Sosyal Medya

Doç.Dr. Evren Bolgün

Doç.Dr.Evren Bolgün | Yeni Soğuk Savaş Ortamına Girerken Ekonomimiz Ne Kadar Işıldayacaktır?

Dün akşam itibarıyla bu hafta için Türkiye ekonomisinin mevcut ekonomik görünümüne yönelik kısa bir değerlendirme yazısı yazmayı düşünmüştüm. Malum önümüzdeki…

Doç.Dr.Evren Bolgün | Yeni Soğuk Savaş Ortamına Girerken Ekonomimiz Ne Kadar Işıldayacaktır?

Dün akşam itibarıyla bu hafta için Türkiye ekonomisinin mevcut ekonomik görünümüne yönelik kısa bir değerlendirme yazısı yazmayı düşünmüştüm. Malum önümüzdeki hafta Pazartesi saat 10:00 itibarıyla Türkiye’nin 2021/4.çeyrek büyümesini öğrenmiş olacağız. Çift haneli “%11” seviyelerine yaklaşan düzeyde yüksek bir büyüme oranı ile geçtiğimiz yılı kapatmış olacağız. Ancak 2022 yılının çok daha düşük bir büyüme ile kapanması beklenmektedir. Bu çerçevede sizlere reel kesim güven endeksi, kapasite kullanımı, kredi kartı harcamaları, kredi artış trendleri, perakende satışlar, sanayi üretimi, dış ticaret dengesi, istihdam, vs gibi birtakım makro ekonomik verileri bir araya getirerek ekonomimizdeki ışıldamayı daha fazla analiz etmek isterdim ancak Türkiye’nin ekonomik görünümünden halihazırda çok daha fazla aciliyet arz eden Rusya-Ukrayna savaşının Türkiye ekonomisine olası etkileri üzerinden bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Hatırlayacağımız üzere soğuk Savaş kavramı İkinci Dünya Savaşı sonrasında, temelde ABD ile SSCB arasında gelişen düşmanca ilişkileri ve ideolojik çatışmayı tanımlamak için kullanılmıştır. Bu çatışma kendisini açık askeri eylemlerle değil, ekonomik baskı, propaganda ve silahlanma yarışıyla göstermiştir. Soğuk Savaş dönemi içinde büyük devletler, özellikle ‘’Süper Devletler’’, ideolojik aşılamalarda bulunmak veya kendilerine avantajlar sağlamak için daha küçük ve daha zayıf devletlerin iç işlerine karışmışlardır. Bu dönem için çoğunlukla Churchill’in 1946’daki ‘’demir perde’’ konuşması başlangıç, 1989 da Berlin Duvarının yıkılışı veya 1991 de SSCB nin dağılması da bitiş olarak kabul edilmektedir. (1)

Soğuk Savaş döneminde, bu iki ülke iki kutuplu bir dünyada egemenlik alanlarını korumak, hatta genişletmek için mücadele ettiler. Bunun için bir yandan büyük bir silahlanma yarışına girişirlerken, bir yandan da kendi ideolojilerini dünyaya kabul ettirmeye çalıştılar. (2)

İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra Soğuk Savaş döneminde dünya siyasetini ABD ve Rusya yönlendirmeye başlamıştır. Bu iki güçlü devlet bu yeni dönemde birbirlerinden farklı politikalar benimsemişlerdir.

