Sosyal Medya

Güldem Atabay

Güldem Atabay: Ekonomide tavşana tut tazıya kovala dönemine hoş geldiniz

Seçimler bitti, Cumhurbaşkanı Erdoğan üçüncü kez zaferini ilan etti. Hemen kapının önünde duran ekonomik sorunlar belli. Özetlersek, yüksek enflasyon, döviz…

Güldem Atabay: Ekonomide tavşana tut tazıya kovala dönemine hoş geldiniz

Seçimler bitti, Cumhurbaşkanı Erdoğan üçüncü kez zaferini ilan etti. Hemen kapının önünde duran ekonomik sorunlar belli. Özetlersek, yüksek enflasyon, döviz rezervleri yokluğuna karşılık devam eden çoklu döviz talebi ve içinden nasıl çıkılacağı bilinmeyen 121,5 milyar dolarlık KKM hesapları. Etkisizleştirilen politika faizi hariç diğer tüm faizlerin çoktan yükselmiş olduğunu, çoklu kur-çoklu faiz döneminde olduğumuzu atlamayalım tabii.

Kısaca konumuz, seçimi kazanmak için kamu kaynaklarının ülkenin değil sadece bir partinin lehine kullanılması sonucunda kol mesafesinde duran bir ödemeler dengesi krizi riski.

Ancak daha Cumhurbaşkanlığı Kabinesi açıklanmadığı için bu acil dertlere nasıl bir çözüm bulunacağını bilmiyoruz. İktidar değişmediğine ve ekonomi bilimine uygun politikalar dönülmeyeceği ifade edildiğine göre kolay bir çıkış yolu da mümkün görünmüyor.

28 Mayıs gecesinden bu yana geçen sayılı günde elde ufak tefek işaretler var.  Seçim öncesi dönemde rezervleri köküne kadar satmayı göze alarak yapılan TL’de baskılama çabası, yerini TL’de değer kaybına bırakmakta. Rezerv satışlarının sona ermediğine bakarak TL’de değer kaybının “kontrolden çıkmadan” yapılmaya çalışıldığını anlıyoruz.

KKM tarafında bankaların finansal sağlığını tehdit edecek dereceye varan opsiyonlu faiz ödemelerinde de bir sona varılmış görünüyor. Çok düşük faizden tahvil alım cezasına çarptırılan bankaların zorunlu liralaşma oranlarında bir indirim yapılacağı haberi ortalıkta. Hiçbir şey ise net değil, TCMB ve BDDK’dan şeffaf açıklamalar yok.

Net olan sadece Erdoğan’dan gelen açıklamalar. Seçim gecesi düşük faiz politikasına devam dedikten sonra Cumhurbaşkanı dünkü konuşmasında “vatandaşı enflasyona ezdirmeme politikasına sıkı sıkıya bağlı olduklarını” tekrar etti. Enflasyonu düşürme hedefi koymadı. Anlamamız gereken şimdi TL de değer kaybederken enflasyon nereye koşarsa koşsun, büyümeden ödün vermeyecek Erdoğan’ın fiyat artışlarının yol açtığı refah kayıplarını telafi edecek olması.

Ekonomist olduğunu tekrar eden Cumhurbaşkanı’nın sözlerinin ekonomik terimle meali, mali genişleme adımlarının devam edeceği.

Zaten neden olmasın?

Ufukta yerel seçimler var. Hedef 28 Mayıs gecesinden belli: İstanbul ve Ankara’da AKP’yi iktidar yapmak. Anadolu irfanına övgüler düzen Cumhurbaşkanı, yaşanan sert ekonomik sıkıntılara karşılık gelir ve sosyal transferlerde geriden de gelse düzeltme yaptıkça oy tabanını kendine bağımlı tutabildiğini bir kez daha keşfetmiş olmanın rahatlığı içinde elbette. Bu da Mart 2024 yerel seçimlerine kadar bozulan mali disiplin açısından, yüksek enflasyonla mücadele gereği olarak harcamalar tarafına bir terbiye gelmeyeceğini gösteriyor.

Fakat tabii iş döviz rezervlerindeki akut kriz haline gelince, tıkanıyor. Rezerv yaratacak “değişim satmak” iktidarın yerel seçimde de bekası açısından yaşamsal önemde. Eş-dost ülke swap ve döviz mevduatlarıyla seçime kadar ittirilen düzen 28 Mayıs öncesindeki son günlerde şirketlere döviz satışlarının neredeyse sıfırlanmasına varmıştı. Bu süreçte rezervlerde açılan 75 milyar dolarlık gedik Batı’dan sermaye çekmeden kapatılamayacak ölçekte. Bir parmak bal olarak dış ilişkilerde biraz toparlanma yanında asıl koz Mehmet Şimşek yeniden sahnede.

Bu sefer rezervlerin eksi seviyesi ve 10 ay sonraki seçim nedeniyle ekonomideki riskler çok daha yüksek. Bu da ufukta beliren Şimşek’in döneminin daha uzun soluklu olabileceğini düşündürüyor.

Bakan olarak, Cumhurbaşkanı danışmanı veya yardımcısı olarak adı geçen Şimşek’in de bir pazarlık içinde olduğu ziyaret sayısından belli. Basına yansıyana göre Şimşek’in istediği iki şart var: İstediği atamayı yapacağı özgürlük sağlanması ve epistemolojik yarılmalardan uzaklaşarak Ortodoks ekonomi politikalara geri dönüş.

İlk isteğinin satır aralarından TCMB Başkanı, TÜİK Başkanı gibi Erdoğan’ın seçim zaferine katkı sağlamış ancak ülkenin dış sermaye çekmesinin şart olduğu bu günlerde güvenirliği sıfıra inmiş isimleri değiştirmeyi hedeflediğini anlıyoruz. Yazılana göre Erdoğan bu konuda Şimşek’e onay vermiş durumda. Ancak iş “nas” konusuna bağlanan faiz politikasına gelince, seçimden güçlü çıkan Erdoğan’ın yeşil ışık yakmadığını izlemekteyiz.

Fakat döviz yokluğu öylesine yakıcı bir aşama hâlindeki, Erdoğan’ın faiz kısmında da Şimşek’in isteklerine onay vermesi kaçınılmaz görünüyor. Erdoğan açısından TCMB rezervlerinin yokluk seviyesi, Nisan itibarıyla hâlen %42 artan dış ticaret açığı, 200 milyar doları aşan 12 aylık dış borç ödemeleri ve derinde bir yerde KKM’nin döviz endeksli mevduat olduğu gerçeği bilinci, Şimşek’in faiz konusunda da Erdoğan’ı ikna etmesini kaçınılmaz hâle getiriyor.

Zaten büyük resimde Şimşek ve Erdoğan anlaştıktan sonra faiz koridoruna geri dönerek ya da yeni bir formül üreterek %8,5 varmış gibi gösterip fonlama faizini yükselmek işin kolay kısmı. Nasıl olsa geçmişte de yapıldı. O dönemde, çoklu faiz yarattığı belirsizliklerle enflasyonda yeni ve ılımlı bir yükselme dönemi başlatmıştı, ama olsun. Cumhurbaşkanı ilan etti: şu an enflasyonun yükselmesi nasıl olsa kamu harcamalarını artırarak telafi edilecek. Öncelik döviz bulmak.  Bunun için gereği yapılacak.

Genişlemeci bir maliye politikası Erdoğan’ın planı. Yanındaysa, başta Mehmet Şimşek olmak üzere TCMB, BDDK gibi kurumlara bezenen flaş isimler eşliğinde 10-12 aylık bir doğru para politikası. Önden TL’ye değer kaybı, faiz artışları. Adını koyarsak Şimşek’le bize gösterilen mali disiplin bacağı ve kaynak eksiği olan bir güdük IMF programı.

Ancak geçmiş deneyimler hafızasını yük olarak taşıyanlar için bir dert Türkiye’de.

Mehmet Şimşek’in bu “uluslararası piyasalarda kredibilitesi yüksek kurtarıcı” olarak geri dönüşü daha çok yakın bir zamanda izlediğimiz, piyasalara dört ay ancak süren bir vaha dönemi yaşatan “TCMB Başkanı Naci Ağbal-Maliye-Hazine Bakanı Lütfi Elvan” tecrübesini çağrıştırmakta. Bu sefer rezervlerin eksi seviyesi ve 10 ay sonraki seçim nedeniyle ekonomideki riskler çok daha yüksek. Bu da ufukta beliren Şimşek’in döneminin daha uzun soluklu olabileceğini düşündürüyor.

Ama mevcut dönemde düşünmek, buna bağlı tahmin yapmak ve uyarmak gereksiz bir lüks. Elde olana bakmakla sınırlıyız.

Genişlemeci bir maliye politikası Erdoğan’ın planı. Yanındaysa, başta Mehmet Şimşek olmak üzere TCMB, BDDK gibi kurumlara bezenen flaş isimler eşliğinde 10-12 aylık bir doğru para politikası. Önden TL’ye değer kaybı, faiz artışları. Adını koyarsak Şimşek’le bize gösterilen mali disiplin bacağı ve kaynak eksiği olan bir güdük IMF programı.

Buna neden ihtiyaç duyulma aşamasına geldiğimizi seçimler bittiğine ve iktidar tazelendiğine göre düşünmeye gerek yok. Ancak yine de insan gizli gizli merak ediyor tabi.

Hukukta, ekonomide, adalette basiretli politikalara bir paket olarak dönmeyince, TL ve enflasyonda kaçan kovalandıkça bu gidiş nereye varır?

Tavşana tut tazıya kovala politikalarını izleyip görme dönemindeyiz.

PolitikYol

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler