ek uçak gemisi görev grupları gönderdiği biliniyor. Yaycı’ya göre burada “bir gemi geldi” ifadesi gerçeği tam yansıtmıyor. Çünkü uçak gemisi tek başına gelmiyor. Onunla birlikte kruvazörler, muhripler, fırkateynler ve denizaltılar da konuşlanıyor. Üzerinde 80 ila 100 arasında savaş uçağı taşıyan bu platformlar, birçok ülkenin toplam hava gücüne eşdeğer bir kapasite anlamına geliyor.
Yaycı, iki uçak gemisi görev grubunun bölgedeki birçok ülkenin toplam hava kuvvetinden daha güçlü olabileceğini ifade etti. Bu nedenle söz konusu sevkiyatın sembolik değil, ciddi bir güç yığınağı olduğunu vurguladı.
Ona göre bu askeri hareketlilik doğrudan bir saldırıdan çok, masadaki müzakerelere baskı unsuru olarak değerlendirilmeli.
Gambot Diplomasisi ve Müzakere Masası
Yaycı’nın öne çıkardığı en önemli kavramlardan biri “gambot diplomasisi” oldu. Bu terim, bir ülkenin donanmasını kriz bölgesine göndererek karşı tarafa “İstediğimi kabul et, yoksa güç kullanırım” mesajı vermesi anlamına geliyor.
Yaycı, ABD’nin İran ile yürütülen dolaylı ve doğrudan görüşmelerde askeri gücünü bir baskı aracı olarak kullandığını savundu. Ona göre bu tablo, klasik bir müzakere sürecinden ziyade tehdit altında yürütülen bir pazarlık anlamına geliyor.
Bu yaklaşım, bölgede artan askeri varlığın sadece savunma amaçlı olmadığı yorumlarını da beraberinde getiriyor.
Nükleer Tartışma: Gerçek Tehdit mi, Gerekçe mi?
ABD’nin İran’dan temel taleplerinin nükleer program ve balistik füze kapasitesi olduğu biliniyor. Yaycı, İran’ın uranyum zenginleştirme oranının yüzde 60 seviyesine çıktığı iddialarına dikkat çekti. Nükleer silah için gerekli eşik oranının yüzde 90 civarında olduğu ifade edilirken, bu durumun uluslararası toplumda kaygı yarattığı belirtiliyor.
Ancak Yaycı, geçmişte “İran’ın nükleer kapasitesi tamamen imha edildi” yönünde yapılan açıklamaları hatırlatarak çelişkiye dikkat çekti. Eğer tesisler tamamen yok edildiyse bugün yeniden tehdit söyleminin gündeme gelmesini sorguladı.
Bu noktada nükleer konunun, daha geniş bir stratejik hedefin parçası olabileceğini öne sürdü.
“İran’ın İçinde Mossad mı Var?” Sorusu
Yaycı’nın en dikkat çeken ifadelerinden biri, İran içindeki güvenlik zaaflarına ilişkin oldu. İran’da üst düzey askeri ve istihbarat isimlerinin hedef alınarak öldürülmesini hatırlatan Yaycı, bunun ciddi bir istihbarat sızıntısına işaret ettiğini savundu.
Özellikle İran’ın istihbarat yapısında görevli bazı kişilerin yabancı bağlantılarının ortaya çıktığı iddialarına atıf yapan Yaycı, “İran yönetiminin içinde ciddi bir sızma olabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Bu durum, İran’ın dış tehditten çok iç güvenlik açıklarıyla karşı karşıya olduğu yorumlarını güçlendirdi.
Asıl Mesele Enerji ve Dolar mı?
Yaycı’nın analizinde en kritik başlıklardan biri ekonomi oldu. Ona göre İran’ın petrol, doğalgaz ve nadir toprak elementleri gibi stratejik kaynaklara sahip olması, gerilimin arkasındaki en önemli unsurlardan biri.
Yaycı, İran’ın enerji satışlarında dolar kullanmamasının ABD açısından ciddi bir tehdit olarak görülebileceğini savundu. İran’ın bazı ticaretlerini yuan, ruble, altın ya da barter yöntemiyle gerçekleştirdiğini belirten Yaycı, bunun dolar merkezli küresel finans sistemine meydan okuma anlamına geldiğini ifade etti.
Bu görüşe göre mesele yalnızca askeri değil, küresel ekonomik düzenin devamı ile ilgili.
Bölgesel Harita ve Yeni Düzen İddiası
Yaycı, Orta Doğu’da haritaların yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı iddiasını da gündeme getirdi. İran’ın etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden zayıflatılabileceğini, bölgenin küçük parçalara bölünmesi senaryolarının masada olabileceğini öne sürdü.
Bu çerçevede İran’ın sadece dış baskıyla değil, iç dengeler üzerinden de zorlanabileceği değerlendirmesi yapıldı.
Ancak bu tür iddialar, uluslararası düzeyde tartışmalı başlıklar arasında yer alıyor ve resmi makamlarca doğrulanmış bir plan bulunmuyor.
Sahada Savaş mı, Sahnede Tiyatro mu?
Yaycı’nın analizinde öne çıkan bir diğer ifade ise “jeopolitik tiyatro” oldu. Ona göre kamuoyuna sunulan görüntü ile perde arkasında yürütülen pazarlıklar farklı olabilir. Askeri yığınak, sert açıklamalar ve karşılıklı tehditler sahnede yer alırken; kapalı kapılar ardında enerji, ticaret ve güç paylaşımı konuşuluyor olabilir.
Bu bakış açısı, bölgedeki gelişmeleri yalnızca askeri hamlelerle değil, daha geniş bir stratejik perspektifle okumayı öneriyor.
Sonuç: Gerilim Çok Katmanlı
ABD-İran hattındaki gerilim; askeri güç gösterisi, nükleer tartışmalar, istihbarat savaşları ve ekonomik rekabet gibi birçok boyutu içinde barındırıyor. Emekli Tümamiral Cihat Yaycı’nın değerlendirmeleri, özellikle enerji ve dolar merkezli sistem üzerinden yapılan analizlerle dikkat çekiyor.
Ancak bölgedeki gelişmelerin yönü, önümüzdeki dönemde atılacak diplomatik ve askeri adımlarla netleşecek. Şu an için görünen tablo, masada müzakere varken sahada güç gösterisinin devam ettiği yönünde.
Kaynak: GZT