ABD, Monroe Doktrini’nin açıklanmasından beri dışişlerinde izlediği yalnızcılık politikasına son vererek, diğer devletlerle ittifaklar yapma politikasını yani, kıtasının dışındaki devletlerle işbirliğine girişme dönemini resmen ve açıkça başlatmış olmuştur. (3)

Sovyetler ise, yayılmacı bir siyaset izlemenin yanı sıra, teknolojik manada ABD ile bir yarış içerisine girmiştir. Komünizmin yayılmasına karşı olan devletler ise, SSCB karşısında birleşme yolunu tercih etmiştir. İki dünya görüşünün çatışması sonrasında, Sovyetlerin önderliğinde Doğu Bloğu ile ABD önderliğindeki Batı Bloğu ortaya çıkmıştır. (4)

İkinci Dünya Savaşı sonu itibarıyla daha açık hale gelen mücadelede Türkiye kendisini Batı bloğunda konumlandırma gayretine girmiştir. Savaşta izlediği tartışmalı tarafsızlık politikası sonucunda savaşın galipleri tarafından eleştirilere maruz kalması, İnönü başta olmak üzere iktidar çevrelerinde savaş sonrası Sovyet yayılmacılığı tehdidi karşısında Türkiye’nin yalnız kalacağı endişesini yaratmıştır. İnönü, Türkiye’yi demokratik dünyanın tarafında konumlandırmak adına çok partili hayata geçiş gibi içe ve dışa dönük politikalar geliştirmek durumunda kalmıştır. Bu bir anlamda da o yıllarda Atatürk’ün modernleşme ve güvenlik eksenli politikaların bir devamı veya gereği idi. Soğuk Savaş’ın başlangıcında İnönü liderliğindeki Türkiye’nin dış politikada temel hedefi Sovyet tehdidinin önlenmesi ve buna bağlı olarak Batıyla siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda işbirliğini geliştirebilmekti. (5)

Bu haftaki yazıya uluslararası ilişkiler bağlamında kısa bir hatırlatma girişi ile başlamamın temel nedeni, başlıkta da ifade ettiğim şekilde Dünya’nın Putin tarafından daha önce Gürcistan ve Kırım’da uyguladığı işgal politikası yaklaşımını Batı tarafından uzun bir süredir desteklenen Ukrayna politikaları nedeniyle Rusya’nın Batı ile yeni bir soğuk savaş dönemine geçme olasılığının yükselmesidir.

Rusya ile Ukrayna arasında başlayan sıcak savaş durumu maalesef ki Türkiye ekonomisini yine ters ayakta yakalamış durumdadır. Türkiye’nin özellikle enerji, turizm, tarım, gıda ürünleri yoğun olmak üzere Rusya ve Ukrayna ile önemli ticari ilişkileri bulunmaktadır. TUİK 2021 verilerine göre Rusya $5,8 Milyar ile Türkiye’nin ihracatında 10. sırada yer almaktadır.  Ukrayna ise, $2,9 Milyar ile 20. sırada yer almaktadır. Türkiye’nin ithalat tarafında ise, Rusya $29 Milyar ile 2. sırada, Ukrayna ise, $4,5 Milyar ile 12.sırada yer almaktadır. Neticede toplam dış ticaret büyüklükleri açısından değerlendirdiğimizde Rusya $34,8 Milyar düzeyinde iken, Ukrayna ise, $7,4 Milyar düzeyinde bulunmaktadır. Sonuç olarak her iki ülkenin toplamı Türkiye’nin dış ticaretinde $42,2 Milyar düzeyinde bir büyüklüğe sahip bulunmaktadır. Oldukça yüksek bir miktarda dış ticarete sahip olduğumuz bu 2 ülkenin sıcak savaş ortamına geçmiş olması 2022 yılında Türkiye ekonomisini Turizm, Enerji, İnşaat, Tarım/Gıda sektörleri başta olmak üzere olumsuz yönde etkileyecektir.

Yine TUİK verilerinden yola çıkarak olayın ekonomik etkilerine devam edecek olursak Rusya ve Ukrayna piyasası Türkiye’ye gelmekte olan toplam yabancı turistlerin yaklaşık %27,5’unu oluşturmaktadır. Özellikle Mart ve Nisan aylarında yapılmakta olan yaz tatili rezervasyonlarının seyri mevcut ortamın devam etmesi durumunda önemli ölçüde sekteye uğrayacağı çok açıktır.

Ukrayna son yıllarda ikili ilişkileri özellikle askeri/savunma alanında gelişme kaydetmesinin ardından Türkiye’ye en çok turist gönderen 3. ülke konumundadır. 2020 pandemi ortamında dibe vuran turist sayısı ve turizm geliri döneminin ardından 2021 yılı sonunda Ukrayna’dan Türkiye’ye gelen turist sayısı %100 artış kaydederek 2 Milyon 18 Bin kişi ile Almanya’nın ardından üçüncü sıraya yükselmiştir. 2020 yılında Covid-19 sebebi ile dibe vuran turizm sektörü 2021 yılında derin açılan yaraların bir kısmını sarmakla geçirmiştir. Özellikle Rusya’nın Türkiye yasağını kaldırmasından itibaren yılın genelinde toplamda bir önceki seneye kıyasla ülkemize 10 milyon kişiye yakın turist akışı gerçekleşmiştir. Böylece 2021 yılında Türkiye’ye gelen Rus turist sayısı 4,5 Milyon kişiye ulaşmıştır. 2020 yılında 2 Milyon adet Rus turist ülkemize gelmişti. Netice itibarıyla 2021 yılı genelinde Rusya ve Ukrayna’dan 6,5 Milyon kişinin biraz üzerinde turist ülkemize gelmiştir. Turistlerin kişi başına ortalama $865 tutarında bir harcama yaptıklarını dikkate aldığımızda yaklaşık $5,6 Milyar tutarında bir turizm gelirini Rusya ve Ukrayna’dan kazanmaktayız. Sıcak savaş koşullarının yaz aylarına kadar sürmesi durumunda bu gelirin büyük bir kısmından mahrum kalacağımız çok açıktır.

Türk iş insanlarının Ukrayna’da $4,5 Milyar civarında bir yatırımı bulunmaktadır. 700’e yakın Türk firmasının Ukrayna’da faaliyette bulunduğunu, 30 bine yakın bir istihdamın gerçekleştiğini dikkate aldığımızda Ukrayna pazarının da öyle çok hafife alınır bir yanının olmadığı da çok açıktır.

Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkani Erdal Eren’in vermiş olduğu bilgiler uyarınca Türk müteahhitlerin Rusya’da yapımı devam eden projelerinin toplamı $21 milyar’dır. Eren, 1972’den bu yana Türk müteahhitler için en önemli pazar olan Rusya’da $95 milyar dolarlık iş üstlenildiğini açıklamıştır. Sadece 2021 yılında Rusya’da 30 proje üzerinden üstlenilen taahhüt bedellerinin toplamı $11 milyar’dır. 1972 yılından bugüne kadar Ukrayna’da üstlenilen proje toplam tutarı ise yaklaşık $9 Milyar’dır. Dolayısı ile inşaat sektörü açısından da her iki ülkenin Türkiye’ye önemli döviz geliri katkısı sağladıkları açıktır.

Bu iki ülkenin yaşamakta olduğu sıcak savaş ortamında en hassas olduğumuz bir diğer sektör ise, enerji’dir. Geçtiğimiz yıllarda yapılan doğalgaz ve petrol anlaşmaları bugün itibarıyla $100’ın üzerine çıkan Brent Petrol fiyatı ile bir başka faza doğru evrilmektedir. Türkiye malum doğalgaz üzerinden elektrik üretmektedir. 2021’de Rusya’dan yaklaşık 61 Milyar m3 tutarında doğalgaz aldık. Yani Türkiye’nin yıllık toplam doğalgaz ithalatının %40 kadarını Rusya karşılamaktadır. Türkiye savaş karşısında Ukrayna yanında yer alacak olması durumunda Rusya’nın gazı kesme riski ile karşı karşıya kalabilecek iken, NATO ilkeleri gereğince hareket etmesinin beklendiği ihtimal dahilinde Rusya’dan kaynaklanabilecek enerji arz kesintilerinin Katar, Azerbeycan, Nijerya,..vs gibi diğer üreticilerden kısmen karşılanması gibi durumlarla da karşı karşıya kalabiliriz.

Tarım/Gıda alanında ise, Türkiye Rusya’dan ve Ukrayna’dan buğday almaktadır. Ayçicek, Kuru Bakliyat,..vs gibi tarım ürünlerinin ithalatına yıllık $4 Milyar civarında bir miktar ödemekteyiz. Ayrıca Rusya’ya domates, biber, limon, turunçgiller,..vs başta olmak üzere $1,5 Milyar civarında tarım ürünlerinden oluşan ihracatımız bulunmaktadır.

Özellikle 2 yıldır yüksek kur, düşük faiz, yüksek üretim, yüksek ihracat, cari fazla söylemi üzerinden ilerleyen iktidarın 2022 ekonomik planlarının bu hafta itibarıyla altüst olduğu çok açıktır. 2021 yılı sonu itibarıyla Türkiye’nin enerji dengesi -$42 Milyar’dır. Geçtiğimiz yıl sonu itibarıyla Brent tipi petrolün varil fiyatının $77’dan bugün $102’a sadece 2 ay sonunda %32 yükseldiğini göz önüne aldığımızda 2022 yılına dair enerji ithalat maliyetlerimizin oldukça yükseleceği de nettir. Geçen seneyi yaklaşık $15 Milyar tutarında cari açık ile kapatmış olan Türkiye’nin cari açık faturasının da artacak olan enerji maliyetleri ile beraber hızla yükseleceği çok açıktır.

Yapılan hesaplamalara göre petrol fiyatlarındaki her $10’lık yükselişin Türkiye’nin Cari Açığı $4,5 Milyara yakın bir düzeyde yükseltmektedir. Brent tipi petrol fiyat ortalamasının 2022 yılında $100 seviyesinde kalması durumunda, Cari Açık $10 Milyar, $110 seviyesinde gerçekleşmesi durumunda ise, $15 Milyar ekstra bir maliyet ortaya çıkacağını düşünmemiz gerekmektedir. Kısa vadede sıcak savaş durumunun şiddetlenmesi durumunda ise, Brent tipi petrol fiyatının $130-$150 seviyelerine kadar yükseliş ihtimalinin de bulunduğunu yabancı araştırma grupları tarafından telaffuz edilmeye başlamış bulunmaktadır.

Özellikle 2020 yılı ortasındaki tam kapanma döneminde kısa bir süreliğine gerileyen petrol fiyatları 2020 yılından itibaren hızlanan bir ivme ile yoluna devam etmektedir. Ancak bölgemizde yaşanan bu son hadise enerji maliyetimizde açacağı hasarın büyük olabileceğini göstermektedir.

Dilerim ki sıcak savaş ortamı uzun sürmez ve insanlar ölmeye devam etmez.

Son Söz: “Dünya’da yeterince acı var. Daha fazlasını düşünmek bile istemiyorum.” – Agatha Christe

Kaynaklar

  1. Baskın Oran, Türk Dış Politikası, İletişim Yay., C.I , 17.Baskı, İstanbul, 2012, s.536
  2. Onur Öymen, Silahsız Savaş (Bir Mücadele Sanatı Olarak Diplomasi), Remzi Kitabevi, 7. Basım, İstanbul, 2011, s. 111.
  3. Rıfat Uçarol, Siyasi Tarih (1879-2014), Der Yayınları, 10. Basım, İstanbul, 2015, s. 943.
  4. Ahmet Çelik, Soğuk Savaş Süreci ve Türkiye’ye Etkileri, Doktora Tezi, Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ, 2018, s. 114.
  5. Cihat Göktepe, Süleyman Seydi, ‘’Soğuk Savaş Başlangıcında Türk Dış Politikası’’, Bilig, S:72, (Kış, 2015), s. 197-198.

 

 

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler